Yüksel TAŞKIN
1990’ların Türkiye’sini tanımlayan en iyi ifadelerden birisinin “kara bahar” olduğunu düşünüyorum. İçine düştüğümüz ve debelendiğimiz o berbat şiddet ve yolsuzluk sarmalına rağmen, oradan çıkma irademizi yitirmemiştik. AKP’nin 2002’de iktidara getirilmesi de bu iradenin somut neticelerinden birisiydi.
1990’larda devleti ve devletlûları eleştirmek bedel gerektiriyordu. Güvercin tedirginliğinde yaşayan, elbette korkan ama buna rağmen doğru bildiklerini söyleyenler sayesinde Türkiye kirli savaşla ve onun etrafında oluşan mafyatik iktisadi ve siyasi ilişkilerle yüzleşmeye başladı.
Bunun kredisi de bir bütün olarak sağ aktörlere ait değildir. Sağcılar, “zamanı geldiğinde” eleştirmeye başlarlar. Yani yeterince kuvvetli hissettiklerinde.
Bugünün Türkiye’si herkesin kendi siyasal ve sosyal cemaatinin adasına geri çekildiği, diyalogun, etkileşimin cazibesini yitirdiği yeni bir kara baharı yaşıyor. İçerisine yuvarlandığımız ve hiç hak etmediğimiz bu karanlıktan ise iktidardaki AKP ve ona destek veren İslamcı çevreler sorumlu.
Ben bu eleştiriyi yaptığımda bazı İslamcılar rahatsız olabiliyor. Diyorlar ki, “bizleri nasıl olur da AKP’yle aynı vagona atarsınız.” Tüm bu itirazlara rağmen benim gördüğüm resim çok net: AKP, bu ülkenin büyük mücadelelerle elde ettiği demokratik kazanımları bir bir ortadan kaldırırken İslamcı çevrelerden ciddi bir itiraz oluşmadı. Daha da kötüsü, AKP’lilerin dahi bulmakta zorlanacağı çeşitli bahanelerle parti etrafında kenetlenildi.
Burada büyük bir ahlaki zafiyet ortaya çıkmıştır. İslamcı çevrelerin büyük çoğunluğunun bu çürüme karşısında net bir tavır üretememeleri, bir bütün olarak demokrat çevreler için de sıkıntı yaratmaktadır. AKP’nin canını yaktığı çevrelerde ortaya çıkan İslamofobinin bir nedeni de budur. AKP, eski Türkiye’nin alışkanlıklarını birer birer canlandırırken ona muhalif olanlar bunu bir bütün olarak İslamcıların hanesine yazmaktadırlar.
17 Aralık soruşturması hakkında takipsizlik kararı alınması sonrasında İslamcı çevreler ve AKP’nin gönüllü kalemlerine baktığımızda ortada tuhaf bir sessizliğin hüküm sürdüğünü görüyoruz. Aslında bu çevreler verilen takipsizlik kararının haklı olduğuna inanıyor değiller. Tam da bu algı nedeniyle sözkonusu eski bakanların siyasette bir şansları olmayacak. Buna rağmen gür bir itiraz oluşamıyor?
“Kol kırılır, yen içinde kalır” tavrı mı doğrudur; “kendi içimizdeki çürük elmaları ayıklayarak davamızın saygınlığını koruyalım” tavrı mı? Çok açıktır ki İslamcıların büyük ekseriyeti birinciden yana ağırlık koymuşlardır. “Her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmalıyız” anlayışı üzerine kurulu bir “dava” olabilir mi? Bunun için vicdanlarımızın aşınmasına razı olursak, hangi davadan bahsedebiliriz?
Onlar kendi içlerinde bir muhasebeye girişmeden, yakın geçmişteki hatalarıyla yüzleşmeden bu toplumun birlikte yaşama iradesinin canlandırılması mümkün değildir. Düşünün Çarşı Gurubu’nun “darbeci” olduğu yönünde iddianameler hazırlanıyor; vicdan siyaseti yanlısı olduklarını savunanların vicdanlarında yaprak kıpırdamıyor.
Unutmayın Ahmet Kaya’dan özür dilemek için sıraya girdiğimizde sevgili Ahmet Kaya aramızda değildi. Son yıllarda AKP’nin giderek kabaran mağdurlarından da bir gün özür dileneceğinden eminim. Ama bunu bugün yapabilenlerle ileride belki mecburen yapanlar arasındaki fark çok önemlidir.
Ne mutlu yanlış olana yanlış yapıldığı zaman itiraz edebilen cesur insanlara. Türkiye her şeye rağmen birarada kalabiliyorsa bu insanlar sayesindedir...
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
20.04.2024
15.12.2019
26.07.2019
18.12.2017
27.09.2017
19.09.2017
10.08.2017
27.07.2017
10.07.2017
26.06.2017