Yüksel TAŞKIN
Suriye hakkında “analiz” yapmaktan utanıyorum. Türkiye’nin “dış politikasından”, ülkemiz için ortaya çıkan fırsat pencerelerinden veya risklerden bahsetmek üzerine kariyer bina edenler, bana daha ceset ortadan kaldırılmadan miras kavgasına tutuşmuş “akrabaları” anımsatıyor. Ama bu yazıda vicdanı rahat insanlar gibi başkalarını suçlamak da istemiyorum. Yanı başımızda yaşanan bu kıyımda hepimizin sorumluluğu var. Savaşı durduramadık belki ama ardından dayanışmayı da büyütemedik. Irak Savaşı öncesinde yüz binlik mitingler yapan, 3 Mart Tezkeresi’ni durduranlar, Suriye sınavında sınıfta kaldı, kalmaya da devam ediyor.
Ramazan Bayramı için hazırlıkların yapıldığı bir ülkenin güney komşusunda kan gövdeyi götürüyor ve burada bize kan sıçramadığı sürece dönüp oraya bakmayacak milyonlarca insan var. “Sakallı” mülteciler görmekten rahatsız olan, ama bu mülteciler hiç ortada olmasalar meseleleri kalmayacak “insanlar” var. “Yedi yaşına gelmeden ihtiyar olmuş” mülteci çocukların gözlerine bakmadan güvenlikten bahsetmek: İşte 21. yüzyılda insanlığımızın ulaştığı mertebe bu. “Orada kan gövdeyi götürsün ama burada rahatımız kaçmasın. Mülteciler bize risk oluşturmasın. Sınırımız da yolgeçen hanı. Sınır güvenliğini artıralım. Bu kaçakçılar da nereden türediler? Orada AVM yok mu kardeşim?” Avrupa’da göçmen karşıtlığını besleyen “refah şovenizminin” ülkemizde de ne kadar güçlü olduğunu bu acı vesileyle öğrenmiş olduk...
Hükümetin ideolojik önyargılarından kaynaklı dış politika tercihlerini hep eleştirdik. Suriye’de barışa katkıda bulunma fırsatını kaybettiğini, aceleci davrandığını, Kürt meselesiyle ilgili güvenlikçi kaygıları yüzünden Suriye Muhalefeti’nin zayıf doğmasında sorumluluğu olduğunu vurguladık. Müslüman Kardeşler’e yönelik sempatisi nedeniyle bu gurubu kayırma çabalarının laik muhalefet bileşenlerini uzaklaştırdığını her vesileyle söylemeye çalıştık.
Ama Türkiye Solu da bu sınavdan başarısız çıkmıştır. “Kahrolsun emperyalizm” diye slogan atmak yetmiyor. Suriye kendi hâline terk edilmenin kırıklığını, yalnızlığını yaşıyor. Emperyalistler, kendilerine sıkıntı çıkmadığı sürece oradaki ölümlere sessizler. Onlar kahrolsun da bizler ne yaptık? Savaşı durduracak gücümüz yoktu ama insani yardım konusunda çok daha etkili olabilirdik. Mültecilere omuz verebilirdik. Bu konuda yeterli dayanışmayı gösterdiğimizi iddia etmek mümkün değil. Bu mesele kafamızı karıştırıyor. Uzak durmak istiyoruz. Asıl Yeryüzü İftarı yapılacak yer mülteci kampları değil mi?
Evet, biz bu meseleyi unutmaya bıraktık ama orada ölü sayısı yüz bini aştı. Ölenlerin yarısı “sivil”. Onbinlerce insan kayıp. Yaklaşık dört milyon insan yerinden yurdundan oldu. İki milyon insan ülkeyi terk etti. Bunların bir buçuk milyonu mülteci kamplarında yaşıyor. Türkiye’de de, yarısı on iki kampa dağılmış, yaklaşık dört yüz bin mülteci var. Suriye’nin nüfusunun yirmi iki milyon olduğunu anımsarsak, rakamların çizdiği korkunç tablo daha iyi anlaşılabilir. Nüfusun yüzde onu ülkeyi terk etmiş durumda...
Onbinlerce insan hapishanelerde. Esad Rejimi’nin hapishanelerini bilmeyenlere; sistematik işkencenin 1970’lerden beri rutin uygulama olduğunu, binlerce sosyalistin, Kürt aktivistin ve Müslüman Kardeşler üyesinin o işkence tezgâhlarında çürütüldüklerini de hatırlatalım.
Hepimize iyi bayramlar...esad'ı eleştirip erdoğan'ı destekleyenlerden bıktım! artık nefes alamıyorum. mülteci düşmanlığı yapanlardan, her mülteciye el kaideli muamelesi yapanlardan , suriyeli mültecileri kendi siyasi çıkarları için kullananlardan, mülteciler üzerinden rant edinenlerden bıktım. rojavaya ilaç kampanyası yapan bazı tarafların geçen yıl kapısını çalmıştık, suriyeye ilaç kampanyası için yardımcı olur musunuz diye, reddetmişlerdi. bu kişilerden ve kurumlardan bıktım. suriyeli kürtlere her hangi bir yardımın ulaşmasını engellemek için elinden gelen her şeyi yapan akp'den ve yandaş kurumlarından bıktım. ben bunlardan bıkarken ve nefes alamazken 100 bin insan öldürüldü suriyede ve öldürülmeye devam ediyor."
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
20.04.2024
15.12.2019
26.07.2019
18.12.2017
27.09.2017
19.09.2017
10.08.2017
27.07.2017
10.07.2017
26.06.2017