Yüksel TAŞKIN
2007-2010 arasındaki yoğunlaşmış mücadeleler sonunda Kemalist vesayetçiliğin devlet içindeki son kaleleri denetim altına alındı. Bundan sonra AKP’nin, merkez sağın muhafazakâr modernleşmeci geleneğini otoriter bir yöne doğru zorlamaya başladığını gördük. 2010’a kadar siyasi aktörler, devlet korkusuyla hareket ederlerken, 2010 sonrasında bu baskı büyük ölçüde ortadan kalktı. Şimdi siyasi aktörlerin “toplum korkusunu” deneyimlemeleri gerekiyor.
AKP’nin toplum korkusu yaşadığı en önemli kırılma Gezi sürecinde ortaya çıktı. Gezi’den hemen önce Başbakan, buraya AVM yapmayı göze alabilecek bir özgüvene sahip görünüyordu. Yine 2011 seçimlerinden sonra, “asli tabanını” mutlu edecek hamleler yapma yönünde bir engeli kalmadığını hissediyordu. Kendi tabanına hizmet etmek istemesi elbette anlaşılırdır. Ama bunu her kesime yönelik bir özgürlük söylemi ve pratiği üzerinden yapmadı.
Kutuplaştırıcı ve dışlayıcı söylemi nedeniyle, “ötekilere” 2010 yılına kadar mecburen katlandığı yönünde haklı bir algı ortaya çıktı. Başbakan sürekli televizyonlardaydı ve sevmediği kesimleri kırmaktan, incitmekten kendini alamayan hırçın bir görüntü sergiliyordu.
AKP’lilerin 2014 yerel seçimlerinden sonra otoriter yönelimlerini devam ettireceklerine dair çok sayıda işaret var. Yaklaşan HSYK seçimlerine Yürütme’nin nasıl el koyduğuna yakından bakmak, bize ileriye dönük yeterince veri sağlıyor.
Demokratların görevi tam da burada başlıyor. Erdoğan’ın mevcut sistemi başkanlık yönünde zorlamasına yaratıcı ve ikna edici biçimlerle karşı çıkmamız gerekiyor. “Türk tipi başkanlığın”, üstelik merkeziyetçi yönetim sistemimizde reform yapmadan devreye sokulması, onlarca yıl içerisinde boğuşacağımız istikrarsız bir Türkiye getirir. Yüzde on barajı gibi bir ilkesizliği 30 yılda ortadan kaldıramayan bir siyaset kurumunun, “Türk tipi başkanlığın” toplumsal tahribatını yok edebilmesi, kimbilir kaç yıl sürecektir?
Bu da demokratların ikinci ilişkili sorumluluklarını akla getiriyor: Kürtlerle birarada yaşayabilmenin anayasal çerçevesinin ne olması gerektiği konusunu gündeme getirmek ve önerilerde bulunmak. Bir tarafta “Ulus-devlet kurmaktan vazgeçtik” diyerek, HDP üzerinden Türkiyeli bir parti oluşturma gayreti varken, bu çabalara sessiz kalmak, başını kuma gömmekten farklı olmayacaktır.
Demokratlar, yeni ve sivil anayasa yapımı konusunu gündeme taşımaya gayret göstermeliler. Yeni anayasa için masa başına oturmadan, başkanlık sistemi yönünde yapılan her zorlama, seçim sisteminde başka bir fırsatçılığa meyletme arayışları, kısa vadeli çıkarlar uğruna toplumu ciddi çatışmalara sürükleme riskine sahiptir.
Tam da bu noktada İslami hassasiyetlere sahip çevrelerin nasıl tutum alacakları önem kazanıyor. Gezi’ye “darbe girişimi” diyerek, büyük bir genellemeyle Başbakan’ın otoriter ve kutuplaştırıcı tavrına destek oldular. AKP’nin otoriterliğine İslamcı bir meşruiyet sağlamanın, sivil İslamcılığa vereceği zarar öngörülemiyor mu? Dünyanın her yerinde devlet eliyle İslamcılık arayışları başarısız olmuştur.
Müteahhitlerin ihalelerden vurdukları volelerin bir kısmıyla İmam- Hatipler açmaları mıdır, İslamcılık adına desteklenilen duruş? Eğer öyle değilse, bugün AKP’yi tehdit eden ciddi bir yapı da olmadığına göre, artık AKP eleştirisi yapmaya başlamak gerekmiyor mu?
2000’lerin başında Erbakan’a karşı Yenilikçi adayları destekleyen İslamcı kalemler, “önemli olan davadır, şahıslar değil” diyorlardı. Peki, şimdi önemli olan nedir?
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
20.04.2024
15.12.2019
26.07.2019
18.12.2017
27.09.2017
19.09.2017
10.08.2017
27.07.2017
10.07.2017
26.06.2017