Celal BAŞLANGIÇ
Bütün olanaklarını seferber ediyor devlet.
Bazı resmi kurumlar, miting alanında bulunanlardan imza toplanacağını ilan ediyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Başbakan Binali Yıldırım'la "toplu açılış" adı altında yaptığı Diyarbakır mitingine ancak birkaç bin kişi katılıyor. Aynen, eski başbakan Davutoğlu'nun geçen ay Sur'da yaptığı "katılımı düşük" miting gibi...
Erdoğan'ın Diyarbakır'da yapacağı miting için görev alan polis sayısı zaten sekiz bin.
Tarih, 28 Mayıs 2016.
Tam bir hafta sonra, Selahattin Demirtaş'ın katılacağı "Darbeye Karşı Demokratik Siyaset Buluşmaları"nın final mitingi var Diyarbakır'da.
Tarih 5 Haziran 2016. Yani iki gün önce.
Yani tam da HDP'nin 7 Haziran seçimlerine iki gün kala Diyarbakır mitinginde bombanın patladığı, insanların öldüğü, yaralandığı günün yıldönümü.
Diyarbakır Valiliği yasaklıyor mitingi.
Bunun üzerine "kitlesel basın açıklaması"na çeviriyor toplantılarını HDP'liler.
Erdoğan için bütün gücünü seferber eden devlet, bu kez Demirtaş'ın mitingini engellemek için harcıyor Diyarbakır'daki gücünü.
Geçtiğimiz pazar günü önce Bakırköy'deki İstanbul mitingine katılıyor Demirtaş.
Saat 13.00'ü biraz geçe çıkıyor kürsüye. Erdoğan gibi ATA uçağıyla değil, saat 15.00'deki tarifeli uçakla gidiyor Diyarbakır'daki toplantısına.
Yasağa rağmen, bir yıl önceki bombalamanın yıldönümü olmasına rağmen binlerce kişi koşuyor yasaklanmış mitinge.
İşte bu karşılaştırma bölgedeki siyasal durumun çekilebilen son fotoğraflarından en belirgin olanı.
Bugün 7 Haziran seçimlerinin birinci yıldönümü.
Selahattin Demirtaş'ın "Seni Başkan yaptırmayacağız" sözü damgasını vurmuştu seçimlere.
Gerçekten de yaptırmadılar.
HDP barajı aştı ve O da başkan olamadı.
Aslında silahların patlamadığı bir süreçte varmak istiyordu 7 Haziran'a.
"Yalancı müzakere" sürecini başlatmıştı.
Bir yandan da savaş hazırlıkları sürüyordu aslında.
7 Haziran'da Başkanlık yolunu açacak, sonra ittifak yaptığı "derin devlet"le anlaştığı gibi savaş sürecini başlatacaktı.
Ama bütün oyunu bozdu HDP'nin parti olarak seçimlere katılması; yüzde 10 barajını aşacağının anlaşılması.
Hem de 2015'in Mart'ında sonuç belliydi Başkan için; HDP barajı aşıyordu ve Anayasa değişikliği için 367 milletvekilliğine kesinlikle ulaşamıyordu.
Referandum için gerekli 330 milletvekilliği bile tehlikedeydi.
Oysa O, "Verin 400 milletvekilini bu işi huzur içinde çözelim" demişti.
"400 vekillik yoksa çözüm de, barış da yok" dercesine devirdi henüz kurulmamış müzakere masasını.
2015 Mart'ından itibaren "kontrollü bir gerginlik ve çatışma" politikası uygulamaya başladı.
Yavaş yavaş oluşturuluyordu savaşın alt yapısı.
Tendürek Dağlarında gerillanın önüne sanki "öldürün bunları" dercesine gönderildi askerler.
Belki de kanlı bir savaşın işaret fişeği ilk Tendürek'te atılacaktı.
Gerek bölgedeki Kürtlerin, gerekse yerel politikacıların soğukkanlılığıyla, barışa olan inancıyla önlendi büyük bir çatışma.
Seçim yaklaştıkça yükseliyordu gerilim.
HDP'nin Adana İl Merkezi bombalandı. Aynı gün Mersin'de de bombalandı HDP.
Burada da büyük bir katliam planlanmıştı; neyse ki tutmadı.
"Başkanın adamları" da ellerinde körük çıkacak yangına koşuyorlardı.
Biri "HDP barajı aşarsa çözüm süreci biter" diyordu. Diğeri "HDP barajı aşarsa kaos olur" görüşündeydi.
Özellikle 2015 Mart'ından sonra 7 Haziran yaklaştıkça HDP'ye saldırılar arttı.
Seçim öncesi bu süreçte tam 160 yerde HDP'nin seçim büroları ve parti merkezleri saldırıya uğradı.
Son bir hamleyi 5 Haziran'da yaptılar. Seçimlere iki gün kala büyük bir katliam yapmayı amaçladılar. HDP'nin Diyarbakır mitinginde büyük bir kitle kırımı hedeflediler. Parti kadrolarının ve Diyarbakırlıların patlayan bombalara karşı engin deneyimiyle ucuz atlatıldı bu provakasyon; beş ölü, yüzlerce yaralı...
Büyük şok yaşadı 7 Haziran gecesi. Başkan olamayacağı anlaşılmıştı. Çünkü HDP barajı beklenin üzerinde bir oyla aşmıştı.
"Başkanın adamları" artık hayal kırıklıklarını twitliyorlardı; "Millet kaosu seçti", "Artık çözüm sürecinin filmini çekerler."
