Yüksel TAŞKIN
Bazen olayların gidişatına kendimizi kaptırıp temel meseleleri yeterince tartışamıyoruz. Önce TBMM’de ne oylandığını anımsamakta fayda var. TBMM, dört eski bakanın yargılanmaları için Yüce Divan’a gönderilip gönderilmemelerini oyladı. Yani yasama kendisini yargıdan önce, yargının yerine koydu.
Peki, buradaki 276 rakamının büyüsü nerede? Diyelim yargılansın diyenler, 274’te kaldılar. Bu ilgili şahsın Yüce Divan’a gönderilmesini engeller ama siyasi hayatını da bitirir. O zaman burada, tüm bu mekanizmada ahlak ve ilkeler nerede? TBMM’deki Komisyon ve Genel Kurul neyi oylamış oldular? Bu oylamanın kazananı ve kaybedeni kimler?
Bence tüm bu süreçte Bayraktar hariç diğer üç bakanın siyasi hayatlarının bittiği tescillenmiş oldu. Bu isimlerin AK Parti’de bir şansları olamayacak. Zaten oylamadan evvel de böyle bir şanslarının olamayacağını hepimiz biliyorduk.
Bundan böyle herhangi bir siyasi hayatlarının olabilmesi için “en iyi savunma saldırıdır” şiarıyla bizzat Yüce Divan’da yargılanmayı talep etmeleri gerekirdi.
O zaman burada kaçınılmaz bir soru ortaya çıkıyor: Bu isimler neden Yüce Divan’a gitme cesareti gösteremediler? Aslında herkes buna neden cesaret edemediklerini gayet iyi biliyor. Ama bazıları gözlerimizin içine baka baka Yüce Divan’ın taraflı davranacağını iddia ederek, bu şahısların oraya gönderilmemelerini olumlama yarışına girmiş durumdalar.
Burada yürütülen mantık da çok tanıdık: AK Parti’yi korumak için, bu yönde oy verilmesi gerekiyordu. O zaman şu soru da anlamlıdır: AK Parti Meclis grubu ve Davutoğlu, bakanların Yüce Divan’da yargılanmaları konusunda ilkesel bir tavır takınsalardı, partinin seçmenleri, “İşte bizim partimiz yolsuzluğa bulaşanı kesip attı” demezler miydi? Bu “dava adamı” Davutoğlu için taze bir başlangıç olmayacak mıydı? AK Parti grubu da, kendisini onay merciine indirgeyenlere karşı ciddi bir güç ve özgüven elde etmeyecek miydi? Demek ki, sürecin kaybedenleri Davutoğlu, AK Parti’nin Meclis grubu, ve bir bütün olarak da AK Parti’dir.
Öyleyse kazanan kim? Erdoğan mı? Erdoğan’ın istediği şekli olarak gerçekleşti ama 1 Mart 2003 tezkeresinden bu yana AK Parti en büyük çatlamasını yaşadı. Erdoğan’ın buldozer gibi her dilediğini AK Parti grubundan geçirme kararlılığında ciddi bir gedik açıldı.
Erdoğan’ın başkanlık hedefinden geri dönmesi çok mümkün görünmüyor. Ama AK Parti grubundan her istediği kararı geçirme konusundaki özgüveni de sarsılmış oldu.
Şimdi önümüzdeki genel seçimlerde AK Parti grubunu şekillendirmek konusunda büyük bir mücadele yaşanacak. Erdoğan’ın milletvekili listelerini belirlemek adına da oldukça gözü kara davranacağını tahmin etmek zor değil. Davutoğlu ve partinin diğer ağır topları, buna sessiz kalırlarsa, ortaya çıkan manzaradan hiç de memnun kalmayacakları açıktır.
Erdoğan’ın başkanlık rüyası en basit hâliyle ne anlama geliyor? “Güçlü başkan, zayıf Başbakan ve zayıf Meclis.” Davutoğlu, bu gidişatı kabullenecek midir? AK Parti grubu, giderek etkisizleşmesini, bakan adaylarının belirlenmesi konusunda bile geri plana itilmesini sineye çekebilecek midir? Pek sanmıyorum.
Ülkemizin başkanlık sistemi yönünde zorlanması, kuvvetler ayrılığı ilkesinin sadece kâğıt üstünde kalması kimin yararınadır? Bana göre hiç kimsenin.
Bu yanlış strateji ve ona eşlik eden zorlayıcı taktikler, AK Partililerin kısa bir süre sonra büyük bir pişmanlıkla anımsayacakları talihsiz hatalardır. Bir siyasi aktör bu kadar hata yaparak kendi kendisinin en büyük rakibi hâline nasıl gelebilmiştir? İşte hepimizin ders alması gereken asıl trajedi budur…
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
20.04.2024
15.12.2019
26.07.2019
18.12.2017
27.09.2017
19.09.2017
10.08.2017
27.07.2017
10.07.2017
26.06.2017