Ümit KIVANÇ
Kısmen ırkçı kısmen faşizan, din ve mezhep kayırmacı, anti-laik, hukuksuz, otokratik, kendini özne toplumu nesne sayan, hayatını ancak toplumun gerikalanını ikna edebilecek vasıflarda bir iç düşmanın varlığı halinde sürdürebilen, barındırdığı kısmî temsil mekanizması aracılığıyla toplumun bazı unsurlarını özellikle akçeli konulardaki iktidara ortak eden, bunun dışında bütün yapısını kendini topluma karşı savunma amacına göre kurmuş bir devletin gerçek yüzü, bir dehşet mekanizması olarak düzenlenmiş cezaevi sisteminde, işkencehanede, toplumu pusuya düşürmek üzere hazırlanmış sözde hukuk sisteminin dehlizlerinde filan da seçilebilir elbette. Ama bu yüzü en çıplak haliyle görebileceğiniz durumlar, felaketleri izleyen günlerdir.
Felaket zamanlarında ortaya çıkan manzara, Cenab-ı Hak veya doğanın gazabının eseri değildir. Doğrudan insan eseridir. Alçağın biri (birkaçı da olabilir) binaları çürük çarık yapmıştır, alçağın biri (kesinlikle birkaçıdır) rüşvet almış, onay vermiştir. Uyanık veya çaresiz vatandaşlar o binalara girmiştir. Yanıbaşındakiler sapasağlam dururken o binalar yıkılmış, insanlar ezilip parçalanıp gitmiş, gerikalanların hayatları sönmüştür. Devlet (bkz. ilk paragraf), felakete uğrayan yurttaşlarını koruma-kollamaya alışkın değildir, bunu yadırgar, bünyesi reddeder. Devlet görevlileri, vatandaşa hizmet ettikleri söylendiğinde küfür işitmiş gibi olduklarından, iş özel fedakârlık da gerektiren yardım hizmetlerine geldiğinde apışıp kalırlar.
Büyük 1999 depreminden bu yana devlet bünyesinde bile pek çok iş yapıldı, imkânlar ve eğitim yükseldi. İronik ama, binaların insanları öldürmesinden doğrudan doğruya sorumlu belediyeler dahi pek çok afet merkezi kurdu, ekipler oluşturdu. Yine de hepimizin haklı olarak “aynı manzara” demesine yolaçan görüntüler var karşımızda. Niye?
Çünkü Arjantin’de cuntanın Kirli Savaş döneminde işlediği insanlık suçlarından sorumlu subayları –aradan yirmi sekiz sene geçtikten sonra!– ağır hapis cezalarına çarptırdılar, halk sabahlara kadar sokaklarda bunu kutladı; oysa biz hâlâ 12 Eylül anayasasıyla yaşıyoruz.
Çünkü 1999 depremi, sadece Gölcük’ün, Adapazarı’nın binalarını değil, insanların zihnindeki birtakım duvarları da yıktı, bugün askerî vesayetten kurtulma aşamasına geldik, ama bugüne kadarki devlet-toplum ilişkisi, hükmetme tarzı, toplum çoğunluğunu bir azınlığa karşı ürküntü, tiksinti içerisinde ve seferberliğe hazır halde tutma anlayışı aynen sürüyor.
Çünkü bu devlet-toplum ilişkisi toplumun toplum olmasını önlüyor. Toplum olsak, devletten hesap sorabilir ya da onu istediğimiz şekle sokabilirdik. Ama toplum değiliz. Cemaatler halinde yaşıyor, her şeye ve başka herkese birer fanatik taraftar kimliğiyle davranıyoruz. Ve aramızdaki en büyük cemaat, bu devlet-toplum ilişkisinden o kadar mustarip değil. Devleti kendi saflarından birileri yönetirse, ilişkiyi sorun etmeyecek.
Çünkü hakikatle ilişkimiz baştan bozuk. Hakikati, biz neye hakikat dersek odur sanıyoruz. Ermeniler buhar oldu, Rumlar kendileri gitti, Türkler iki bin yıldır milletti, hepimiz Orta Asya’dan geldik, Osmanlı İslâm’ın kılıcıydı... İşin uzmanları, yıllardır, “Burası bir deprem ülkesidir” diye ter ter tepiniyor. Sesleri kısıldı, mecalleri tükendi. Biz aldırmıyoruz. Hakikati hakikat olarak idrak edebilme kabiliyetimizi yitirmişiz.
Hakikatle sapıkça ilişkimiz, tiksindirici bir ırkçılığın alelâdeleşmesini kolaylaştırıyor. Van’a yardım için gerçekten geniş ve heterojen bir nüfusun seferber oluşuna bakıp, sanal ve gerçek âlem ırkçılarını küçümsemeyin. Evet, şirretlerin, küstahların, vicdansızların sesi her zaman fazla çıkar; olduklarından kalabalık gözükürler. Ama ne kadar iskonto etseniz, bünyemizde tehlikeli miktarda virüs bulunduğu ortada. Esas vahim olanı, bunların olağanlaşması, gündelikleşmesi. Sıradanlaşan ırkçılık, bir bakarsınız yayılıvermiş, ortak payda haline gelivermiş.
İstanbul’da çalıştığına göre Türk-Kürt birçok insanı taşıyarak ekmeğini kazanan taksi şoförü, arkada oturan müşterinin kimliğini, meşrebini bile bilmeden, şöyle diyebiliyor: “Onlar askerlerimizi öldürdü, gördün mü, Cenab-ı Hak da onlara bu acıyı verdi.” Cenab-ı Hak’kın esas bu cahil ve rezil adama öbür tarafta ne tür acılar vereceği konusunu bırakalım, adamın uluorta böyle konuşabilmesine takılalım. Kendini nasıl da “ortalama vatandaş” sayıyor. Başına hiçbir şey gelmeyeceğine nasıl da güveniyor. Çünkü bu devletin yargı mekanizması, “ölen her askere karşı şu kadar Kürt öldürmeli” diye yazan adamın “fikir ve eleştiri özgürlüğünü” kullandığına hükmedebildi. Van Valisi böyle bir felaket durumunda, bir kriz masasının etrafında birlikte çalışması gereken BDP’li Belediye Başkanı’yla tam iki gün görüşmemeye cüret edebiliyor. Çünkü bu memleketin başbakanı aylarca Ahmet Türk gibi bir muhatabın elini sıkmadı.
Eğer Cenab-ı Hak Cenab-ı Hak’sa, yaratacağı depremin merkez üssü Erciş değil, beyinlerimiz, kalplerimiz olacaktır.
Yazarlar
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024