Murat BELGE
Türkiye’de “siyaset” üstüne yazmak kadar sıkıcı ve bıktırıcı bir iş olamaz diye düşünüyorum bazen. Böyle düşünmeme yol açan, aynı şeylerin durmadan, durmadan sahneye konması. Onlar durmadan sahneye kondukça, elinde kalem tutan adamın da durmadan bu aynı şeyler üstüne yazması demek oluyor. Ama bilmem kaçıncı kere aynı şeyleri yazıyor olmak, önceki bilmem kaç kerenin bir etkisi olmadığını gösteriyor. Bunu göre göre yeniden yazmak… Sisyphos…
Adamları bayrama iki gün kala tutuklatıp içeri at ki, “Bayram” diye muamele yapacak kimse bulunmasın. Onlar da orada otursun. Böyle “yenilikler” oluyor işte, hep aynı şey oluyor diye şikâyet etmemize karşılık.
Neyse, bu girizgâh siyaset üstüne bir şey söylemek istemediğimi herhalde yeterince açıkladı.
Geçen gün “sanat eleştirisi” üstüne düşünüyordum. “Eleştirmen” dediğimiz adam, yazı yazmaya dün başlamadıysa (bu biraz zayıf bir ihtimâl), belirli bir formasyonu olan bir adam demektir. Neleri beğendiği, ilgili olduğu sanatın sanatçılarından ne gibi şeyler beklediği az çok bellidir. En azından teorik olarak, niçin böyle olduğu, niçin onu beğendiği, bunu beklediği sorulduğunda, buna önceden düşünülmüş bir cevap vermesi, bir açıklama yapması beklenir. Bunları bir “sanat eleştirmeni” tipolojisi çizmek üzere söylüyorum ama her sanat alıcısı için aynı şeyleri tekrarlamak mümkün. Ancak o alıcı “eleştirmen” değilse, kendi zevklerini vb. yazıyla sık sık dile getirmesi gerekmemiştir; yan, bir “eleştirmen” kadar kendini tanımlamamıştır.
Bunu söylüyorum çünkü “eleştirmen tavrı” olarak burada özetlediğim tutumla sanat etkinliği arasında bir çelişki olduğu kanısındayım. “Sanat etkinliği” derken belki bir niteleme daha getirip “19. Yüzyıldan bu yana içinde bulunduğumuz sanat ortamı” demem gerekir. Bu süre içinde sanattan beklentilerimizden biri, oldukça önemli biri; özgürlük. Ara sıra “güneşin altında söylenecek yeni bir şey yok” desek de, sanatçının bize “yeni bir şey” söylemesini, söylediği “şey” yeni değilse bile, onu yeni bir biçimde söylemesini bekliyoruz. Hattâ başlıca talebimiz bu: Bana, daha önce duymadığım ve düşünmediğim bir şey duyursun ya da düşündürsün.
Diyelim bir kitap okudum, bitirdim, sonra üstüne düşündüm: Bana ne söyledi. “Kapitalizm kötüdür” dedi (Tabii iyice şematize ediyorum). İyi de, bu kitabı okumadan önce ben de “kapitalizm kötüdür” diye düşünüyordum. Hattâ bayağı oturmuş bir tavrım vardı. “Buna ek bir şey verdi mi bana?” Vermediyse, bu kitabı okuduktan sonra, okumadan önce durduğum yerde duruyorum demektir. Böyleyse demek ki okumasam da olurmuş.
Vereceği o “yeni şey”i beğenmem ve benimsemem gerekli değil. Ama bana bilmediğim bir yaşantıyı anlayacağım şekilde iletsin, zihnimde soru yaratsın; “ben de böyle düşüneyim” demem şart değil, ama “böyle düşünmek de mümkünmüş, böyle düşünenler de varmış” dedirtsin.
