Yıldıray OĞUR
DEVA Lideri Ali Babacan, DW Türkçe’deki röportajında Nevşin Mengü’nün ard arda soruları üzerine Anayasa’nın ilk dört maddesinin uygun iklimde konuşulabileceğini ama bunun kendilerinin gündeminde olmadığını söyledi.
Babacan, “teklif dahi edilemez” deyip kestirip atmadığı, “her konunun üzerine konuşulabilir” gibi liberal ilkesel bir pozisyon almaya çalıştığı için bir anda Cumhuriyet’in temel değerlerini değiştirmeye çalışmak suçlamasıyla karşı karşıya kaldı.
Muhtemelen bundan sonra siyasette muhalefete karşı Kemalist hassasiyetlerin sözcüsü rolünde daha sık göreceğimiz Muharrem İnce’den, “bunu en son deneyen FETÖ’cüler Ege’de yatıyor” bile diyen bir nefret tacirine kadar eleştirilere hedef oldu.
Tabii bu tartışma, konuşmanın zor olduğu şartlarda yeni anayasa tartışması açan iktidarın 1921 Anayasası referansları, “yeniden kuruluş anayasası” tabirleriyle de birleşince kaygılanan insanlar da tepki gösterdi.
Herhalde kimse Babacan’ın devletin başkentini memleketi Ankara’dan Samsun’a taşımak istediğini, İstiklal Marşı’na alternatif bir beste yaptırıp, yeni bir bayrak hazırlattığını, Cumhuriyet yerine saltanata dönüp, “doların 1.5 TL’ye inme durumu var” diyen şehzadeyi ekonominin başına geçirmeyi hayal ettiğini düşünmüyordur.
Burada temel kaygı ilk dört maddedeki laik devlet hükmü.
Ama Anayasa’yı bir kere uzaktan görmüş olanlar da bilecektir ki, Anayasa’da laikliği düzenleyen tek başına bir 24. madde var:
“Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.”
Yani ilk dört maddeyi konuşmak laiklikten vazgeçmek demek değil.
Ayrıca 1921 anayasasına “Devletin dini İslam’dır” maddesi de 29 Ekim 1923 günü, yani Cumhuriyet ilan edilirken yapılan değişiklikle girdi. Ama unutmamak gerekir ki bu maddenin girmesinden dört ay sonra aynı Meclis halifeliği kaldırmıştı. Kısa bir süre sonra yürürlüğe giren 1924 Anayasası’nda da İslam hükmü 1928’e kadar korundu. Yani Anayasa’da “Devletin dini İslam’dır” yazarken Meclis Mecelle’yi kaldırıp Medeni Kanun’u kabul etti, Şapka Devrimi yapıldı, tekke ve zaviyeler kapatıldı.
Mevcut iktidarın niyetlerinden şüphe edilmesi artık anlaşılır. Ama o iktidarın ifade hürriyetini kısıtlamasından şikayet edenlerin, insan yapımı Anayasa’nın ilk dört maddesi üzerine konuşulma ihtimaline karşı bile gösterdikleri bu tahammülsüzlük üzerine konuşulmayı hak ediyor.
Öyle görünüyor ki bazıları Anayasa’nın ilk dört maddesini bizzat Atatürk’ün yazdığını zannediyor.
Halbuki, Atatürk’ün bizzat bulunduğu ve muhalefeti tasfiye ederek egemen olduğu İkinci Meclis’in kabul ettiği 1924 Anayasası’nın ilk dört hükmü 1937’ye kadar yapılan değişikliklerle şöyleydi:
Madde 1.- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
Madde 2.- (Özgün hali) Türkiye Devletinin dini, Dini İslâmdır; resmî dili Türkçedir; makarrı Ankara şehridir.
Madde 2.- (1928’deki değişiklikle)
Türkiye Devletinin resmî dili Türkçedir; makarrı Ankara şehridir.
Madde 2.- (1937’deki değişiklikle)
Türkiye Devleti, Cümhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçıdır. Resmî dili Türkçedir. Makarrı Ankara şehridir.
Madde 3.- Hâkimiyet bilâ kaydü şart Milletindir.
