Murat BELGE
İnsanlık tarihinde çok önemli şeyler olurken doğa istifini bozmaz, kendi düzenini bildiği gibi devam ettirir. Fransa’da kitleler Bastille’i zapteder veya Lenin Finlandiya Garı’nda trenden inerken ya da Enola Gay’den atom bombası Hiroşima’ya düşerken güneş aynı saatte doğup aynı saatte battı, rüzgâr esti, ağustosböcekleri öttü vb. Yalnız bunlara bakan insanlar, bir yerlerde dünyanın gidişini değiştirecek olaylar olduğundan habersiz, hayatlarının bir olağan gününü daha yaşadılar.
Bir süredir Türkiye’de varolan ve hareket eden bir süreç de, istifa eden bir süreç de istifa eden generallerle birlikte, geri dönülmez bir aşamasına erişmiş oldu. Hayat, hiç böyle bir olay olmamış gibi devam ettikçe, bu “geri dönülmezlik” de perçinleniyor.
Bunun farkında olmayanlar vardır tabii. Ama zaman aktıkça, şöyle ya da böyle, farkına varacak, davranışlarını buna göre duruma uyduracaklardır. Bir biçimde farkında olan, ama bundan hiç hoşnut olmayanlar da var. Bunların bir kısmı, bu değişim yüzünden bir şeyler, önemli bir şeyler kaybetmek durumunda olanlar; dolayısıyla niçin hoşnut olmadıklarını anlamak kolay. Bir kısmıysa bundan ötürü, nesnel olarak, bir şey kaybetmiyor, gene de hoşnutsuz. Onları anlamak o kadar kolay değil.
“Devrimci”ler var, örneğin. Bunlar 12 Mart’ın da, 12 Eylül’ün de, ağır sillelerini yemişler. Ama son on yılı AKP’yi baş düşman ilan ederek geçirdiler. Böylece canını dişine takarak AKP’yi iktidardan alaşağı etme savaşı veren cephenin içinde yer aldılar. Bazıları, “tesadüfen” ya da “farkında olmaksızın” orada duruyormuş gibi bir poz takınmaya çalıştı. Ama bu pozlar inandırıcı olamadı.
“Kritik an” dedikleri bir şey vardır hayatta. O “kritik an” geldiğinde nerede olacağın önemlidir. Statükonun ta içinde misin, statükonun değişmesi için mücadele verenlerin yanında mısın? Şu 2011 yılına kadar kimin nerede olduğuna ve olacağına dair kesine yakın fikir edindik sayılır.
Optik bir gerekliliktir, bir şeyin hareket halinde olduğunu, öteki şeylerin yerlerinde olduğu gibi durmalarından da anlarız. Örneğin, şu bizim durumda, Halk partisi. Ölen 13 asker hakkında söz söylemek üzere ağzını açan Kılıçdaroğlu’nun morali bozulmuş komutanlardan dem vurması ya da yargıdan gelerek parti saflarına katılmış hanımın sözleri. Bunlar herhalde bir “siyaset bilimi” dersinde muhafazakâr körlüğün nasıl bir şey olduğunu örneklendirmek için anlatılacak anekdotlardır.
Ama olaya Avrupa’nın siyaset kültüründen bakan hanım bunun tam tersi teşhisi koyuyor.
Muhafazakârlık doğrusu çok ilginç bir şey. Çok temel bir şey insanlık için. İnsanoğlu, ne olursa olsun, tanıdığı, bildiği ve bellediği dünyada yaşamak istiyor. Bilerek ya da bilmeyerek böyle bir tavrı benimsemiş olanların başlıca “teorik cephanesi” ise “özcülük” diye tanımlayacağım yaklaşım. Bu, tabii, insanlık kadar eski bir yaklaşım; ama ampirizmle, “Kartezyen” düşünceyle, felsefî bir sistematik kazandı. Descartes’ın, balmumunu balmumu yapan öz’ü. Sana “bu balmumudur” dedirten şey nedir? Sanırsın ki rengidir, kokusudur, dokusudur vb. Ama koy bir tavaya, ateşe sür, rengi de değişir, kokusu da, dokusu da. Gel gör ki balmumu hâlâ balmumudur. Demek ki renk, koku gibi “ ikincil” özelliklere rağmen, aslında onu her durumda balmumu yapan bir “balmumu olmak” öz’ü vardır.
Bırakalım balmumunu, toplumsal hayata gelelim. “Devlet”in özü var, “devrim”in ve “devrimci”nin özü var, örneğin çeşitli varyantlarıyla Kemalizm’e göre “İslâm”ın ve “İslâmcılık”ın da özü var. Balmumunun rengi, kokusu gibi bunların da bazı “dışsal” özellikleri değişebilir, ama “öz”leri değişmez. Bunun adı da “diyalektik düşünce”dir.
Üstelik, kendine göre tanımladığı bir “öz”ü, İslâmcı da kabul eder. Değişkenliğin bu kadarı zaten mümkündür, mümkünden öte, geçerlidir. Nazi’ye göre Yahudi’nin özü, devrimciye göre” devlet”in özü, Kemalist’e göre “İslâm”ın özü ve hepsinin birbirine atfettiği “öz”ler. Ama “özcü” yaklaşımı hepsi benimser.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları







































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
25.08.2025
6.08.2025
1.08.2025
28.07.2025
22.07.2025
30.06.2025
16.06.2025