Yıldıray OĞUR
Henüz Eternal Sunshine of Spotless Mind, Stranger Things gibi yapımlar yokken Amerikalıların zihin kontrolüyle ilk karşılaşması 1962 yılında gösterime giren The Manchurian Candidate ile olmuştu.
Filmde Frank Sinatra’nın oynadığı ünlü bir siyasi aileden gelen Kore Savaşı gazisi Raymond Shaw, esir düştükten sonra komünistler tarafından beyni yıkanmış ve bir suikastçı olarak ABD’deki hayatına geri dönmüştü.
(Gerisi spoilere girer)
Film o yıllar için fantastik bir bilimkurguydu. Ama filmde korkulan komünistlerin zihin kontrolü yapabildiği korkusu gerçekti ve Soğuk Savaş'ın kızıştığı 1950’lerin başında CIA’yi harekete geçirmişti.
1953 yılında CIA direktörü Allen Dulles’un direktifiyle karşı bir zihin kontrol ilacı ya da aleti bulmak için gizli bir araştırma programı başlatıldı: MK-ULTRA.
Programın başında Sidney Gottlieb adlı bir kimyager vardı.
CIA, önce zihin kontrolü deneyleri için önceki ‘deneyimlere’ başvurmuştu.
II. Dünya Savaşı sırasında, Auschwitz ve Dachau toplama kamplarında çalışan Nazi bilim adamları Polonyalı, Rus, Yahudi savaş esirlerini çözmek için morfin, meskalin gibi maddelerle deneyler yürütmüştü.
CIA, bu deneylerde çalışmış Nazi bilim adamlarını işe aldı.
Proje kapsamında; LSD ve diğer kimyasal maddelerle insan denekleri üzerinde elektroşok, hipnoz, duyusal yoksunluk, sözlü ve cinsel istismar ve diğer işkence biçimlerini de içeren etik olmayan deneyler yapıldı.
1955 yılında hazırlanan ve daha sonra ortaya çıkan bir belgede MK-ULTRA projesiyle; “mantıksız düşünmeyi ve dürtüselliği teşvik etmek, akıl yürütme ve algıyı geliştirmek, alkolün sarhoş edici etkilerini önlemek, hipnozun yararlılığını artırmak, sorguda işkenceye karşı dayanıklığı arttırmak, amnezi, şok ve kafa karışıklığı yaratmak” gibi amaçlar sıralanmıştı.
1953 ile 1973 yılları arasında MK-ULTRA gizli projesi için CIA; üniversiteler, araştırma merkezlerini finanse etti, sahte vakıflar kurdurdu, denekler üzerinde deneyler yaptırdı.
CIA’nin MK-ULTRA projesi kapsamında çalışmalarını finanse ettiği bilim insanlarından biri de Amerikalı nörolog ve psikiyatrist Max Fink’ti.
Elektroşokun babası olarak ün salacak Fink, 1958 yılına Roma'da düzenlenen bilimsel bir kongrede CIA destekli çalışmalarını sunarken, Nürnberg Üniversitesi'nden bir psikiyatristle tanışmıştı:
Turan İtil.
Turan İtil, 1924'te Bursa'da doğmuş, 1948'de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden doktorasını alıp, 1950'lerin başında Almanya'daki Tübingen Üniversitesi'nde nöroloji ve psikiyatri eğitimini tamamlamıştı.
Daha sonra Almanya'nın Erlangen kentinde Fritz Flügel'in Nöropsikiyatri Bölümü’nde çalışmaya başlamıştı.
1958’de Roma’da tanıştığı Max Fink ile benzer konularda çalışıyorlardı.
Max Fink, 1962 yılında New York Tıp Koleji’ndeki pozisyonunu bırakıp, Missouri Psikiyatri Enstitüsü'nün başına geçti.
Aslında burası o tarihe kadar bir akıl hastanesiydi. Ama yeni tesisler yapılmış, hastane ilaç deneyleri yapılmak üzere bir enstitüye dönüşmüştü.
New York’tan bir profesör boşu boşuna Missouri’ye gitmemişti.
Fink, 1963 yılında Turan İtil’i Almanya’dan, Missouri Psikiyatri Enstitüsü'ne getirdi ve doçentlik kadrosu verdi.