Madde 4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi milletin yegâne ve hakikî mümessili olup Millet namına hakkı hâkimiyeti istimal eder.
Yani ne bugünkü dört maddeyle aynıydı ne de bu maddelerin değiştirilmesinin teklif dahi edilmesi yasaklanmıştı.
Hatta 1924 Anayasası tasarısının TBMM’deki görüşmeleri sırasında Bozok mebusu Hamdi Bey, devletin dinini, başkentini ve resmi dilini belirleyen 2. maddesinin, egemenliğin
kayıtsız şartsız millete ait olduğunu söyleyen 3. maddesinin ve TBMM’nin milletin tek ve gerçek temsilcisi olduğunu, egemenliği millet adına yalnız onun kullanacağını belirten 4. maddesinin de değiştirilmelerinin yasaklanmasını teklif etmiş ama Meclis’te bu kabul edilmemişti.
1924 Anayasası’nda “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” hükmüyle korunan sadece devletin Cumhuriyet olduğunu düzenleyen birinci maddeydi.
O da Anayasa’nın tepesine değil, 102. maddesine yazılmıştı:
“İşbu kanunun şekli Devletin Cumhuriyet olduğuna dair olan birinci maddesinin tadil ve tagyiri hiçbir suretle teklif dehi edilemez.”
Peki 1961 Anayasası’nın ilk dört maddesi nasıldı?
“1.- Türkiye devleti bir Cumhuriyettir.
2.- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
3.- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.
Resmî dil Türkçedir.
Başkent Ankara'dır.
4.- Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.
Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılmaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Yani 1961 Anayasası’nın ilk dört maddesi de bugünkünden farklı biçimde yazılmıştı.
Türkiye tarihinin belki de en sıkı Kemalist hukukçu ve askerlerinin eseri olan anayasanın ilk dört maddesinde Atatürk’ün adı bile geçmiyor, milliyetçilikten bahsedilmiyordu.
61 Anayasası’nda “değiştirilmesi teklif edilemez” maddesi ise 9. Maddeye yazılmıştı, tıpkı 24 Anayasası gibi sadece Cumhuriyet’i koruyordu:
“9- Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez. “
Peki, pek çoklarının Atatürk’ten miras kaldığını zannettiği 1982 Anayasası’na bu dört madde nasıl girdi? Bunları kim yazdı?
Aslında 1982 Anayasası’nı hazırlayan Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı başkanlığındaki heyetin hazırladığı ilk taslakta “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” diye bir dördüncü madde yoktu.
İlk taslakta ilk üç madde şöyleydi:
“1- Türkiye devleti bir Cumhuriyettir. Anayasa’nın bu hükmü değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez.
2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlabgıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir.
3- Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.
Resmi dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı albayraktır.”
Milli Marşı İstiklal Marşı’dır.
Başkenti Ankara’dır.”
Darbeciler tarafından hazırlanmasına rağmen bu taslağın ilk üç maddesi de dahil olmak üzere bütün maddeleri aylarca tartışıldı.
Anayasa Mahkemesi üyesi Yekta Güngör Özden, taslak için “Devlet diktatörlüğü kurulmamalı” demişti. Barolar Birliği Başkanı Atilla Sav “Bu Anayasa ile otoriter bir rejim kurulabilir” diye uyarı yapmıştı. Türk-İş’ten akademisyenlere kadar günlerce taslak yerden yere vurulmuştu.
Sonra taslak Danışma Meclisi’nin önüne geldi.
İlk dört maddedeki kelimeler de olmak üzere Anayasa’nın her kelimesi, kavramı eleştirildi, tartışıldı. Değiştirilmesi teklif dahi edildi.
Atatürk milliyetçiliği yerine Türk milliyetçiliği yazılmasını isteyen de oldu, İstiklal Marşı ve Türkçe’nin ilk dört maddede olmasına karşı çıkan da...
Hatta ilk üç madde eleştirileri için Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı şöyle demişti: “Bundan sonra Galata Kulesi’ne kızıl bayrak çekilemeyecektir.”
Fakat bu kadar sert bir sağcı olan Aldıkaçtı’nın bile kabul edemediği teklifler olmuştu.
