Alper GÖRMÜŞ
Cumhuriyet Halk Partililer, partilerinin salt kendileri gibi “aydınlanmış” insanlara hitap ederek iktidar olamayacağını neden bu kadar geç anladılar?
Düşünüyorum da CHP ve CHP’liler bu açıdan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) öncesi Refah Partisi’ne (RP) ve Refah Partililere ne kadar çok benziyorlar. Onlar da bir yandan salt kendileri gibi “İslam’dan nasiplenmiş” insanlara hitap ediyor, öbür yandan iktidar hayalleri kurmuyorlar mıydı?
Hesap ortadaydı, rakamlar ortadaydı, buna rağmen muhafazakârlar ve seküler kesimler nasıl olmuştu da onca yıl bu imkânsız hayalin peşinde ömür tüketmişlerdi?
Pek mantıksız görünse de, cevabı zormuş gibi gözükse de bu tuhaf hali açıklamak o kadar da zor değil. Bütün mesele, tarafların karşılıklı olarak hiçbir ortak paydalarının olmadığını düşünmelerindeydi. Karşı tarafla bir ‘toplum’ oluşturduklarını düşünmüyorlardı, o kadar ki oradan birilerinin seçimde kendilerine oy verebileceklerine dair hiçbir inançları yoktu. Fakat işte, tekraren, müşkül oydu ki, bu basit hakikate rağmen seçim kazanma hayalini kurmaya devam edebilmişlerdi.
Bu kısır döngüyü ilk olarak AK Parti aracılığıyla muhafazakârlar kırdı. AK Parti kadroları, kendi tabanlarıyla zımnî bir anlaşma yaparak yola çıkmışlardı. Tabanlarını yüzyüze bıraktıkları soru şuydu: Partinizin gerçekten iktidar olmasını istiyor musunuz, o halde sadece sizin hoşlanacağınız şeyleri duymaktan vazgeçeceksiniz, bizden sadece sizin taleplerinizi yerine getirmemizi beklemekten vaz geçeceksiniz…
Tabanlarından bu sözü aldılar ve öyle çıktılar yola. Sonucu biliyorsunuz.
O esnada Cumhuriyet Halk Partisi
AK Parti böylece kendi cemaatinden topluma doğru yol alırken, CHP ve CHP’liler kendi cemaatlerini toplum zannetmeye devam ediyorlar, salt kendi cemaatlerinin üyeleri için anlamlı olan talepleri savunuyorlar, başkaları için anlamlı olan her şeyi de “çağdışı” hatta “bilim dışı” sayıyorlardı.
Seçim dönemleri hariç parti liderliği ve yönetimi de, parti tabanı da hallerinden şikâyetçi değildi. Sayıca çoğunluk olmadıklarını bilseler de “aydınlanmış, çağı yakalamış” olmanın keyfine bakıyorlar, alaylı, imâlı göndermelerle varsaydıkları üstünlüklerinin tadını çıkartıyorlardı.
Fakat seçimler işin tadını bozuyordu. O seçimler ki, hesap ortadayken, rakamlar ortadayken, partinin dilinde ve programında zerre değişiklik yapılmamışken yine de partide ve tabanda garip bir heyecan uyandırıyor, seçimlerden bir süre önce başlayan “bu defa farklı”, “bu defa kazanacağız” duygusu seçim sabahı zirveye ulaşıyordu.
Seçimler seçimleri izledi, CHP ve CHP’liler bu imkânsız hayali kurmaktan vazgeçmedi. Oysa çelişkileri dünyalara sığmayacak kadar büyüktü: Bir yandan asla değişmeyecek bir “gerici öz”e sahip çoğunluk varsayıyorlar, öbür yandan seçimleri “bu defa” kazanma hayali kuruyorlardı. “Bu halk” “koyun”sa, “göbeğini kaşıyan”sa, “bidon kafa”ysa ve değişme ihtimali yoksa, bunları yazmaktan ve okumaktan bir tür orgazmik haz duyanlar nasıl oluyordu da her seçimin arifesinde yeniden ümide kapılabiliyordular? Onların, yeni seçimde de “yanlış partiler”e oy vereceklerini varsaymaları gerekmez miydi?
Seçim önceleri ilginçti. Yeniden o boş hayalin peşinden koşanlar, kısa bir dönem için de olsa seçim sabahına kadar “oylarını mercimeğe, patatese satanlara” saldırmayı bırakıyordu. O günler zaten “göbeğini kaşıyanlar”ın da en mutlu günleriydi.
CHP’nin taşlaşmış tabanı
CHP tabanı her seçim yenilgisinden sonra parti liderliğini suçluyordu ama olan bitende kendisinin de büyük sorumluluğu vardı.
