Ali Türer
Bir direnişi, bir olayı başlatmak kadar bitirmesini bilmek de önemlidir. Bir protestoyu başlatmasına başlatırsınız, ya da bir protestoya müdahalede bulunmasına bulunursunuz ama eyleminizin neleri tetikleyeceğini, eyleminizin nereye evirileceğini, ne gibi sonuçları olacağını öngöremezsiniz. Sonuç çoğu zaman öngördüğünüz gibi çıkmaz. Çünkü hayat, kendisi için yapılmış programları bozmayı pek sever.
“Gezi Parkı” eylemlerinde de, Erdoğan’ın müdahalelerinde de yaşamın bu kendine özgü akış kuralları işledi.
Örneğin “Gezi Parkı” eylemcilerini sert müdahaleyle sindirmek için kolları sıvarlarken işlerin bu kadar büyüyebileceği, olayların ulusal ve uluslararası sonuçları olabileceği; Başbakan’ın da, İstanbul Valisi’nin de, İstanbul Emniyet Müdürü’nün de aklının ucundan bile geçmemiştir herhalde. Bundan bir ay önce birileri Başbakan’a Taksim’de Gezi Parkını yıkıp yerine Topçu Kışlası yapma düşüncesinde inat etmenin Türkiye’yi ayağa kaldıracağını söyleseydi, herhalde gülüp geçerdi. Aynı biçimde Gezi parkı protestosunu başlatan insanlara, bu eylemlerinin Başbakanın söylemlerine ve tutumuna karşı yurt çapında bir tepkiyi tetikleyeceğini birileri söyleseydi, büyük olasılıkla onlar da buna inanmazlardı.
“Olmaz” diye düşündüğünüz birçok şey bir bakıyorsunuz oluvermiş, kafanızdakiler sadece bir ön yargıymış da haberiniz yokmuş. Örneğin kendisine “apolitik” gözüyle baktığımız “Doksan Kuşağı” yeni bir siyaset tarzının ipuçlarını verecek biçimde olaylara damgasını vuruvermiş. Kendisine dikensiz gül bahçesi hazırladığını sanan Hükümet, hiç ummadığı bir anda karşısında halkın güçlü bir direnişini bulabilirmiş.
Ekonomik göstergelerdeki iyileşme, uluslararası saygınlık, imaj, istikrar meğer ne kadar da pamuk ipliğine bağlıymış. İç siyasetteki yanlış tutum ve söylemlerin, iç siyasetin doğru yönetilememesinin, insanı değil ideolojiyi merkeze alan politikaların meğer faturası ne kadar da ağırmış.
Son olaylardan çıkarılabilecek ne kadar da çok ders var. Yöneticilerimiz ve yönetmeye aday muhalifler, bunların ne kadarından paylarına düşeni alıyorlar merak ediyorum.
Başbakan “dediğim dedik öttürdüğüm düdük” demeye devam ediyor. Çarpık ve haksız seçim sistemi ile tanzim edilmiş siyaset içinde halk sesini duyuracak kanal bulamadığında, kendi yolunu bir biçimde açıyor. Siyasetin sadece parlamentodan ibaret olmadığını Başbakan umarız iş işten geçmeden bir gün gerçekten anlar.
AKP ve onun lideri yaşadığımız son olaylarda çok kötü sınav verdiler. AKP ve onun lideri “Gezi Parkı” etrafında ortaya konan hareketliliği pekâlâ “Barış Süreci’nin” önünü açmak ve derinleştirmek için bir fırsata dönüştürebilir ve bu hareketlilikten yararlanabilirdi. Ülkede huzuru, uzlaşmayı, bir arada yaşamı temsil etmesi gereken Başbakan; dışlayan, insanları birbirine kışkırtan, kamplaştıran, suçlayıcı ve tehdit edicici bir yolda yürümekte ısrar ediyor. Sanki “barış sürecini” başlatan o değil. “Barış süreci” etrafında ortaya çıkabilecek karşılanamaz taleplerin önünü şimdiden kesmek için hazırlık yapıyor gibi bir izlenim vermeye başladı son günlerde. Başbakan güvenirliğini ve inandırıcılığını hızla yitirdiğini görmüyor mu?
Duyarlı insanlarımız farklı inançta, farklı siyasi düşüncede olsalar da ortak mağduriyetler karşısında el ele verebileceklerini, birlikte davranabileceklerini gördüler, gösterdiler. Son olaylar aslında Toplumda özgüven duygusunu güçlendirdi. Yöneticilerin baskıcı, ayırıcı, kışkırtıcı, suçlayıcı tutum içinde olmasına karşın insanlar kendi gelecekleri için olaya müdahil olabiliyorlarsa bundan gocunmak değil memnun olmak gerekir.
Son günlerde birden bire patlayan bu eylemlilik bir taraftan da aslında, halkın tepkisini ortaya koyabileceği meşru siyasi kanalların ülkemizde ne kadar kısır ve yetersiz olduğunu da ortaya koydu. CHP bu eylemlerden tabanını genişletme yolunda yararlanmaya, fırsatı ganimete dönüştürmeye çalışacağına oturup düşünmeli. Neden “daha fazla demokrasi, daha fazla katılımcılık, daha fazla farklılıklara saygı” taleplerinin içinde yeşerdiği mekân ben olamıyorum, diye kendine sormalı. Milliyetçilik üzerinden kimlik siyaseti yaparken bu mümkün mü?
