Ali Türer
16 Mart bu ülkede öğretmen okullarının ilk kurulduğu tarihtir. İlk öğretmen okulu 16 Mart 1848’de Darülmuallimin-i Rüşti adıyla kuruldu. Mesleki kimlik algısı gelişmemiş bir toplum olduğumuzdan bu günü hatırlayan çıkmadı.
Mesleki duyarlılıkla değil dini duyarlılıkları ile hareket ettikleri için Hükümet edenlerden bir beklentimiz yoktu. Mesleki eğitimin önünü açma bahanesi ile Sünni eğitimi on yaşına çekmenin derdindeler. Çocukları daha ergenlik dönemine girmeden, henüz değer yargıları kendine göre oluşmaya başlamadan dindar aileler yardımıyla kontrol altına alabilsinler ki AKP’nin siyasi geleceği güvence altına alınabilsin. Bütün dertleri bu. Ama hiç değilse sendikalar hatırlayabilirdi. Onlardan da hatırlayan çıkmadı.
Neden öğretmenler günü 16 Mart’da değil de; 24 Kasım da kutlanır. Mustafa Kemal’in Millet Mekteplerinin “Başöğretmeni” olmayı kabul ettiği 24 Kasım 1928’in öğretmenler günü olarak kutlanmaya başlanması 12 Eylül Darbesi’nden hemen sonradır (1981). Bu, bağımsız öğretmen hareketini zayıflatma, öğretmenlerin hareketlerini kontrol altına alma amacıyla dayatılan bir şeydi. Aynı zamanda bu, öğretmenin sistem içinde mesleki kimliği ile değil, “Atatürk ilkeleri, Atatürk milliyetçiliği” temelinde “tek tip insan yetiştiricisi” olarak devlet memuru kimliğiyle tanımladığının somut bir göstergesiydi. 12 Eylül darbesiyle örgütü kapatılan, kanadı kolu kırılan öğretmen hareketi bu dayatmaya karşı çok fazla direnemedi. Kabullendi.
Bu gün 16 Mart’ı ne hatırlayan var ne de hatırlatan. Öğretmenlik mesleği açısından yüz kızartıcı bir durum. Merak ederim Atatürk’ün “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” dediği gün neden sağlık çalışanları günü olarak ilan edilmez. Herhalde akla gelmediği için.
Devleti yöneten elit, demokratik hak aramaları, kitlesel talepleri; varlığını borçlu olduğu siyasi birliği tehdit eden bir güç olarak görüldü hep. Çünkü kendi dışından geliyordu. Rakiplerinin elini güçlendirebilirdi. Bu yüzden zaten sorunlu olan öğretmen hareketini zayıflatmak için elden gelen ne varsa yapıldı. 24 Kasım’ın öğretmenler günü kabul edilmesini de o günlerdeki siyasi elit’in bir savunma mekanizması olarak görmek yanlış olmaz.
Peki ama bu ülkenin öğretmenleri demokratik, güçlü, birleşik bir örgütlenmeyi neden bir türlü başaramadılar? Asıl sorgulanması gereken bence budur.
Öğretmenlerimizi de devlet için insan yetiştirmek üzere, devlet memuru olarak yetiştirdiğimiz için olmasın. Bu yüzden var oluşlarını borçlu oldukları devletin nasıl daha iyi yönetilmesi gerektiğine ilişkin düşünceleri ile kümelendiler hep. Hep geçmişte yaptıkları siyasi eylemleriyle öğündüler. Demokratik, mesleki kazanımların hükümet edenlerin insafına bağlı olmasının da; kolayca geri alınabilmesinin de, mesleki statüdeki gerilemenin nedeni bence budur.
Demokratik öğretmen hareketi üzerinde şekilleneceği, geleceği “ortak paydaları” bir türlü oluşturulamadı. Bunun yerine her siyasi bir araya geliş, kendi kutsal mabedini yarattı.
Önce bir birine güvenen üç beş kişi arasında temel politikaların belirlendiği sığınaklar oluşturulacak. Sonra bu sığınaklarda oluşturulacak politikalara biat edecek belirli bir kitle yaratılmaya çalışılacak. O kitleye dayanarak planlanan vurgunlarla örgütsel yapı içinde belirli bir konum elde edilmeye çalışılacak. Diğer sığınaklar içinde bağlaşıklar aranacak. Birileriyle ortak politikalar yürütülmeye çalışırken; öte yandan düşmanlarla amansız bir mücadele içinde olunacak. Bütün bu ilişkiler içinde güç yettiği oranda örgütün politikası belirlenmiş olacak. Ortaya çıkan ideal “demokratik örgüt” modeli bu!
Herkes sığınağında mutlu, mücadeleci, kararlı, tavizsiz, kahraman, ilkeli, onurlu… Atılsın sloganlar, yapılsın basın toplantıları, eylemler. Birkaç önemli çıkış dışında daha çok küçük, etkisiz, geniş kitlelere umut vermekten çok, umut kıran; eylem düşkünü birkaç aktivisti mutlu etmeye dönük yürek yoran işler. Kendine siyasi rol biçen örgüt üyesini tatmin ediyor mu ediyor, hareket ihtiyacını gideriyor mu, gideriyor. Bir yanda örgütler küçülür, etkisizleşirken; öte yandan öğretmenlik hükümetin insafına kalmış; öğretmenin toplum içindeki saygınlığı gerilemiş, öğretmenlik ayağa düşmüş, ne gam.