Örneğin Anayasa’nın ilk üç maddesindeki bütün hükümlerin değiştirilmesinin teklif dahi edilemez hale getirilmesi teklifi...
Aldıkaçtı, sadece Cumhuriyet’in bu kapsama alınabileceğini söyledi, diğerlerine neden karşı çıktığını ise şöyle anlattı:
“Cumhuriyet ve Cumhuriyetin temel ilkelerinin değiştirilmeyeceği değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği hükümlerinin tasarıya eklenmesi isteniyor. Bir toplum devamlı değişir, dayandığı sosyal kuralların hukuk kaidelerinin değişmeyeceğini ilan madde dahi bir gün değiştirilirse ne yaparsınız. Ya çoğunluğun kararına uyarız ya isyan ederiz yahut da karşı karşıya dövüşürüz. Ama b ir sosyal kuralın değişmesine karşı çıkamayız. Sözlerin fazla soyut görünüyor. Somut örnekler de verebilirim. Mesele toplumun değişmesini durmayacak hükümler getirmektedir. Sadece Cumhuriyet’in değiştirilmeyeceğine ilişkin hükmün 11. Madde olarak konmasını teklif ediyorum.”
Yani 82 Anayasası’nın banisi Aldıkaçtı, darbecilerin Danışma Meclisi’nde Babacan’dan daha liberal konuşmuştu.
Onun teklifi Danışma Meclisi’nde kabul edildi, Anayasa’nın ilk taslağında hiçbir maddesinde bulunmayan “değiştirilmesi teklif edilemez” maddesi, tıpkı 1961 Anayasası’ndaki gibi sadece Cumhuriyet için 11. madde olarak Anayasa’ya eklendi:
"Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”
Danışma Meclisi’nde kabul edilen 11. Maddenin gerekçesinde şöyle yazıldı:
"1924 Anayasası konarken saltanat henüz kaldırılmış bulunduğundan Cumhuriyet rejimini korumak için. Anayasada yapılacak bir değişiklikle saltanata dönülmesini önlemek amacına uygun olarak Cumhuriyet rejiminin değiştirilmez olduğu ve değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği Anayasa hükümleri arasına konmuştu. Fransa'da da 3. Cumhuriyetin başlarında aynı mealde Cumhuriyet rejimini koruyacak bir hüküm getirilmişti. 1924 Anayasasında hiç şüphesiz 3.
Fransız Cumhuriyetinden esinlenerek saltanata dönüş eğilimlerine set çekilmiştir. 1961 Anayasası düzenlenirken böyle bir endişe artık kaybolmuştur. Atatürk'ün kurduğu ve gençliğe emanet ettiği Cumhuriyet rejiminden
geriye dönüşün mümkün olamayacağı tartışılmaz bir gerçek olarak Türk milletince kabul edilmiştir. Buna rağmen sadece tarihî niteliğinden dolayı Cumhuriyet ilkesinin değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği 1961 Anayasasına konmuştur. Komisyonumuz da aynı sebeple hükmü tekrarlamıştır."
Peki, ilk dört maddenin konuşulmasını bile imkansız hale getiren, Anayasa’ya değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddesini kim soktu?
Tabii ki Milli Güvenlik Konseyi yani Kenan Evren...
Danışma Meclisi’nde kabul edilen taslak Evren ve beş generalin olduğu Milli Güvenlik Konseyi’nin önüne geldi.
Ve orada ilk dört madde bugün değiştirilmesi teklif dahi edilemez haline getirildi.
MGK, bu dördüncü madde için anayasa maddesi gerekçelerinin yazdığı rapora şöyle yazdı:
"Madde 4- Danışma Meclisinin kabul ettiği metnin 'Devlet şeklinin
değişmezliği' kenar başlıklı 11 inci maddesi 'Değiştirilemeyecek
hükümler' kenar başlığı altında anayasanın 1,2 ve 3 üncü maddelerini
kapsayacak şekilde 4 üncü madde olarak yeniden düzenlenmiştir.”
Yani herhangi bir açıklama bile yapılmadı.
Yani bugün ilk dört madde asla üzerinde konuşulamaz, başka bir biçimde de yazılamaz diyenler aslında Kenan Evren gibi düşünüyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026