Yaratıcı insanlarız vesselam. Literatürümüze yeni bir eylemci türü daha ekledik: “Duran Adam”. Fakat bu “Duran” adamın durduğu yer neresi ki? Kime ya da neye karşı duruyor bu adam, ne istiyor?
Bu duruş, R.T. Erdoğan liderliğindeki Hükümet’e yönelik olarak “Bu olaylarda açığa çıkan, “tehdit edici, kışkırtıcı, ötekileştirici, yaşama biçimlerine ve yaşama alanlarına müdahale edici tutumunu sürdürecek misin, sürdürmeyecek misin? Seni izliyoruz.” duruşu mu? Öyleyse eyvallah!
Yoksa “Anayasadan devletin Türk olduğunu kaldıracak mısın, kaldırmayacak mısın? Başlattığın barış sürecini bitirecek misin, bitirmeyecek misin? Kürtlerle kavgalı olduğumuz eski mutlu günlere geri dönebilecek miyiz, dönemeyecek miyiz? Seni izliyoruz?” duruşu mu, hangisi?
Eğer duruş ikincisi ise, “Duran Adama” bu tutumunun R.T. Erdoğan’ın tutumundan pek de farkı olmadığını, dışlayıcı tutuma karşı bir başka dışlayıcı tutum içinde olunduğunu birilerinin söylemesi gerekiyor. Herkes meşrebine göre bir duruş içindeyken birlikte yaşamın üzerinde şekilleneceği birlikteliği nasıl sağlayacağız. AKP’nin dini referans alan tutumuna karşı, milli refleks ile ortaya konmuş ideolojik bir duruşla nereye varılabilir ki?
Başbakanın ne yapmak istediğini anlayan varsa beri gelsin.
Son günlerdeki suçlayıcı, tehdit edici, kışkırtıcı, ötekileştirici söylemi nasıl yorumlamalıyız? Bu söylemle açıklanacağı söylenen “Barış Süreci” ile ilgili yol haritası öncesi kendi kitlesine ayar çekmek için bir tür frene basma girişiminde mi bulunuyor Sayın Başbakan. Yoksa son günlerdeki dağılmışlığın altından geleneksel Kasımpaşalı kimliği ile ayağa kalkmaya mı çalışıyor? Belki de Başbakan taşıyamayacağı bir yükün altına girdiğini düşünmeye başladı. “Barış Sürecinden” yan çizmek için gerekli koşulları oluşturmaya dönük bir strateji uyguluyor.
Başbakan Erdoğan’ın bir yol ayrımında olduğu ortada.
Ya başlattığı barış sürecinin arkasında olduğunu bir an evvel açıklayacak, Barış süreci ile ilgili “yol haritasını” vakit geçirmeden ortaya koyacak. Demokratikleşme yolunda anayasa, seçim sistemi, siyasi partiler yasası, yerel yönetimleri güçlendirme, koruculuk sistemini kaldırma ile ilgili gerekli adımları atacak. Yaşama biçimine, yaşama alanına müdahale, düşünme, örgütlenme, basın yayın özgürlüğü ile ilgili tedirginliklerle; Kürt halkının, Alevi vatandaşların diledikleri gibi kendini ifade edememelerinden kaynaklanan tedirginliklere demokratikleşme paketi ile, toplumsal uzlaşma düşüncesi ile karşılık verecek. Toplumdaki bütün farklılıkların özgürce kendini ifade edebileceği ve temsil edileceği bir hukuk devletinin, sosyal devletin müjdesini verecek. Ya da kendi inançları doğrultusunda toplumu biçimlendirmek gibi, o çok şikayet ettiği “tepeden inmeci” (jakoben) tavra bir biçimde geri dönecek. Kullandığı söyleme bakarak ikincisine daha yakın olduğunu söyleyebiliriz.
“Barış Süreci” Türkiye için AKP’nin insafına bırakılamayacak kadar önemlidir. Bu süreç geleceğin çağdaş, demokratik, katılımcı Türkiye’sini ortaya çıkarmak için önümüze çıkan eşsiz bir fırsattır. Bu fırsat heba edilmemelidir.
AKP’nin atacağı adımların ne ölçüde barışa, demokrasiye, huzur içinde bir arada yaşamaya hizmet edip etmeyeceği, onu bu yolda zorlayacak büyüklükte bir kitle hareketinin varlığına bağlı gözüküyor. O nedenle AKP’nin referansları ile hareket etmeyen “Barış sürecine” sahip çıkacak, onu ete kemiğe büründürecek “demokratik toplum” gibi bir platforma her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Bu aynı zamanda barış sürecine yönelik ulusal direnci kırmak için de önemlidir.
Bugünkü yazımı bir çağrıyla bitirmek istiyorum:
Ülkenin “Akil İnsanları”, “barışın gerçek taraflarını” bir araya getirmek için kolları sıvayın! Hem de hemen!
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.11.2025
15.11.2025
6.09.2025
18.07.2025
12.06.2025
22.12.2024
3.12.2024
26.09.2024
2.09.2024
5.08.2024