Şahin ALPAY
Yetmiş beş yaşındayım. Kendi kendime "Yetmiş beş yıllık yaşamından çıkardığın, yakınlarınla, öğrencilerinle, okurlarınla paylaşmak istediğin 'dersler' nelerdir?" diye sorduğumda sıralayabileceklerim çok... Bu yazıda bu derslerden biri üzerinde durmak istiyorum.
Diyebilirim ki, yetişkin hayatımın hemen tamamını fikirler peşinde yaşadım. Çok değişik çevrelerden fikirleri paylaştığım kimseler, fikirdaşlarım oldu. Aynı şekilde çok farklı çevrelerden edindiğim arkadaşlarım, dostlarım oldu. Geriye baktığım zaman çok çarpıcı bir şekilde görünen bir gerçek, fikirdaşlıkla arkadaşlığın ayrı şeyler olduğu. İçinden geçtiğim krizli dönemlerde, yani ya 1970'lerde olduğu gibi İsveç'e iltica etmek zorunda ya da 15 Temmuz sonrasında tutuklanmak durumunda kaldığım zamanlarda arkadaş, dost sandığım pekçok fikirdaşımın, başlarına birşey gelir korkusuyla benden ve ailemden arkalarına bakmaksızın kaçıştıklarını, benimle dost kalanların ise fikirdaşım olmadıklarını gördüm. Fikirdaşlıklarımın hemen hiçbiri kalıcı olmadı; kalıcılık sadece dostluklarıma özgü oldu. Yakınlarda yayımlanan, Zafer Köse'nin Zülfü Livaneli'yle yaptığı nehir söyleşisini (Livaneli'nin Penceresinden: Batı'nın Kibri ile Doğu'nun Cehli Arasında, Doğan Kitap, Temmuz 2019) okurken, ilginçtir, öncelikle bunları düşündüm.
Zülfü ile sosyalizme gönül vermiş gençler olarak 1960'ların sonlarında Ankara'da tanıştık. İki siyasi mülteci olarak 1970'lerin büyük bölümünü geçirdiğimiz İsveç'te dost olduk. Farklı gerekçelerle Stockholm'e yerleşenlerden oluşan dar bir arkadaş grubunda birkaç yıl, deyim yerindeyse içtiğimiz su ayrı gitmedi. Bu gruba girip çıkanlar oldu, ama değişmezleri Ülker ve Zülfü Livaneli, (rahmetli) Dinç ve Barbro Gürs, Gülder ve Sait Koçaş, Duygu ve Oğuz Öztuzcu, Fatma ve Şahin Alpay'dı. En azından her hafta sonu evlerimizde buluştuk, sohbet ettik, dertleştik, tecrübelerimizi paylaştık, eğlendik. Çocuklarımız birlikte büyüdü. Hayatımızın kimi en güzel, en anılmaya değer günlerini paylaştık. Yegâne ortak inancımız, siyasî özgürlüğe verdiğimiz değerdi. Zamanla bu inancımıza bağlılığımız pekişirken, başka tercihlerimiz giderek ayrıştı. Fikirler ayrıştı, ama kurulan dostluklar hiç ölmedi.
Özgürlüğe inanç Zülfü ile ortak paydamız, dostluğumuzun temeli olarak kaldı. Ama herhalde en köklü görüş ayrılığımız dinî inançlara ve özellikle bunların siyasetteki yerine bakış açılarımız oldu. Ben, bütün sorunlarına rağmen insanoğlunun bulabildiği en tercihe şayan siyasi rejim olan özgürlükçü demokrasinin Türkiye'de yerleşebilmesi için yaygın İslam inancıyla bağdaşmasının şart olduğunu düşündüm. Başka yazılarımda da altını çizdiğim gibi, gerek liderliğini Fethullah Gülen'in yaptığı dinî cemaatin temsil ettiği, Avrupa Birliği normlarıyla bağdaşan İslam yorumunun, gerekse liderliğini Recep Tayyip Erdoğan'ın üstlendiği, köklerini İslamcı akımdan alan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin benimsediği, AB üyeliğini merkeze yerleştiren programın bu amaca hizmet edeceğini umdum. Birçok dostum gibi Zülfü de, benim bu düşüncelerimi paylaşmadı. Ben de onun otoriter, vesayetçi Kemalizmin çığ gibi büyüyen bir İslamî tepkiye yol açtığını nasıl olup da göremediğini kendi kendime sordum durdum.