İkili, enstitüde LSD, meskalin gibi ilaçlarla uyuşturulan, lobomotize edilen kişilerin EEG’lerini (beyindeki elektriksel hareketleri ölçen test) analiz eden bir bilgisayar sistemi üzerinde ortak çalışmalar yaptılar.
“Lobotomiyi takiben merkezi olarak aktif ilaçlara duyarlılığın değişimi” gibi soğuk bilimsel adları olan ama aslında korkutucu bu ortak deneylerin finansörü CIA’ydi.
MK-ULTRA projesinin başında Sydney Gottlieb, Amerikanın başına büyük belalar açacak LSD’yi bu deneyler için ülkeye getirmişti.
Missouri Psikiyatri Enstitüsü'ndeki deneylerde LSD, çoğu hastanenin akıl hastalarından oluşan insan kobaylar üzerinde deneniyordu.
Ama LSD, 60’lardaki hippi gençlik hareketlerinin en popüler uyuşturucu maddesi haline gelmiş, bir kamu sağlığı sorununa dönüşmüştü.
1966 yılında Missouri Psikiyatri Enstitüsü'nde devlet desteğiyle LSD ile deneyler yapıldığı ortaya çıktı.
Missiouri’de yayınlanan bir gazete enstitü çalışanı Doç. Dr. Turan İtil’le LSD deneyi sırasında konuşmuştu:
“Missouri Psikiyatri Enstitüsü'nde araştırmalarda LSD kullanımı tepkilere neden oldu. Psikiyatri doçenti Doç. Dr. Turan Itıl, Missouri Psikiyatri Enstitüsü'nde LSD alan akıl hastalarını bir televizyon monitörü aracılığıyla nasıl izleyebildiğini ve duyabildiğini gösteriyor. Kendisi ve asistanı elektroensefalografi laboratuvarındadır ve monitörde hasta kılığına giren kişi personel doktordur. Dr. Itil, LSD-25'in daha önce umutsuz şizofrenilerin tedavisinde etkili bir ilaç olduğunu ve şimdi araştırmalarını ilerletmek için ilacı alamadıklarını söyledi.”
LSD’nin kullanımı birkaç ay sonra ABD’de yasaklandı. Sadece kullanmak ve bulundurmak değil, LSD ile yapılan tüm araştırmalar da yasaklandı.
Bunun üzerine Max Fink, 1966 yılında Missouri Psikiyatri Enstitüsü'nden ayrıldı.
Fink, New York’a döndü ve CIA ile ortak çalışmalarına devam etti.
Turan İtil ise Missouri’de kaldı.
Daha sonra ortaya çıkan belgelere göre artık Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri’nin finanse ettiği CIA’in MK-ULTRA deneyleri ve LSD kullanımı gizli olarak devam etti.
Ama 1973 yılında Missouri Psikiyatri Enstitüsü'ndeki bu gizli deneyler deşifre oldu.
Scientology Tarikatı’ndan bir rahibe verilen belgeler enstitüde akıl hastaları üzerinde ilaç deneyleri yapıldığını gösteriyordu.
Yüzlerce sayfalık belgelerle ispatlanan skandal üzerine enstitünün başındaki George Ulett ile birlikte yardımcısı Turan İtil görevlerinden istifa etti.
Soruşturmaların ardından enstitü kapatıldı ve adı değiştirildi.
Bu arada 1973 yılında ABD’de Watergate Skandalı patlak vermişti.
CIA Direktörü Richard Helms, skandalın paniğiyle tüm MK-ULTRA dosyalarının imha edilmesini emretti.
Ama Aralık 1974'te New York Times, MK-ULTRA projesini deşifre eden bir haber yayınladı.
Haber üzerine ABD Kongresi, Kilise Komitesi ve Rockefeller Komisyonu tarafından CIA’in bu gizli çalışması soruşturuldu.
Helms’in yok edemediği 20 bin sayfalık belgelere ulaşıldı.
Özellikle ABD ordusunda biyokimyacı olarak çalışan Frank Olson adlı bir askere 1953’te rızası olmadan verilen LSD sonucunda 13. kattaki bir pencereden düşerek öldüğü ortaya çıkarılınca skandal büyüdü.
Deneylerde kobay olarak Amerikan hapishanelerindeki siyahi mahkumların, Kanada yatılı okullarda kalan yerli çocukların da kullanıldığı ortaya çıkarıldı.
