Osman CAN
Demokratik koalisyonla yüzyıllık ittihatçı geleneğin tasfiye edilme ihtimali ciddi bir heyecan yarattı. Ancak sağlam ekip, siyasetçi, iş, medya ve hukuk aktörlerinden oluşan ilişki ağları, siyaseti zehirliyor.
2011 yılını geride bırakıyoruz; bir önceki yıla nazaran biraz kaygıyla...
Ekonomide ve uluslararası ilişkilerde, AB süreciyle birlikte iç siyasette ve toplumda esaslı değişimlerin yaşandığı tarihi bir dönemecin içindeyiz. Toplum siyasetin esaslı dinamiği haline geldi. Siyaset yalnızca demokratik temsilciler ile Ankara Bürokrasisi arasında geçen bir oyunun adı olmaktan çıktı. Toplum bütünüyle yozlaşmış siyasal aktörleri 2002 seçimleriyle tasfiye ederken, diğer yandan yeni siyasal aktörleri, sistemi değiştirmeye, yeni dünyanın gereklerine uygun bir şekilde yapılandırmaya zorladı. Yani toplum siyaset sahnesinde üçüncü aktör olarak yer almaya başladı. Yeni siyasal aktörlere (AK Parti) kredi tanıdı. Ekonomik ve sosyal programlarıyla başarı kazandıkça, AB reformları konusunda önemli adımlar attıkça destek verdi. Yüzyıllık ittihatçı düzenin 2006’nın sonundan ibaren başlattığı savaşta ise desteğinin önemli ölçüde artırdı. Demokratik bir koalisyon belirdi.
Bu açıdan 2002-2007 bir sınama-destekleme dönemiydi.
22 Temmuz 2007 seçimleri bu desteğin ifadesiydi. Hem demokrasi koalisyonunun AK Parti’deki yansıması, gerekse yurtiçi ve yurtdışı demokratik kamuoyu desteği, AK Parti’nin Türkiye’nin öncü demokratik siyasal gücü olduğunu gösteriyordu. Türkiye’nin artık bir demokrasi koalisyonu tarafından sevk ve idare edileceğine yönelik güçlü bir kanaat ortaya çıktı. Ancak bu dönemde çok ciddi hatalar da yapıldı. Partinin temsil gücünün artması özgüven yarattı. Özgüven ise toplumun arzuladığı ve küresel gelişmelerin zorunlu kıldığı esaslı bir değişimi derinleştirmek yerine, duraklamaya ve reformda ilgisizliğe yol açtı.
Anayasa Mahkemesi faciası
Türkiye’nin yeni anayasa ihtiyacına, sanki değişimin dinamiği toplum değilmiş gibi, akademisyen ve bürokratlardan oluşan bir heyetin yazacağı taslakla cevap verilmeye çalışıldı. Demokratik koalisyonu esas alınmayınca ve tabii ki toplumun talepleri üzerine inşa edilmeyince, kurgu itibariyle önceki anayasalardan farklı olmayan bir taslağın yalnızca parti gücüyle yaşama geçmesi de mümkün olamazdı. Özgüven yerini güvensizliğe bıraktı. Kararlar irrasyonelleşmeye başladı. İttihatçılık ve Kemalizm’le bu topraklara akıtılan zehir, Parti’nin sinsice söylemine egemen olmaya başladı.
Stratejiden yoksun siyasal adımlar sonucunda Anayasa Mahkemesi’nin faciası yaşandı. Partinin, Kemalizm’in ürettiği ve beslendiği milliyetçiliğe sarılması, onun kapatılması için gerekçe yapıldı. Parti kapatılmadı. Ancak verilen ödünlerin sonraki politikalarda etkisini hissettirdi. Kuşatıcı reformlar durma noktasına geldi.
Öte yandan Hrant Dink cinayetinin ardından yeni bir süreç başladı. Yüzyıllık ittihatçı geleneğin tasfiyesi ihtimali ciddi bir heyecan yarattı. Fakat gücünü demokrasi koalisyonundan alan sistemi değiştirme politikası, yerini sisteme entegre olmuş “güvenilir”bürokrat, yargıç ve sair Ankara aktörleriyle sisteme egemen olmaya bıraktı. Reformlar yerini“kasabalı ustanın el marifeti” politikasına bıraktı. “Reform” çağrıştıran strateji taslaklarının üretimi ve uygulaması bütünüyle Ankara’daki bu “güvenilir” bürokratların inisiyatifine bırakıldı. Yani sistem değişimi, sistemin taşıyıcılarının insafına terk edildi. “Hiçbir bürokratik yapı, kendini işlevsizleştirecek bir reforma imza atmaz” kuralıstatükoya karşı durma iddiasındaki AK Parti eliyle işlemeye devam etti. Faturası gittikçe kabaran Ergenekon ve sair politik davalar, bu anlayışla yürütüldü ve yürütülmeye de devam ediyor.