AKP'nin rota değiştirerek otoriterliğe yönelmesi, Gülen cemaatinin 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde rol alması bana büyük hayal kırıklıkları yaşattı. Yanılgılarımın bedelini 27 Temmuz 2016'dan 17 Mart 2018'e kadar yaklaşık 20 ay hapis yatarak ödedim. AYM ve AİHM'nin haksız yere tutuklandığıma dair, Türkiye hükümetini tarafıma tazminat ödemeye mahkum eden kararlarına rağmen, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından "silahlı terör örgütü üyesi" olduğum (!) gerekçesiyle 8 yıl 9 ay hapse mahkûm edildim. İstinaf Mahkemesi, aklı başında kimsenin inanmadığı bu hükmü onayladı; Yargıtay'ın ne diyeceği ise henüz belli değil.
Diyebilirim ki, Zülfü görüşlerime yönelttiği itirazlarda haklı çıktı; ben de Zülfü'nün verdiği nehir söyleşisine de yansıyan kayıtsız şartsız Kemalist bakış açısı konusundaki itirazlarımda haklı olduğumu düşünmeye devam ediyorum. Ne var ki Zülfü ile görüş ayrılıklarımız hiçbir zaman dostluğumuza halel getirmedi. Başım ne zaman derde girse, bütün gerçek dostlarım gibi Zülfü de hep yanımda oldu. 1990'ların başında Cumhuriyet gazetesinden ayrıldıktan sonra, bir süre CHP'de çalışmış, bir işe yaramadığımı görünce medyaya dönmek istemiştim. Sabah gazetesiyle birlikte medyaya dönüşüme Zülfü aracılık etti. Silivri'de hapis yattığım sürece ailemi yalnız bırakmadı, tahliye olduktan sonra da beni. Bütün bunlar için ona şükran, derin sevgi duyuyorum.
Geçen 31 Temmuz günü Zülfü, Ayvalık'a geldi ve senfoni orkestrası eşliğinde bestelediği film müziklerinden ve halka mal olmuş şarkılarından oluşan bir konser verdi; binlerce Ayvalıklıyı mest etti. Tabii ki ben de oradaydım. Önce kuliste buluştuk. Stockholm'deki günlerimizi andık. Ben Stockholm Üniversitesi'nde siyaset bilimi doktorası yapma peşinde koşarken Zülfü, "Hayatımı bestelerimle, yazarlığımla kazanacağım..." diyordu. Bundan çok daha fazlasını yaptı. Türkiye'ye ve 21. yüzyıla özgü bir rönesans adamı oldu. Besteci, romancı, gazete yazarı, rejisör, milletvekili, özgürlüğe bağlı bir entellektüel olarak hem ülke içinde, hem de dışında haklı takdir topladı. Bunun için ona büyük saygı duyuyorum.
"Bu aslında bir konser değil, hayatımdan kesitler içeren bir hikâye..." diye sunduğu konsere başlarken şunları söyledi: "1970'lerin ortalarında Stockholm'de bir grup yakın arkadaştık. Aramızda Fatma ve Şahin Alpay da vardı. İlk konserimi verecektim. Onlarla birlikte çarşıya çıktık. Fatma konserde giymem için bir beyaz gömlekle bir siyah yeleği uygun gördü. Verdiğim ilk konserlerde o gömlek ve yeleği giydim. Fatma geçen yıl aramızdan ayrıldı; şimdi burada, memleketi Ayvalık'ın toprağında yatıyor. Bu akşamki şarkılarımı onun anısına söyleyeceğim."
Sağolasın Zülfü.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.06.2023
21.12.2020
6.02.2020
18.11.2020
30.09.2020
24.09.2020
20.07.2020
8.05.2020
29.04.2020
21.04.2020