Çeşitli siyasal yapıların öğretmen hareketi içindeki kollarının koorperatif biçimde bir araya gelmesi biçiminde oluşmuş model örgütlenmelerle Türkiye’de demokratik öğretmen hareketi güçlenemez. Bu koşullarda öğretmen başı dik dolaşamaz.
Fakat demokratik öğretmen hareketi de dahil, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların sağlıklı bir biçimde oluşmamasının; toplumumuzun içinden geçtiği modernleşme sürecinin kendine özgü koşullarından kaynaklanan kültürel nedenleri var. Bunu görmek gerekir.
Eğitiminizi mesleki kimlik sahibi birey yetiştirme temelinde değil de; siyasi birliği ayakta tutacak elit devşirme temelinde örgütlerseniz; ortaya böyle kendini siyaseten tanımlayan devlet için adamlar çıkar. Türkiye’de sivil toplum örgütü olma iddiasıyla ortaya çıkan örgütlenmelerin çoğu, mesleki temelde oluşan değil; o alanda siyaseten bir araya gelenleri temsil eden örgütlerdir. Bu nedenle hemen hepsi birer siyasi parti gibi davranırlar. Temsil ettikleri insanların, mesleki, ekonomik, eğitimsel ihtiyaçlarıyla; mesleklerin onurunu, statüsünü yükseltmekle daha az; siyasi mücadeleyle daha fazla ilgilenirler. Kendi aralarında siyasal arenadaki partiler arasında gözlenen rekabete eş değer sert bir rekabet, bir mücadele yaşanır. Türk-iş ve DİSK gibi konfederasyonların başına geçmiş her isim daha sonra milletvekili olmuştur. Bütün bunları kurtarıcı yetiştirmeye, tek tip insan yetiştirmeye dönük eğitim anlayışının somut ürünleri olarak görmek gerekir.
Türkiye demokratik öğretmen hareketi bizce bugün üç temel kaldıraç üzerinde yükselecek ortak payda ile kendini yeniden ifade edebilirse, kendine özgü moral dayanakları bulabilir, kitleselleşebilir. Bunlar: Ana dilde eğitim, Laik eğitim, Demokratik Eğitimdir.
Demokratik öğretmen hareketi Batı Trakya’da da olsa Güney Doğu Anadolu’da da olsa, örgütü kapatılma tehdidi altında da olsa, talep edilen yerde anadilde eğitimi savunmalıdır. Çünkü bu, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine, Çocuk Hakları Sözleşmesine bağlılığın da, demokrat olmanın da, eğitimci olmanın da olmazsa olmaz koşuludur. Bundan taviz verilemez. Bu örgütsel bir araya gelişin olmazsa olmaz koşullarından biridir. Ayrıca bu, yaygın muhafazakar kaygıların tersine halkı birbirine düşürmez. Tam tersi anadilde eğitim, birbirinin kültürel haklarına saygı duyma yoluyla halklar arasındaki güvensizliği gidermenin; ülkede birliği beraberliği, huzuru sağlamanın; nihayet ulusal birliği güçlendirmenin biricik yoludur, politikasıdır.
Bir araya gelişin olmazsa olmaz ölçütlerinden bir diğeri ise “Laik eğitim” olmalıdır. Din derslerinin zorunlu olmasına karşı durmak, herkesin inancını dilediği gibi yaşamasına, inancına özgürce sahip çıkmasına, inancını savunma hakkına saygı duymak anlamına gelir. İnanç özgürlüğünün laiklik yoluyla güvence altına alınmasını istemek, her demokrat öğretmenin görevi olmalıdır.
Eğitimin demokratik olmasını savunmak da demokrat öğretmen olmanın bir başka olmazsa olmazıdır. Demokrat öğretmen her türlü “tek tip insan yetiştirme” projesine karşı çıkmak durumundadır. Milli eğitim yasasında yer alan “Atatürk milliyetçiliğine aykırı siyasî ve ideolojik telkinler yapılmasına” eğitim sisteminde asla izin verilmeyeceği anlayışına da, toplum içinde kin tohumları eken milliyetçi, dini içeriğe de karşı çıkmak durumundadır.
Siyaset ve ideoloji, örgüt içinde bir araya gelişin temelinde yatan belirleyici öğeler olmaktan çıkmalıdır. Öğretmen hareketi “eğitimin kalitesini yükseltmek” ve “üyelerinin ekonomik, demokratik haklarını korumak” zemininde kalmaya özen göstermelidir. Ancak eğitimi temel eksen yapar, eğitim ile ilgili sorunların çözümüne müdahil olan, program geliştirmede inisiyatif alan bir yaklaşım içinde olursa; üyelerinin statülerini yükseltmeyi ekonomik, hukuki sorunlarına çözüm aramayı temel alan bir hareket tarzını benimserse ülkeye damgasını vuran genel ve birleşik bir öğretmen hareketi olma yolunda ilerleyebilir.
Gerçekten bağımsız, sivil demokratik bir öğretmen hareketinin ortaya çıkması tümüyle geleneksel ideolojik yapı ile dayatılan eğitim anlayışının öğretmelere biçtiği rolün dışına çıkılabilmesi ile mümkündür. Bu öğretmen hareketinin çağdaşlaşma, başka bir deyişle normalleşme yoludur. Bu yapılabildiğinde devletin demokratik yeniden yapılanması, çağdaşlaşması, normalleşmesi yolunda da öncülük yapılmış olacaktır.
Gelecek sene 16 Mart’ı umarım bir hatırlayanımız çıkar.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.11.2025
15.11.2025
6.09.2025
18.07.2025
12.06.2025
22.12.2024
3.12.2024
26.09.2024
2.09.2024
5.08.2024