M.Şükrü HANİOĞLU
Geleneksel siyaset yapma biçimimiz haline gelen "cepheleşme," ilkelere dayalı olmayan, olanları da törpüleyen "iktidara muhalefet" temelli siyaset yapımını sürekli biçimde yeniden üretmektedir
Toplumumuzda siyaset hakkında sıklıkla dile getirilen şikâyetlerden birisi de "kutuplaşma"dır. Buna göre iktidar ile muhalefet arasında yaratılan "her siyaset ve uygulamayı eleştirme" ilişkisi gereksiz bir gerginlik ve çatışmaya neden olmaktadır. Bu basitleştirici yaklaşıma karşılık "kutuplaşma" olarak kavramsallaştırılan bu gelişme gerçekte çok daha derin bir sorunun varlığını ortaya koymaktadır.
İktidara karşı "cephe"
Siyasî hayatımızda uzun bir geçmişi bulunan "kutuplaşma," siyasetin yapılanma ve örgütlenme biçiminden kaynaklanan yapısal bir sorundur. Liderlerin buluşarak "ortamı yumuşatmaları" benzeri girişimlerle çözülmesi mümkün olmayan bu soruna cevap verilebilmesi ise ciddî bir dönüşümü gerekli kılmaktadır.
Partilerin ortaya çıktığı 1908 öncesinden başlayan ve İkinci Meşrutiyet döneminde ivme kazanan "kutuplaşma" gerçekte iktidara karşı "birleşik cephe" oluşturma yaklaşımının ürünü olup, bir asrı aşkın süredir siyasetimizin yapısal bir özelliği haline gelmiştir.
Literatürde Jön Türk muhalefeti olarak adlandırılan ve II. Abdülhamid rejiminin tüm muhaliflerinden oluşan "cephe," farklı siyaset ve dünya görüşlerine sahip birey ve örgütlerden oluşmaktaydı. Bu örgütlerin en önemlisi olan Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti de Jön Türklüğün bu özelliğini yansıtırdı. Paris teşkilâtı pozitivist Ahmed Rıza Bey'in denetiminde olan örgütün Mısır şubesini Hoca Muhiddin liderliğindeki ulema idare ederken, Cenevre merkezini Ludwig Büchner hayranı materyalist doktorlar yönlendirirdi. Birbirleriyle neredeyse hiçbir konuda anlaşamayan bu kişilerin tek ortak noktası sultanın rejimine muhalefetti.
1902 ve 1907 yıllarında toplanan "Umum Muhalifîn Kongreleri" ile güçlendirilmeye çalışılan bu "cephe"nin iktidara getirdiği İttihad ve Terakki de kendisine karşı yeni bir muhalefet koalisyonunun oluşmasına neden olmuştur.
Jön Türk muhalefeti gibi İttihad ve Terakki karşıtı "cephe" de ulemadan etnik milliyetçilere, liberallerden eski rejim taraftarlarına ulaşan bir yelpazeye yayılıyordu. Bu "cephe"yi oluşturan, farklı dünya görüşleri ve siyasetleri benimseyen birey ve örgütlerin de tek ortak noktası "İttihadçılığa muhalefet" idi.
Tarihî süreç değerlendirildiğinde Komüntern'in yönlendirmesiyle 1934-1939 yılları arasında oluşturularak Fransa, İspanya ve Şili'de iktidara gelen anti-Faşist cepheler, Osmanlı son dönem siyasetinde muhalefetin temel örgütlenme biçimini yansıtıyordu.
En güzel örneği Fransa'daki Front populaire olan bu yapılanmalardan farklı olarak Osmanlı "muhalefet cepheleri" katılımcıların kendi yaklaşım ve tezlerini hızla bir kenara bırakarak "iktidara karşıtlık"ı temel siyaset haline getirdikleri örgütlenmelerdi. Ahrar, Hürriyet ve İtilâf Fırkası benzeri örgütlenmeler Front populaire gibi farklı eğilimlerin geçici koalisyonundan ziyade ortak düşmanı devirmekten başka bir amacı olmayanların bu paydada birleştikleri ve iktidar karşıtlığının "ideoloji" işlevi gördüğü yapıları yansıtıyorlardı. Temel sorun "iktidara karşıtlık"ın" düşünce ve ilkeleri törpüleyerek "ideoloji" haline gelmesiydi.
Bunun nedeni de Fransa'dan farklı olarak, siyasî partilerin felsefî temelleri olan düşünceleri temsil etmeyen yapılanmalar olmasıydı. İttihadçı karşıtlığı, sınırlı sayıda liberalin eleştirisi istisna edilirse, bizzat İttihadçı siyasetlerin oluşturduğu bir yaklaşım biçimiydi.
