Ufuk COŞKUN
Türkiye’de resmi ideolojinin kurguladığı, onlara statükonun bekçiliği gibi kutsal bir vazifeyi yüklediği öğretmen kimliğinin artık sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Bugün karşımızda sayıları bir milyona yaklaşan bir öğretmen camiası var. Eğitime ayrılan bütçenin neredeyse yarısından fazlası onlara tahsis ediliyor. Malum, dev bir eğitim sektöründen bahsediyoruz. Kamuoyunda -biraz da bürokratların şişirmesiyle- fedakâr, sabırlı, kutsal birer varlık olduklarına dair yaygın bir kanaat oluşturulmuş. Kabul etmek lazım, kolay icra edilen bir meslek değil. Hele Türkiye gibi kalabalık sınıflarda eğitim öğretim faaliyetlerini yürütmek her babayiğidin harcı değildir. Ancak eğitim meselelerine rakamlar üzerinden değil de nitelik ve derinlik üzerinden bir değerlendirmeye tabi tuttuğunuzda işin rengi değişiyor. Yani mesele fedakârlıkla, kutsallıkla ifade edilebilecek kadar basit bir mesele değil. Bugün eğitimin ciddi bir öğretmen sorunu vardır. Çünkü ülkede bir avuç özgürlükçü eğitimciyi saymazsak kahir ekseriyetinin dünyaya dar bir milliyetçilik penceresinden baktıklarına tanıklık ediyoruz. Varlıklarını resmi ideolojiye borçlu sayan az öğretmen yok memlekette! Fedakâr ve kutsal kabul edilmelerini, öğrencilerine ahlak, erdem, adalet, demokrasi ve özgürlük gibi kavramları kazandırmalarından değil resmi ideolojiyi ne oranda aşılayıp aşılamadıkları belirlemektedir.
Türkiye’de eğitimcilerin büyük bir çoğunluğu dertli! Maaşların yetersiz oluşunu dert ediniyorlar. Kalabalık sınıflarda eğitim yapmanın zorluklarını dert ediniyorlar. Özgürce giyinemediklerinden rahatsızlar. Birçoğu da müdür ya da müdür yardımcısı olamamanın derdini yaşamakta. Kısacası zengin, konforlu, itibarlı ve kaliteli bir yaşam arzuluyorlar. Bunlar anlaşılabilir talepler. Ne var ki eğitimde özgürlüğü dert edinmiyorlar. Tekçi, ideolojik eğitim sisteminin birey üzerinde yol açtığı tahribat onları pek alakadar etmiyor.Okullarda asker gibi nöbet tutan öğrenciler onları rahatsız etmiyor örneğin. Çocukların her sabah okul önlerinde rahat hazırol komutlarıyla hizaya sokulmalarından da rahatsız değiller.
Sınıfa girdiklerinde öğrencilerin aynı anda ayağa kalkmasını disiplin zanneden öğretmenler var.Çünkü disiplinden anladıkları askeri bir düzen... Disiplinin bireyin kendi içinde, kendisi için ilkeleştirdiği ve bundan asla taviz vermediği değerler silsilesi olduğunu bir türlü idrak edemiyorlar. Dahası milliyetçiliğin, Kemalizmin içselleştirilmesi gereken en temel değerlerden birisi olduğuna inanıyorlar. Öğrencilerini Gezi gibi antidemokratik, faşist bir ayaklanmanın içine sokacak kadar dar bir ideolojiye sahip öğretmenler tanıdık. Başörtüsü takarak okula gelen öğrencileri görünce sinir krizi geçiren çok öğretmen var. Bu tür bir öğretmen kimliğinin kökeninde yıllardır darbeci, yasakçı, baskıcı, katı ve dar bir zihniyetin izlerini sürmek icap eder. Çünkü onlar böyle yetiştirildiler. Dar ideolojik bir eğitimin tezgâhından geçirildiler. Büyük bir çoğunluğunun kendilerini Mustafa Kemal’in askerleri olarak görmelerinin bir nedeni de budur.
