Yüksel TAŞKIN
Türkiye gibi ulus-devlet parametreleri içerisinde yetişenler için, IŞİD’in bir devletin içini kemirerek kurtarılmış alanlar yaratması anlaşılır gibi değil. İlk tepkiler, bunun savaş koşulları tarafından beslenen bir anormallik olduğu yönünde. Bu bir yere kadar doğru olsa da, aktörler kendi gerçekliklerini de yaratabilirler. IŞİD etkisizleşse bile, bölgede etnik ve dinî aidiyetlere sıkışmış siyasal ve toplumsal aktörler arasında güven tesis etmek çok uzun yıllar alacak.
Türkiye, uzun yıllar istikrarsız bir bölgeye komşuluk etmek zorunda kalacağı için dış politikasını gözden geçirmeli. Bu noktada pek de hazzetmediğim güvenlik ve istikrar söyleminden hareketle, Türkiye’nin neden Kürtlerle beraber hareket etmesi gerektiğini ortaya koymaya çalışayım:
En uzun sınırımızın öte yanında Kürtler yaşıyor ve IŞİD gibi “paraşütle indirilen” ve saman alevi gibi parlayıp sönen yapılara rağmen, Kürtler bu coğrafyada tutunmaya devam edecekler. Daha da önemlisi, bölgede rasyonel siyasi tepkiler verme yeteneği olan aktörler sınırlı ve Kürtler bu konuda istisnai bir esnekliğe sahipler. Rasyonellik, en kestirme ifadesiyle, ideolojinize rağmen hareket edebilme kabiliyetidir.
Suriye ve Irak’taki Kürtlerle beraber hareket etmemiz zaruretinin ilkesel bir nedeni de var: Azımsanamaz sayıdaki Kürt yurttaşımız, sınırın öte yanındaki akrabalarıyla iyi ilişkiler kurmamızı istiyorlar. Nasıl bölgedeki Türkmenlere dair hassasiyetler varsa, milyonlarca Kürt yurttaşımızın da böylesi meşru hassasiyetleri var. Mesele basit: Bu akrabalıkları demokratik bir siyaset ortamı için imkâna çevirebilmek.
Demek ki, iç ve dış siyaset ayrımının ortadan kalktığı bilinciyle hareket etmeliyiz. Bu da içeride devletin Alevilerle barışması, Alevileri birinci sınıf yurttaş hissettirmesi zorunluluğunun bir başka nedeni. Bölgedeki mezhepçi ateşin bizi yakmaması için, Alevilerin gönüllerini ferahlatmalıyız. AKP bugüne kadar Alevilerle tam yedi çalıştay yaptı, bazı vaatlerde bulundu ama bunların hepsi “Derin AKP’nin” Sünni direncine çarptı. Bir tarafınız “dinde zorlama yoktur” derken, diğer tarafınız zorunlu din derslerini savunmamalı. Ülkemizin bölgedeki mezhep gerilimlerinden çok da uzak kalamayacağının bilinciyle artık net adımlar atmalıyız.
Bölgede rasyonel davranabilen nadir aktörlerden birisi de İran’dır. Türkiye’nin ideolojik gerekçelerini bir yana bırakarak İran’la ciddi işbirliğine yönelmesi lazım. Suriye krizinin yerel dinamiklerle çözülebilmesinin yolu bile buradan geçmektedir. İran, bölgede hissettiği tehditler nedeniyle Batı’ya ve Türkiye’ye yönelmek zorundadır. Şiiler için sert ideolojik kutuplaşma ve ideolojik eksenli dış siyaset asla çıkar yol değildir.
İran’daki Reformcular, Batı’yla işbirliğini stratejik zaruret diliyle parlatmaya çalışıp, ciddi mesafe alırlarken, onlara destek vermemiz en doğrusudur. Barışçıl yollardan değişebilen bir İran, Türkiye için ciddi bir kazanımdır.
Bölgede yaşanan köktencileşmede en önemli etkenlerden birisi İslamcılara demokratik sistem içerisinde şans tanınmamasıdır. Mısır ve Suriye örnekleri, köktencilerin ekmeklerine yağ sürdü. AKP’nin, demokratik İslam açısından yakalanmış tarihsel bir imkânı bugün kendi elleriyle dinamitlemesi talihsizliktir.
Bizim bölge halklarıyla eşit ilişkiler kurabilmemiz için, çok inançlı ve çok kültürlü bir hayatın yeşermesine imkân tanıyacak sahici bir laiklik ve demokrasi iklimi oluşturabilmemiz gerekiyor. İnançlara saygılı bir laiklik, bölgede her aktöre eşit mesafede durabilme avantajı demektir.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
20.04.2024
15.12.2019
26.07.2019
18.12.2017
27.09.2017
19.09.2017
10.08.2017
27.07.2017
10.07.2017
26.06.2017