Sivil toplumun inisiyatifi
2009’un sonunda askeri yargının görev alanını daraltan bir “geceyarısı” operasyonu yapıldı. Bu bürokrasi/akademisyen kurnazlığı Anayasa Mahkemesi’nin engeline takılıp ardından HSYK krizleri patlak verince, yargı eksenli bir anayasa değişikliği zarureti ortaya çıktı. Sivil toplumun esaslı desteği ve hatta zorlamasıyla Anayasa Mahkemesi de değişiklik paketine dahil edildi. Ancak paketin içeriği, önemli ölçüde Ankara Bürokrasisi tarafından “minimum demokrasi, maksimum bürokrasi” esasına göre biçimlendirildi.
Bu değişiklik, referandumda demokrasi koalisyonunun olağanüstü sağduyusu ve siyasal iradesiyle bu paket kabul edildi. Değişikliği “yetmez ama evet” sloganıyla destekleyen toplumun cevabı çok netti: Mevcut İttihatçı-Kemalist sistemin tasfiyesine ve toplum merkezli bir anayasal düzen inşasının imkanı olduğu için destekliyorum! Yani yeni demokratik bir anayasal düzen sözüyle bu değişikliğe destek verdi.
İlk defa sivil toplum inisiyatif üstlendi. Yeni Anayasa Platformu başta AK Parti olmak üzere tüm siyasal partileri toplum merkezli bir anayasa yapımına zorladı. Referandumun ardından başlayan çalışmalar toplumda ve kamuoyunda güçlü bir karşılık bulunca, siyasi aktörler de toplum merkezli bir anayasa sözü verdi. Her bir siyasal görüş kendi içinde platformlar oluşturarak sürece katıldı. 2011 seçimlerine bu atmosfer içinde gidildi. Değişim ümitlerinin dorukta olduğu kısa bir dönem yaşandı.
2007-2011 dönemini reformların durduğu, Ankara bürokrasisinin cuntacı takımı tasfiye edilirken, geri kalan kısmının kurnazlaştığı ve AK Parti’ye yakınlaşmak suretiyle hem kendini koruduğu, hem de atacağı adımları biçimlendirme gücüne kavuştuğu bir dönem olarak görebiliriz. Bu dönem aynı zamanda toplumun siyasi partileri aşan gücünü görmeye başladığı bir dönem oldu.
Peki ya sonrası?
2011 seçimleri sonrası için toplumsal baskıyla yürütülen Anayasa çalışması dışında içte esaslı bir değişim vizyonunun üretilebildiğini söyleme imkanı yok. Aksine Anayasa Mahkemesi, HSYK ve sair bürokratik kurumlarda bürokrasinin esaslı mevziler kazandığı görülüyor. Çevre ülkelerde başlayan devrimler nedeniyle Türkiye toplumsal ve sivil dinamizmiyle önemli bir rol model olabilme şansını yakalamışken, bürokrasi siyasal aktörlerin dilini, düşünme biçimini ve politikalarını etkilemek suretiyle bu şansı anlamsızlaştırıyor. Siyasiler topluma bakmak yerine, bürokratlar arasından kendilerine “sağlam” ekipler kuruyor. Ancak kendileri bürokrasinin “sağlam” araçlarına dönüşüyor. Sağlam ekip, siyasetçi, iş, medya ve hukuk aktörlerinden oluşan ilişki ağları, siyaseti zehirliyor; yeni bir bonapartizm ilişkisi doğuyor. Milliyetçilik, ittihatçı mirası anlamsızca sahiplenme gibi Kemalizm’in tüm araç ve yöntemleri hızla siyasi aktörlerin, bakanların diline ve pratiklerine yansıyor.
AK Parti’nin demokrasi koalisyonuyla ilişkisi kesiliyor. Bir yandan kendi tabanındaki inanç yok ediliyor, diğer yandan hataların AK Parti’ye fatura edilmesi garantilenmiş oluyor. Siyasetin toplumsallaştığı bir gelecek dileğiyle...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2021
9.01.2021
20.07.2020
12.07.2020
23.06.2020
20.06.2020
20.06.2020
24.04.2019
18.01.2017
1.02.2015