Yüksel TAŞKIN
Bu başlık çok uzun değerlendirmeler gerektiriyor. Burada genel unsurların üzerinde durulacak. Elbette kendi öznelliğimiz ve sınırlarımız çerçevesinde.
Yakın zamanda şiddeti bir yöntem olarak öne çıkaran İslamcı yapıların güç ve görünürlük kazandıkları açık. Bunun içsel ve dışsal nedenleri mevcut. İçsel derken, İslamcı yorumların kendi tarih ve gelenekleriyle kurdukları ilişki vurgulanıyor. Reaksiyoner doğası belirgin hareketlerde, dışsal unsurlar da fazlasıyla önemli olabiliyor. Batılı güçlerin Ortadoğu politikaları gibi.
Önce dışsal unsurları ele alalım: Batı’nın (SSCB ve Rusya dâhil) iki arkaik rejim biçimini ısrarla koruması, bu rejimlerin ömürlerini fazlasıyla uzattı: Seküler otoriter rejimler ve halkına hesap verme mekanizmaları olmayan muhafazakâr monarşiler. Tüm dünyada bu rejimler çözülürken veya dönüşürken, Ortadoğu’da ömürleri uzamış oldu.
Bu rejimler, etnik ve dinî meseleleri çözmek bir yana, onları derinleştirmek üzerine “böl ve yönet” stratejileri izlediler. Bazılarının düşündüğü gibi, sözgelimi, Suriye ve Irak’ta dinî gerilimler Esad veya Saddam zayıflayınca ortaya çıkmadılar.
Bu unsurları bir yönetim tekniğine dönüştürenler bizzat diktatörlerdi. “Siyaset” zaten etnik veya dinî unsurlar üzerinden işliyordu. Dolayısıyla bugünkü boğazlaşmalarda geçmiş yönetimlerin tercihleri hafife alınmamalı.
Yine bahsedilen rejimlerin en büyük hatalarından birisi, muhalefetle güç paylaşımı riskini alma cesareti gösterememeleri oldu. İran’daki İslam Devrimi’nin en önemli nedeni, Şah’ın liberal, sol, İslamcı hiçbir aktörü iktidar denklemine dâhil etmemesiydi.
Muhalefet, kurumsal siyaseti hiç bilmediği, siyaset tecrübesi hiç olmadığı için, abartılı bir soyutlamacılığa meyletti. Gerçek hayatta karşılığı olmayan hayali söylemlere yaslandı. Oysa muhalefete önce yerel yönetimlerde bir alan açılsaydı, ayakları yere basan siyasal tecrübeler edinebilirlerdi.
Ortadoğu, yerel yönetimlerin işlerlik kazanmaması ve muhalefete açılmaması bakımından adeta tarih-dışı kalmış bir bölge hâline geldi.
Tüm bu vahim hatalarda sözkonusu rejimleri gözü kapalı destekleyen Batılı güçlerin büyük rolleri oldu.
Tarihsel bir başka hata, Arap Baharı sırasında AB, ABD ve Rusya’nın kısa vadeli çıkarlarını ve güvenlik meselelerini çok fazla öne çıkarmalarıydı. Sözgelimi çok sayıda ABD’li Senatör için İsrail’in güvenliği sağlandıkça, Mısır’ın rejiminin ne olduğu önemli değildi. Elbette buradaki güvenlik algısı son derece indirgemeci ve kısa vadeli bir yoruma dayanıyordu.
ABD- AB- Rusya, eski rejimlerin dışladığı İslamcı, sol ve liberal aktörlere dayalı bir gelecek riskini göze alamadılar. Mısır’ın 2011’de yaptığı ilk serbest seçimlerde Müslüman Kardeşler’in oyları yüzde 40’lara dayanmış, Selefi partiler, sürpriz biçimde yüzde 25’in üzerinde oy almışlardı. Bu Meclis, Batılıları ürküttü.
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım: Ne İhvan’ın ne de Selefilerin Mısır’a uygun gerçekçi siyasal projeleri vardı. Daha da kötüsü, aralarında “Hangimiz daha İslamcı?” yarışına kapıldılar.
İhvan adayı Mursi Başkan seçildikten sonra büyük bir hata yaparak, sadece kendi çevresinin arzularını yansıtan bir anayasayı, yüzde 30 katılımlı bir referandumdan geçirdi. Laik kesimleri hızla uzaklaştırdı ve asker, fırsatı kaçırmayarak darbe yapıverdi.
ABD ve AB, Sisi’nin darbesine giden süreçte ve sonrasında Mısır’ın eski, çürümüş rejiminin yeniden inşasına sessiz kaldılar. Ortadoğu’da, tüm ideolojik sorunlarına rağmen, şiddet kullanmaktan uzak duran İhvan’ın oyun dışına itilmesi, çok sayıda Müslüman genç için kötü bir mesaj oldu. Demokrasiye olan inanç büyük bir darbe daha aldı.
Tıpkı İsrail konusundaki tarafgirlik gibi, ABD ve AB’nin Sisi’den yana (örtük) destek sunmaları, İslam adına siyasal şiddeti savunanların ekmeğine yağ sürmüş oldu.
Bugünkü yazımızda meselenin dışsal boyutlarına eğilmeye çalıştık. Başka bir yazıda ise İslamcı akımların kendileriyle ilgili eleştirilerimizi paylaşacağız.
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları






























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
20.04.2024
15.12.2019
26.07.2019
18.12.2017
27.09.2017
19.09.2017
10.08.2017
27.07.2017
10.07.2017
26.06.2017