Ben, CHP’nin Baykal’lı uzun yıllarında ve Kılıçdaroğlu’lu başlangıç yıllarında bir yandan her iki liderliğin statükocu siyasetlerini eleştiriyor, bir yandan da CHP’nin asıl sorununun yeni fikirlere, yeni açılımlara kapılarını tümüyle kapatmış parti tabanı ve geniş laik kesimler olduğunu savunuyordum.
Şu satırları Baykal’ın gittiği, Kılıçdaroğlu’nun da henüz geldiği günlerde (Kasım, 2010) kaleme almıştım:
“Gelelim şu, CHP’nin seçim kazanması için özgürlükçü bir çizgiye yönelmesi gerektiği tezine…
“Bu tez bu haliyle hayli afili ve ikna edici duruyor; özgürlükçülük iyi bir şey olduğuna ve tartıştığımız parti de ‘sosyal demokrat’ olduğuna göre, partinin bu yönde değişmesi durumunda oylarının da doğal olarak artması gerekir.
“Buraya kadar ‘ezber’de bir sorun yok. Fakat ne zaman ki ‘özgürlükçülük somut olarak ne demektir’ bahsi açılır, ne zaman ki ‘CHP tabanının bu özgürlüklerle arası nasıldır’ sorusu sorulur, işte o zaman ezber ânında bozulur.”
Ardından birtakım somut özgürlük kalemleri saymış, şöyle devam etmişim:
“CHP’nin tavanı bu taleplerle gitsin bakalım tabana, elinde talep falan kalıyor mu… Hiç kuşkunuz olmasın; CHP’liler o talepleri onların başına geçirirler, oylarını da gider MHP’ye atarlar.
“Kimse kimseyi kandırmasın, ‘özgürlükçü CHP’ şimdiki yüzde 20’yi bile göremez! Yirmi yıldır ekilen korku rüzgârları özgürlük düşmanı bir fırtınaya dönüştü çünkü; bu da onun hasadı.”
Kılıçdaroğlu’nun başarısı
CHP liderliğinin bu ölçüde taşlaşmış bir tabanı dönüştürme şansının çok zayıf olduğunu peşpeşe gelen yazılarla anlatırken, tartışmaya Gürbüz Özaltınlı da katıldı ve CHP tabanına dair tespitlerimi paylaşmakla birlikte, siyasi liderliklerin tabanlarını değiştirme gücünü de küçümsememek gerektiğini yazdı. Sanıyorum Kılıçdaroğlu’nun “bu böyle olmayacak” demeye başlamasından, onun ilk işaretlerini vermesinden hemen öncesine tekabül ediyordu Özaltınlı’nın itirazı.
Kılıçdaroğlu’nun partisini ve tabanını ağır ağır değiştirdiği, dönüştürdüğü bir olgu olarak ortaya çıkmaya başladığında bir yazı yazarak Özaltınlı’nın haklı çıktığını teslim ettiğimi hatırlıyorum. Nihayet, geçtiğimiz yıl Mayıs ayında, 2010’da kaleme aldığım olumsuz Kılıçdaroğlu portresini revize etmiş, yanılgımın kaynağını açıklarken de şöyle yazmıştım:
“Bugün geldiğimiz noktada, dokuz yıl önce Kılıçdaroğlu’na yönelttiğim ve aşabileceğine hiç ihtimal vermediğim temel eleştiride açıkça yanıldığımı teslim etmeliyim: Evet, o zaman, Kılıçdaroğlu’nun, partisinin tabanındaki seçim kazanmayı imkânsız kılan ideolojik taassubu onaylamadığını, fakat bu eğilimle mücadele yerine ona teslim olduğunu yazmıştım. Bugün ise, Kılıçdaroğlu’nun bu katı eğilimle mücadeleyi uzun vadeye yayarak epeyce yol aldığını görebiliyorum. Belki de bir siyasetçinin katı eğilimleri yumuşatmak için seçebileceği tek doğru yolu seçmişti Kılıçdaroğlu. Ben ise acul bir tavırla bu ihtimale hiç prim vermemiştim.”
Kendisine benzemeyenleri, kendisinden farklı taleplere sahip olanları, kendisi için anlamı olmayan talepleri anlamlı bulanları on yıllar boyunca küçümsemiş, dışlamış bir ‘cemaat’e, “toplum senden ibaret değil, toplumun parçası olmak için herkes senin gibi olmak zorunda değil” diye seslenmek hiç kolay bir şey değil. Seslenmeye başladıktan sonra ise sabırlı olmak, adım adım gitmek gerekir.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun, partisini en azından ‘toplum’ kapısının önüne getirdiğini artık söyleyebiliriz. Son kurultay bunu bir kez daha teyit etti.
Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin girmekte olduğu kapıdan, Erdoğan’ın ve AK Parti’nin çıkmakta olduğunu görmek de tarihin bir cilvesi sayılmalı.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları



























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025