Japonya, Almanya ve Filipinler gibi ABD’nin sıkı ilişkilerinin olduğu ülkelerdeki gözaltı merkezlerindeki tutuklular da elektroşoktan yüksek dozda LSD'ye kadar değişen psikolojik işkencelere maruz kalmışlardı.
Soruşturmada, CIA’in desteğiyle 1960’lı yıllardan itibaren Missouri Psikiyatri Enstitüsü'nde yapılan deneyler de soruşturuldu.
Enstitüsünün eski çalışanları Kongre duruşmalarında iade verip, enstitüdeki deneylerde bölgede evsiz ve akrabası olmayan hastaların kullanıldığını söylediler.
1973 yılında Missouri Üniversitesi'nden istifa eden Turan İtil ise artık New York Tıp Koleji'ndeydi.
Aynı kolejde olan Max Fink, denizaşırı bir ülkede kurduğu şirket üzerinden İtil’le ortak çalışmalar yürütmeye devam etti.
Turan İtil, ilaç deneyleri için New York’ta bir de laboratuvar kurmuştu:
“HZI Araştırma Merkezi Laboratuvarı.”
HZI adı anne (Hatice) ve babasının (Zahit) adlarının baş harflerinden geliyordu.
CIA soruşturmasının sonunda 1976’da başkan Gerald Ford, ABD’de “insan özneleri üzerinde uyuşturucu denemesini” yasakladı.
Peki, Turan İtil ne yaptı?
ABD’de yaptığı bu büyük kariyeri bırakıp, 1980 darbesinden sonra Türkiye’ye geldi ve Gayrettepe’de kız kardeşiyle birlikte bir vakıf kurdu:
“HZI Vakfı”
Muazzez İlmiye Çığ, 1984’de vakıftaki ilaç deneyleri deşifre olunca Nokta dergisinin yaptığı haberde ağabeyinin neden Türkiye’ye geldiğini şöyle açıklamıştı:
“Turan, ‘Ben ne yapabilirim?’ diye düşündü. ‘Bu genç çocuklar nasıl teröre bulaştılar, bunların psikolojisini araştırabilirim’ dedi. Daha sonra Turan buraya geldi. O zaman Kenan Evren ve Millî Güvenlik Kurulu vardı. Bir vasıtayla kurula gidip, yapmak istediği araştırmayı anlattı. Meğerse askerler, 1977’de böyle bir araştırmaya başlamışlar.”
Askerlerin 1977’de tam da bu deneylerin ABD’de yasaklandığı yıllarda başladığı araştırma neydi, hangi vasıtayla, bütün kariyeri Almanya ve ABD’de geçmiş İtil, Milli, Güvenlik Konseyi’ne sunum yapabildi, bilinmiyor.
Ama bu sunumun sonunda artık gazetelerde kendisinden “terörizm araştırmacısı” diye bahsedilen İtil, öyle bir güce ulaşmıştı ki hapishanelerde testler ve iğnelerle araştırmalar yapıyor, hapishanelerden mahkumları kobay alarak alıp vakfına getirebiliyordu.
Üstelik bu gizli bir bilgi de değildi. Onlarca tanığı bunu gazetelere anlatmıştı.
