Eser KARAKAŞ
İktidar şansı yakalayan, hatta uzun süre iktidarda kalan sağ partilerimizin muhtemelen derinlikli bir analiz gerektiren bir ortak özelliği var.
Bu özelliğe ilişkin benim de çok net bir görüşüm pek yok ama bir yaklaşımım var, bunu da okurlarla aşağıda paylaşacağım.
Bu özellik nedir?
Çok partili yaşama geçtiğimiz 1950’den günümüze dört önemli sağ siyasi hareketten, dört farklı sağ siyasi partiden örnek vereceğim.
Bu partilerin iktidara geldikleri dönemdeki söylemleri ile iktidarları bir biçimde pekişir gibi olduğu dönemdeki söylemleri ve icraatları olumsuz anlamda ayrışıyor.
Demokrat Parti “Yeter söz milletindir” söylemiyle iktidara geliyor ama bu süreci maalesef tahkikat komisyonlarıyla, vatan cephesi kurarak noktalıyor.
Adalet Partisi, Süleyman Demirel iktidara geldiği dönemde öğrenci hareketleriyle ilgili o tarihi “Yollar yürümekle aşınmaz” sözünü kullanıyor ama aynı Demirel siyasi yaşamını 28 Şubat Cumhurbaşkanlığı ile, “memnun olmayan türbanlı kızlar Suudi Arabistan’a okumaya gitsinler” diyerek bitirebiliyor.
İktidarının ilk senelerinde “İkinci Cumhuriyet” paneli düzenleyen ve bizzat yöneten Sayın Özal daha sonra ünlü SS kararnamesini, sansür ve sürgün kararnamesini çıkarabiliyor.
Bugün iktidarda olan AKP’yi bir düşünün.
2002 seçimlerinden 2007’ye, 2008’e kadarki AKP ile bugünkü AKP aynı siyasi parti ve siyasi hareket mi?
O dönemin Erdoğan’ı ile bugünün Erdoğan’ı aynı kişi mi?
Bunları iddia edebilmek için muhtemelen milyonlarca şahit gerekebilir, hatta o şahitler bulunsa bile yine de söylenemez.
AB ile müzakere sürecini başlatan AKP ve Erdoğan ile bugünkü adeta Avrupa düşmanı AKP ve Erdoğan aynı kurum, aynı kişi mi, inanmak gerçekten zor.
“Kopenhag kriterlerini Ankara kriterleri yaparız” sözü ne oldu?
Söz konusu dört önemli siyasal hareket için de bu olumsuz dönüşüm, iktidara gelinen yıllarla daha sonraki dönem politikalarının olumsuz anlamda ayrışması geçerli, doğru bir tespit, aksini iddia etmek pek kolay değil kanımca.
Demokrasi, hukuk söylemleriyle iktidara gelen, ilk senelerinde bu söylem doğrultusunda önemli adımlar atan söz konusu sağ partiler zaman içinde yatırımcı, inşaatçı, duble yolcu, köprücü partilere dönüşüyorlar, hukuk ve demokrasiye kulaklarını kapatıyorlar.
Siyaset bilimciler, genç asistanları bir söylem analizi yapsalar bunu çok net görürler.
Ben de görüyorum.
Ama, bu olumsuz dönüşümün nedenleri konusunda kafam çok net değil, aklımda muhtemel bazı nedenler var.
“İlk yıllarda takiye yaptılar, bizi aldattılar, sonra kendilerini buldular, gerçek kimlikleri ortaya çıktı” gibi yorumların, kısmi geçerlilik payı olmasına rağmen, fazla standart olduğunu düşünüyorum.
Türkiye’de sağ partiler çevreden geliyorlar, merkeze, iktidara oturuyorlar ama bu arada belki de ateş-pervane örneğinde olduğu gibi ateşin (rantların), iktidarın (rantların) etrafında çok dönmeye başlıyorlar ve sonunda ateşe yapışıyorlar ve yanıyorlar.
1950’den beri CHP siyasi yaşamda ama iktidara gelemiyor.
İktidarı elde eden sağ partiler ise önce zirve yapıyorlar ama bir süre sonra kayboluyorlar.
Adalet Partisi, ANAP gibi partilerin akıbeti belli.
Bu partiler iktidarın rant cazibesine kapılıp demokrasi ve hukuktan vazgeçtikleri için mi bir süre sonra kayboluyorlar ve çevreden yeni bir hareket mi gelip onları ikame ediyor?
Yatırımcılık iyi bir şeydir, köprüler, yollar olumludur ama bu sağ partiler bu işleri neden hukuk devletinin iyileştirilmesi ile birlikte götüremiyorlar?
“Demokrat Başbakan” neden bir süre sonra “yatırımcı Başbakan” oluyor?
“Yollar yürümekle aşınmaz” dan “devlet birazcık rutin dışına çıkmış galiba” ya nasıl geliniyor?
Bu soruya benim yanıtım devletin rant üreten mekanizmalardan vazgeçmek istememesi.
Hukuk, gerçek bir hukuk devleti ve piyasa ise rantları çok azaltıyor.
Hukuktan vazgeçip devletçiliğe yaslanmanın kanımca temel nedeni rant kollamaktan vazgeçememek, rantların her türünün “kürt meselesini çözüp Nobel barış ödülü almaktan, çözüm sürecinden” daha cazip hale gelmesi.
Bu benim görüşüm.
Ama, muhtemelen daha farklı açıklamalar da vardır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları







































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.01.2026
19.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
22.12.2025
18.12.2025
8.12.2025
1.12.2025
26.11.2025