"Yalancı müzakere" süreci bu kez yerini "yalancı koalisyon" sürecine bırakmıştı.
AKP'nin Davutoğlu üzerinden yürüttüğü bu "nafile görüşmeler" sürecinin "istikşafi çanak tutucusu" da CHP oldu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli zaten süreci AKP lehine kilitlemişti.
20 Temmuz'da Suruç'ta patlayan canlı bomba, 30'dan fazla sosyalist gencin katli...
İki gün sonra Ceylanpınar'da susturucuyla öldürülen, dosyası hala karanlıkta olan iki polisin öldürülmesini AKP'nin savaş sebebi sayması... 24 Temmuz'dan itibaren 11 aydır bugün de süren Kandil'e dönük bombardımanın başlaması...
Artık ülke büyük bir çatışmanın içine düşmüştü.
İlk sokağa çıkma yasakları, kentlerin ablukaya alınması, tanklarla toplarla bombalanması 16 Ağustos'ta Varto'dan başladı. 10 aydır hala sürüyor.
İşte bu çatışmalı sürecin başlamasıyla Ağustos'un 25'inde Türkiye 1 Kasım'da erken seçime sürüklendi.
Çatışmalar artıyor, devlet tankıyla, topuyla, uçağıyla yükleniyor, PKK de misilleme eylemlerini arttırdıkça arttırıyordu.
HDP bu çatışmalı süreç nedeniyle alanlara çıkamamış, ağır saldırı altında seçim kampanyası bile yürütememişti.
10 Ekim'de Ankara Garı'nın önünde HDP'ye, Emek örgütlerine yapılan canlı bomba saldırısı Türkiye tarihine en büyük katliam olarak geçti; 100'den fazla ölü.
7 Haziran seçimleri öncesi "İstikrar için başkanlık" diyenler istedikleri sonucu alamayınca bir darbe yapılmış, Türkiye erken seçime sürüklenmişti. Bu kez AKP'liler "İstikrar için bizi tek başına iktidara getirin" diyorlardı.
Sonunda tek başına iktidar oldular. Ama tüm baskılara, çatışmalı ortama, saldırılara karşın HDP yine barajı aşmış, "Seni başkan yaptırmayacağız" sloganı yine yerini bulmuştu.
Ne tek başına anayasayı değiştirecek, ne de anayasa değişikliğini referanduma götürecek sayıya yine ulaşamamıştı AKP.
"İstikrar" için tek başına iktidar isteyenler uyguladıkları savaş politikasıyla, kan revan içinde yapılan seçimle amacına ulaşmıştı ama Türkiye yine daha büyük bir istikrarsızlığın kıskacına girmişti.
İşte bu yaşanılan süreci önceki gün Bakırköy'deki HDP mitinginde çok net anlatıyordu Selahattin Demirtaş:
"Saraydaki zat korku içinde. Çok öfkeli çok kızgın. 20 yıldır hazırlığını yaptığı dikta rejimini durdurduğumuz için çok kızgın. Tedirgin. Anayasayı değiştirecek çoğunluğu yok, çünkü HDP var. Çok şükür HDP onun kabusu oldu. İntikam almak için elindeki gücü kullanıyor. Acımasızca kitlelerin üzerine tankı topu sürmesinin, Cizre'de bodrumlarda insanları öldürmesinin nedeni bu korkudur. Halk adım atmasın diye sokağa her çıkana vahşice saldırıyor. Dokunulmazlığın kaldırılmasının da nedeni budur. Dokunulmazlıklar bundan bağımsız ele alınamaz. Seçimlerde durduramadığı HDP'yi diğer iki grubun da desteğiyle yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışıyor. Adam yargıyı teslim almış yargı içinde hukuka inananlar sesini çıkarmıyor. Bugün itiraz etmezseniz yarın itiraz edecek zamanınız olmayacak. Biz muhalefet partisiyiz bize dönük saldırısında cevabını veriyoruz ama yargıya onursuz yaklaşmasına ses çıkarmıyorlar. Siyasi emri verip dokunulmazlıkları kaldıran çay toplamaya giden yargı başkanı bizi adil yargılayabilir mi? Fezlekeleriniz uyduruk siyasi talimatla iş yapan hukuk insanı olma vasfını yitirmişsiniz. Biz yargılanmayacağız sizi yargılayacağız. Davalar başladığında bunu göreceksiniz.”
Bugün 7 Haziran. Türkiye'nin girdiği kanlı, yıkımlı sürecin bir yıl önceki başlangıç tarihi.
Seçimden, "kanlı seçim"e; bombalanan, yakılan yıkılan kentlerden yaşamını yitiren onca insana rağmen hala "Seni başkan yaptırmayacağız" sözü geçerliliğini koruyor.
Onca kana, onca zulme, onca acıya; artık dağların taşların değil kent merkezlerinin bombalanmasına, insanların kitleler halinde bodrumlarda katledilmesine rağmen bir yıldır hala başkan olamadı.
Suriye'yle karıştırılmasın diye olsa gerek, sadece yakılıp yıkılan kentlerin kanlı enkazına Türk bayrağı asılan bir ülkenin "seçilmiş cumhurbaşkanı" oldu.
CELAL BAŞLANGIÇ | HABERDAR
Yazarlar
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları








































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.03.2023
17.03.2023
1.01.2023
17.11.2022
9.09.2022
10.07.2021
26.06.2021
22.06.2021
8.06.2021
4.06.2021