Şimdi yukarıda anlattığım “eleştirmen tavrı”, o eleştirmen tarafından katı bir tarzda uygulanıyorsa, bu şimdi anlattığım durumla pek bağdaşmıyor demektir. Böyle bir eleştirmen sanattan belirli bir şeyler bekliyor. Örneğin “kapitalizm kötüdür” demesini bekliyor. Okuduğu kitapta (baktığı resimde) vb. bu “mesaj”ı alırsa mutlu oluyor; “tamam bu güzel bir eser” diye bir yazı –muhtemelen- patlatıyor. Almadıysa “kapitalizmin kötü olduğunu söylemeden o sorun çözülmez” yollu bir şeyler yazıyor. Artık, somut duruma göre “eleştiriyor” ya da “parçalıyor” ya da “yerin dibine batırıyor” vb.
Bu anlattığım tavır Türkiye’de yaygın olan tavırdır. Bunun bir sonucu, ortaya yeni çıktığı zaman “kötü muamele” görmüş yazarlardır. Birkaç örnek vermek gerekirse, Ahmet Hamdi Tanpınar, birtakım yargısına değer verdiği insanlar arasında ömrünün sonuna kadar “Kırtıpil Hamdi” olarak kaldı. Oğuz Atay, “Ben buradayım, sevgili okur! Sen neredesin” dedi ve o da hayatının (erken) sonuna kadar bu sevgili okuyucunun sökün etmesini bekledi. Yusuf Atılgan, Anayurt Oteli, gibi bir sapık kitap yazdığı için kilolarca azar işitti.
Bunların üçünü de zaman düzeltti; daha somut söylemek gerekirse “eleştirmenlerin” “okumayın” uyarısına uymayıp okuyan ve anlayan okurlar düzeltti.
Böyle şeyler düşünürken Melih Cevdet’in ölümünden sonra Bir Defterden adıyla yayımlanan kısa günlüğünü okuyordum. Sonuna doğru, Melih Cevdet’in gözlemine rastladım. Şehir Tiyatrosu’nda bir oyun seyretmiş. Şöyle diyor: “Sanıyorum ki bizim seyirci, kendi bildiği, söylediği sözleri bekliyor sahneden, o vakit seviyor oyunu. Demek ki kendini alkışlıyor, oysa onu şaşırtan oyunlar göstermek lâzım.”
Yani benim de varsayımsal “eleştirmen”le anlatmaya çalıştığım şeyi genelleştiriyor ve genişletiyor Melih Cevdet. Şaşırmaktan korkan bir “alıcı” tipi: Şaşırmak durumunda kalmak istemiyor, doğrulanmak istiyor. Onun yazarı ona kendi söylediklerini sunarak gönlünü alacak, o da oyunu alkışlayarak berikini ödüllendirecek. Yani “al gülüm, ver gülüm”ün “sanat”a uygulanmış hali.
Siyaset üstüne yazmanın getirdiği bıkkınlıktan söz ederek başlamıştım. Siyaset alanında, o alanın aktörlerinin yaptığı “siyaset jestleri” insanı usandırıyor. Çünkü hayatta yaptıkları jestlerin siyaset alanına sığdırılmış şekli bu yaptıkları.
Bir “toplumsal narsisizm” illeti varsa, kendi aralarında kanlı bıçaklı olan insanlar genel çerçevede hep birbirleriyle aynı olan jestleri yapıyorlarsa, kendileri yapıp, kendileri kendilerini seyredip, kendilerine hayran kalıyor ve Melih Cevdet’in yerinde ifadesiyle kendilerini alkışlıyorlarsa, sıkılmak dışında, yapacak fazla bir şey kalmıyor.
Ve siyaset üstüne yazmamakla, siyaseti bu siyaset yapan genel mengenelerden kurtulmuş da olmuyor.
Yazarlar
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları









































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
25.08.2025
6.08.2025
1.08.2025
28.07.2025
22.07.2025
30.06.2025
16.06.2025