24 Kasım bir 12 Eylül yapımıdır
Her yıl bugünlerde 24 Kasım Öğretmenler Günü ile ilgili bir gerçeği değinmeden geçmem. Bugün bir kez daha hatırlatacağım. Bilindiği gibi 24 Kasım Öğretmenler Günü bir 12 Eylül yapımıdır.12 Eylül askerî darbesinin yapıldığı dönemde askerî yönetimin başında bulunan Kenan Evren, Atatürk’ün 100. doğum yıl dönümü olan 1981 yılında, 24 Kasım’ın her yıl Öğretmenler Günü olarak kutlanmasını kararlaştırmıştır. 12 Eylül darbecileri bugünü ‘Öğretmenler Günü’ olarak kutlamayı zorunlu hale getirmişlerdir. Bu darbecilerin ülkeyi ne hale soktuklarını buraya yazmaya bile gerek yok. Öğretmenler, bugünün 12 Eylül darbesini yapan Kenan Evren’in bir armağanı olduğu bilsinler kâfi.
Öğretmenlerin özgürleştirilmeleri gerekiyor. Bugün ne eğitimcilerden ne de mensubu oldukları sendikalarından eğitimin temel sorunlarına dönük ciddi bir eleştiri geliyor. Merkeziyetçi, devletçi eğitim sistemini kanıksamış bir eğitim ordusu(!) var karşımızda. Devletçi, tekçi, resmi ideoloji eksenli işlev gören eğitim sisteminin dışında herhangi bir eğitim sisteminin ya da modelinin mümkün olabileceğine hiç ihtimal vermemeleri çok vahim bir durum değil mi? Eğitim bakanlığı ise hala sessizliğini koruyor.Öğretmenlerin özgürlükçü olmadığı, öğrencilerin ise katı disipline, yoğun ideolojik endokrinasyona maruz bırakıldığı bu tekçi eğitimden kimsenin rahatsızlık duyduğu yok gibi. Oysa olmalı. Bakınız yıllar öncesinden İbni Rüsd, eğitimde hür düşünceyi savunarak, serbest iradesi ile hareket eden ve hür davranan nesiller yetiştirilmesi gerektiğini savunur. Ayrıca bir öğretmende bulunması gereken en temel özelliklerinden birisinin birbirinden farklı özelliklere sahip olan öğrencilerini ayrı ayrı dinlemesi ve fikirlerine saygı duyması gerektiğinin altını çizer. Kısacası eğitimcinin evvela demokrat olması gerektiğini ifade eder.
Bugün bir ilim dili inşa edemiyorsak, kültür medeniyet kodlarımıza uygun yeni bir sistem geliştiremiyorsak kısacası bireysel özgürlükleri esas alan bir modelle özgürlükçü, kaliteli bireyler yetiştiremiyorsak, eğitimde yeni icatlar, modeller üretemiyorsak bunun yegâne nedeni merkeziyetçi, tekçi, ideolojik bir eğitim sisteminin en iyi, en sorunsuz, en mükemmel bir eğitim sistemi olduğu yönünde oluşturulan sarsılmaz inanç yüzündendir. Ve elbette bir darbecinin armağan ettiği bugünü kutlamayı meziyet zanneden kör inançlı eğitimcilerin yüzündendir. Bu bakımdan eğitimcilerin ve diğer eğitimci okul idarecilerin mutlaka ama mutlaka özgürlükler alanında yeniden eğitilmesi şart!
Not: Özgürlükçü, eğitim kalitesinin arttırılması yönünde gerçekten fedakârlık yapan, ehl-i vicdan sahibi öğretmenler bu yazının muhatabı değildir.
twitter.com/sivildemokrat
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- AK Parti yeniden yapılanmalıdır
28.06.2019 - Kürtler Her Şeyin Farkında!
19.06.2019 - İttihatçı Zihniyet Karakter Değiştiriyor
14.05.2019 - 1 Mayıs: Sendikacılık ve Emperyalizm
2.05.2019 - Sandıkta FETÖ Operasyonu
8.02.2019 - Milli Eğitim Neden Tarihimize Yabancı?
22.03.2019 - Bekâ meselesini anlayabilme idrakı!
7.02.2019 - Türk Eğitim Sisteminin Bir Felsefesi Var mı?
25.02.2019 - Aklı kutsayan Modernist İslamcılar
21.02.2019 - İthal Düşünce Akımları
18.02.2019
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları































HASAN ALİ KEMAL
SELAMİ,yazının içeriğinine katılıyorum.Ama sen de dahil yazan herkesşın son yuzyılın tahlili sık sık yazmalarından ben kendı adıma okumaktan bıktım.neden herkes bu konuda veya yazarken son yüz yılın tahlilini tekrar tekrar yazar anlamıyorum.selamlar