Ümit KIVANÇ
Soma'da yüzlerce insanın ölümüne yolaçan Türk usûlü vahşi kapitalist katliamın üzerinden iki gün geçti. Kazanın sebebi, içerideki işçi sayısı, kaçak işçi olup olmadığı, şu anda içeri su basılırsa orada kalacak cenazelerin sayısı... konularında, yani böyle bir durumda bilgi almamız gereken hiçbir konuda yetkililerden alınmış, teyit edilmiş bilgiye sahip değiliz. Bize yalan söylendiğinden şüphelenmek için her türlü sebebimiz var. En güçlü sebep de, ilk andan itibaren yalan söylenmiş oluşu.
Facianın sebebi olarak gösterilen "trafo patlaması"nın bir masal olduğundan daha ilk saniyede şüphelendim. Çünkü gerek aktif gazetecilik yaptığım yıllarda gerek daha sonra, madencilik meselesiyle, maden kazalarıyla ilgilendim. Madenlerdeki emniyet mühendislerinden, kazalar hakkında genel bazı şeyler dinledim, öğrendim. Bilgim görgüm elbette ancak bir gazetecinin konuyu anlamasına yardımcı olacak düzeyde. Ancak şimdiye kadar, "trafo patladı, yüz işçi öldü" diye bir haber duymadım. Maden ocağında trafo dediğin, hem öyle kolay kolay patlayacak bir düzenek değil hem de bir köşede trafo patlasa o kadar çok işçiyi öldürmesi mümkün değil. "Trafo patladı, üç kişi öldü" deseler inanabilirdik.
Trafo ya da alev, kıvılcım vs. çıkaracak herhangi bir başka durumun bu kadar çok can alan bir kazaya yolaçabilmesi için, mutlaka başka bir etken gerekli. Diyelim birikmiş, fark edilmemiş grizu veya birikmiş, sıkışmış kömür tozu (bundan da tam emin değilim). İkinci olarak -ki bu, trafo hikâyesinin dandikliğini gösteren esas olgu-, ölenlerin bedenlerinin tahrip olmaması, hemen hepsinin zehirlenerek can vermiş olmaları, patlama sonucu kitlesel ölüm ihtimalini tamamen ortadan kaldırıyor. Trafo patladıysa bile, katliamın sebebi başka; bunu kesin kabul edebiliriz.
Sonradan, çocuk kandırır gibi ortaya sürülen bu trafo masalıyla uzun süre idare edilemeyeceği anlaşıldı ve "kömür yangını"ndan sözedilmeye nihayet başlandı. Bu durumda olan biten daha mantıklı görünür oldu. Yalnız bu defa da, yine açıklanması gereken hayatî bir husus kaldı: kömür yangını birdenbire bütün panoları, galerileri saran bir alev falan değil. Kömür içten içe yanıyor, sonra basbayağı yanmaya başlıyor, havadaki kömür tozu bu yangına "yardım edebiliyor", yanmayla ortaya çıkan zehirli gazlar madeni dolaşmaya başlıyor... Peki yangın niye vakitlice tesbit edilememiş, maden niye tahliye edilememiş? Çünkü yangın tesbit edildikten sonra da, diyelim bazı aksilikler sonucu bu birkaç işçinin hayatına mal olsa bile, bu kadar çok insan ölmeden madenin tahliyesi mümkündü.
Zamanlama sorunu bâki kalmak kaydıyla, kazanın sebebi hakkında akla yakın bir açıklamaya nihayet bugün akşam saatlerinde ulaşabildik.
Dünün (14 Mayıs) haberleri arasında, kömür yangınının, kömür çıkartılıp işi bitti diye kapatılmış bir bölgeden başlayıp yayılmış olabileceğine dair bir ayrıntı geçer geçmez, taşların yerine oturduğu hissine kapılmaya başladım. Nitekim bugün Habervesaire'de Harun Şahnacı ile Güventürk Görgülü'nün, Soma Kömür İşletmeleri emniyet sınıfı mühendisi Mehmet Utkan'la görüşmelerini okuyunca, bu yöndeki karinelerin güçlendiğini gördüm. Utkan, işi bitti denen panolarda "geride kömür bırakıldığını", bunların yanabileceğini söylüyordu. Bu maden yüksek mühendisi, elbette önümüzdeki olayda bütün bu ayrıntıların aynen sözkonusu olduğunu iddia etmeden, genel bir manzara çiziyordu:
Kömürün kendiliğinden yanma özelliği vardır. Buradaki Soma kömürü de yapısı gereği kendiliğinden yanmaya çok müsait. Buradaki taşeron sistemi tonaj bazında, üretim bazında prim alınan bir sistem değil. Taşeronluk, ilerlemeye göre, yani kaç metre kazılmışsa ona göre prim alınan bir sistem. Çoğu taşeronlar da -ben de buna şahit oluyorum- arkada kömür bırakıyorlar. Yani bir daha kazılmayacak bölgede, havanın geçeceği bölgede kömür bırakıyorlar. O bırakılan kömür de kendiliğinden yanıyor. Daha sonrasında da karbonmonoksit yükseliyor.