Diğer bir ifadeyle muhalifler belirli bir düşünce, program ve yaklaşımı dile getirmekten ziyade, iktidarın uygulamalarına karşıtlık üzerinden siyaset üretiyorlardı. Bu nedenle de "kutuplaşan" siyasetin de belirleyicisi "iktidar" oluyordu. Onun uygulamaları "muhalefet"in gündemini de belirliyordu.
Cumhuriyet cepheleri
Cumhuriyet, Osmanlı siyasetinden devraldığı "cephe" geleneğini sürdürdü. Çok partili yaşama geçişe kadar Tek Parti karşıtı "cephe," örgütlenememesine karşın "iktidar karşıtı koalisyon" özelliğini sürdürdü. Demokrat Parti de özellikle ilk muhalefet yıllarında muhafazakârlardan sosyalistlere ulaşan bir yelpazedeki bireylerin katıldıkları bir "cephe" niteliğindeydi. Burada önemli olan "Tek Parti karşıtlığı"nın birleştirici çimento" işlevi görmesi ve ideoloji karakteri kazanmasıydı.
II. Abdülhamid döneminden beri siyasetimizin temel hususiyetlerinden birisi olan "cepheler" 1950 sonrasında da varlıklarını sürdürdüler. İlginç olan İttihad ve Terakki, Demokrat Parti gibi "muhalefet cepheleri"nin iktidara getirdiği yapıların da karşıt "cephe"lerin oluşumunu tetiklemiş olmasıdır.
Cepheler yeni iktidar oluşumunun gerçekleşmesi sonucunda dağılmakta, egemen unsur yeni bir güç merkezi yaratmakta, bu ise eski müttefiklerinin de katıldığı bir karşı cephenin inşa zeminini hazırlamaktadır. Bunun temel sorunu düşüncelere ve ilkelere dayalı olmayan, olanları da törpüleyen "iktidara muhalefet" temelli siyaset yapımının sürekli biçimde yeniden üretilmesidir.
Bu açıdan bakıldığında vesayet düzeni karşıtı koalisyonun iktidara getirdiği bir yapılanmanın da bazıları eski müttefikleri olan yeni bir muhalefet "cephe"sinin oluşumunu tetiklemiş olması şaşırtıcı değildir. Geçmişteki örneklerde görüldüğü gibi bu cephe de bir düşünce ve programdan ziyade "iktidar ve lideri"ne muhalefet çerçevesinde siyaset üretmektedir. Bu nedenle muhalefetin temel tez ve gündemini belirleyen de tıpkı eski örneklerde görüldüğü gibi "iktidar" olmaktadır.
Kutuplaşma değil zafiyet
Türkiye'de liberal ve sol hareketlerin geleneksel zayıflığı, milliyetçiliğin neredeyse tüm siyaset tarafından içselleştirilmiş olması, CHP'nin sosyal demokrasi söylemine karşın herhangi bir temel düşünce ve siyaset yaklaşımını temsil etmemesi günümüzde de "kutuplaşma" olarak nitelendirdiğimiz cephelerin doğuşuna neden olmaktadır.
Bu cepheleşme ise düşünsel boyutu kuvvetli, belirli programları savunan siyasetin zemin kaybetmesine ve iktidarın belirlediği gündem etrafında tartışmanın "siyaset yapımı" olarak kavramsallaştırılmasına yol açmaktadır. Düşünce boyutu oldukça kuvvetli bir program kaleme almış olan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi'nin dahi tezlerinin önemli bir bölümünü iktidarın uygulamaları üzerinden üretmesi bu tür siyaset üretiminin ne denli içselleştirildiğini ortaya koymaktadır. Bunda iktidar mücadelesinin iki kutbundan birisi olan kalkınmacı muhafazakârlığın da düşünsel temelleri güçlü siyaset üretememesinin payı vardır.
Sıklıkla yakınılan ve "kutuplaşma" olarak nitelendirilen olgu yapısal bir sorunun neticesidir. Bu nedenle siyaset; ilke, program ve düşünceler çerçevesinde yapılmadıkça, "kutuplaşma," iktidarlar ile karşı cepheler arasındaki temel ilişki biçimi olmayı sürdürecektir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları


































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.11.2018
12.11.2018
5.01.2018
29.10.2018
22.10.2018
15.10.2018
24.09.2018
16.09.2018