12 Eylül’ün ardından Erzurum’da hapishanede yatmış olan solcu mahkum İbrahim Aydın da Bellek Müzesi için yapılan sözlü tarih çalışmasında yaşadıklarını şöyle anlatmıştı:
“Tabii bu arada şöyle bir şey de oldu onu atlamaktan geçmeyeyim. Bize bir ara bir özellikle hücrelere götürüp çıkarırken yoğun iğne vurmaya başladılar. Yani ne olduğunu bilmediğimiz tarzda böyle 00:51:00bir anda işte 5 enjektörün, 6 enjektörün doldurulup iğne vurulduğu olaylar olmaya başladı. Bütün hücreye giden arkadaşların hemen hemen hepsine aşağı yukarı bu uygulamayı yapmaya başladılar. Hücreye giriyorsun 1 hafta sonra çıkıyorsun, girerken atıyorum 10 tane iğne yiyorsun çıkarken bir 10 tane daha iğne yiyorsun. Sonra 1 hafta sonra bir daha gidiyorsun yine o iğneyi vuruluyorsun. Öyle bir yoğun bir iğne vurma şeyi, furyası başladı. Bir yandan da bizi sürekli hava alanına çıktığımız zaman havalandırmaya çıktığımız zaman bizi kulelerden gözleyen hiç tanımadığımız tipler ortaya çıkmaya başladı. Ve bu uzun zaman sürdü, birkaç ay sürdü bu uygulama. Toplam benim kendime saymıştım. 52 tane iğne vurmuşlardı bana. Sonra herhangi bir etkisi falan olmadı. Herhangi bir şey hissetmedim. Daha sonra bunun ne olduğunu araştırdık, öğrendik. Bu proje Türkiye'de yürüten, siyasi mahkumlar üzerinde bir deney olarak yapan Turan İtil diye bir kişi yapıyor. Bunun arka planını biraz daha sonradan bunu öğrendik. Özellikle Amerikan menşeli işte "Komünizm bir hastalıktır dolayısıyla hastalık pekala tedavi edilebilir" diye başlayan bir proje bu. Dolayısıyla bunu Türkiye'de Turan İtil yürütüyor bu projeyi, dolayısıyla siyasi mahkumlar üzerinden komünistleri tedavi etmek için böyle bir uygulama aslında yürütülüyor. Bunun birçok suç duyurusunu yaptık. Daha sonradan hastanelere götürdüler, incelediler, tahliller yaptılar. Herhangi bir şey çıkmadı.”
Turan İtil, hapishanelerde ve siyasi mahkumlar üzerinde asker destekli yaptığı araştırmaları o dönem verdiği röportajlarda anlattı:
HZİ Vakfı, çeşitli devlet kurumlarıyla işbirliği içinde Uluslararası Terörizm Konferansları düzenledi.
Konferansların birine eski CIA Türkiye masa şefi Paul Henze de konuşmacı olarak katılmıştı.
https://kutuphane.ttk.gov.tr/details?id=456022&materialType=KT&query=Ter%C3%B6rizm.
Mecidiyeköy’deki HZI Vakfı’ndaki deneylerde sadece siyasi mahkumlar kobay olarak kullanılmamıştı.
Arkeoloji Müzesi ve Topkapı Sarayı’nın çalışanları üzerinde de ilaç deneyleri yapılmıştı.
Müze çalışanlarını para karşılığı kobay olarak vakfa yönlendiren, eşi önce Arkeoloji Müzesi, ardından Topkapı Sarayı’nın müdürü olan ve müzede kütüphaneci olarak çalışan vakfın başkanı Muazzez İlmiye Çığ’dı.
Deneylerde müze çalışanlarından biri ayağından sakatlanmıştı. Deneylere para için katılan müze çalışanlarına bilgi verilmemişti.
Peki İtil’in vakfı bu deneyleri kim adına ve hangi parayla yapmıştı?
Bazılarını ilaç şirketleri için. Bir kısmını Türkiye devlet için.
Peki, ABD devleti için?
Bilinmiyor.
Bilinen Turan İtil’in, adı ABD’de deşifre olduğu ve kullandığı ilaçlar ve yöntemler yasaklandığı için yapamadığı deneyleri, 12 Eylül’den sonra gelip Türkiye’de yaptığı.
Hem de aynı etik dışı yolları kullanarak; çaresiz ve rızasız mahkumlar üzerinde, müdürün eşine hayır diyemeyecek müze çalışanları üzerinde…
1990’da Devsol’un vakfı bombalamasından sonra Turan İtil, yeniden ABD’ye döndü.
Bu deneylerle adı ilk kez duyulan kız kardeşi ise kendisine bambaşka bir kariyer yaptı.
Laikleri başörtüsü ve laiklik tartışmalarında coşturan kitaplar yazan bir Sümerolog oldu.
Üstelik Hititoloji Bölümü’nden mezun olmasına, doktora yapmamasına, çivi yazısı bilmemesine rağmen….
Kutuplaşmaya malzeme taşıdığı sürece kimse bu ayrıntıları dert etmedi.
Geçmişini Sümerler Türktür gibi zırvalarla itinayla temizledi, eğer birkaç gazeteci inatla hatırlatmasaydı dünya çapında, Atatürk’ün bize emaneti bir Sümerolog olarak uğurlanacaktı.
Şimdi ise Türkiye hakkında üzerinde düşünmemiz gereken çok defoyu hatırlatarak uğurlanıyor.
Yazarlar
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları






































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025