Taşeron bıraktı-bırakmadı, önemli değil. Bu prim sistemi yüzünden oldu-olmadı, bunu da geçelim. Elimizdeki şudur: daha önce bir bölgeden kömür çıkarıldı, bitti dendi, orası terk edildi, fakat orada yangın başladı, karbonmonoksit düzeyi yükseldi. Bu elbette henüz, durumun niye vakitlice fark edilemediğini, işçilerin büyük bölümünün vakitlice kaçamadığını izah etmiyor. Fakat bize şunu gösteriyor: fark edilmesi gereken bir tehlike fark edilmemiş ve büyümüştür. Bunu kesin sayabiliriz. Demek ki bunun üzerine bir de, zehirli gazın anî yayılmasını tetikleyecek bir gelişme olması lazım. Burada da maalesef ihtimallerden biri çok kötü: Karbonmonoksit yayılmasına havalandırma aracılığıyla müdahale edilirken bir yanlış yapılmış olması. Bunu henüz bilemiyoruz.
[ EK / 15.05.2014 / 22:46 • Twitter'da "kapatılmış eski panoda yangın" tezini savunan Ali Tezel ile Diken görüştü. Tezel, Soma'daki maden mühendisi arkadaşlarına dayandırarak, kazanın sebebine dair şunu anlattı:
Bundan üç ay önce galerilerden birinde bir yangın çıkıyor ve şirket tarafından söndürülmüyor. Karbonmonoksitin yayılmasını önlemek amacıyla galerinin girişi betonla kapatılan galeride yangın devam ediyor. Sonunda da oluşan basınç nedeniyle patlama meydana gelip yangın çıkıyor.
Kapatılmış panoda süren yangın ve bunun oluşturacağı basıncın yaratacağı patlama, böylesine büyük bir anî gaz yayılması için yeterli midir, bunu bizim bilmemiz imkânsız. Fakat dönüş dolaşıp takıldığımız, "O gaz niye o kadar anî yayıldı, nasıl bu kadar çabuk, bu kadar geniş alanda etkili oldu?" sorusuna mâkûl bir cevabın anahtarı buralarda olabilir. ]
Madenin vakitlice ve gerekli süratle tahliye edilemeyişi konusunda rol oynamış olabilecek bir başka etkenden de sözetmeliyiz. Bunu da yine emniyetçi mühendis Utkan berrak şekilde anlatıyor: Emniyetçilerin, tehlike durumunda üretimi durduracak, ocağı boşaltacak yetkileri yok! Üretimden sorumlu olanlar, elbette, rizikonun büyüklüğünü öğrenmek, ille de gerekmiyorsa çalışmayı sürdürmek ister. Emniyetçiler ise, riziko belirdiğinde insan hayatına öncelik vererek tedbir aldıracaklardır. Bunun için, emniyetçilerin tartışmasız bir yetkisinin bulunması gerekir. Oysa, madenin güvenliğini sürekli denetleyecek elemanların, bu kararlarıyla zarara uğratabilecekleri işverenin emrinde çalışıyor olmasının ucubeliği bir yana, gereğinde üretimi durdurma kararı yetkisi tanınmış kişi, hem emniyet hem üretimden sorumlu bir yönetici. Bu madende de muhtemelen böyle. Bu yöneticinin, her durumda üretime öncelik verecek kişiler arasından seçileceğini tahmin etmek zor değil. "Aman ha! En ufak tehlikede işçileri dışarı çıkar, kimsenin burnu kanamasın, ben zarar etsem de olur," diyecek bir kapitalistin, en azından bahtını maden sektöründe aramayacağını varsayabiliriz herhalde...
Son olarak, içeri su basılması ve bazı yerlere duvar örülmesi ihtimalinden sözedeyim. Bu, madencilik denen işin insandışılığına uygun şekilde, yangınlı maden kazalarında hep başvurulan bir yöntem. Yangını "boğuyorlar" yani. Fakat tabiî bu işlem yapılana kadar çıkarılamamış cenazeler kül ve çamur yığınının altında, içeride kalıyor. Bazen, haftalar, belki aylar sonra orası açılıp cenazeler çıkarılabiliyor. Ama tabiî bulunabilen, çıkarılabilecek halde olan... Soma olayında, bu tedbir, bir türlü öğrenemediğimiz hakiki kurban sayısını tamamen gizlemeye de yarayacak ister istemez. Ama su basma ve duvar örmenin sırf hakikati örtmek için yapılacağını ileri sürmek de doğru olmaz. İşin içine böyle bir art niyet de karışırsa belki bu işi vaktinden önce yapmaya kalkarlar. Enerji bakanının, "bu gece", yani 15 Mayıs gecesi için "çok hareketli olacak" gibi sözler etmesi, en geç yarın bu işe kalkışılacağı anlamına gelebilir. Belki bu gece bile. Yani son bir hamle edip çıkarılabilen cenazeler varsa çıkaracaklar, sonra suyu basıp duvar örecekler.
Şu ana kadar öğrenebildiklerimiz, düşüncesiz ve vicdansız vahşi kapitalistlerin iddia ettiği üzre meselenin doğa ile fıtrat ile falan ilgisinin bulunmadığını yeterli açıklıkta ortaya koyuyor. (Kazanın oluşuna ve sonrasına ilişkin başka ayrıntılar da öğrenir ve bunlardan en azından burada aktaracak kadar emin olursam bu yazıyı güncelleyeceğim.)
http://riyatabirleri.blogspot.com.tr/2014/05/soma-kazasnda-ogrenebildiklerimiz.html#more
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları

































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024