Etyen MAHÇUPYAN
Bu topraklarda Sünni Müslümanlar uzunca bir zamandan beri çoğunluk cemaatini oluştursalar da, hiçbir zaman dindarlık kimliğini birincil sayan bir yönetim ortaya çıkmadı.
İslami cemaat devlet tarafından kayırılmanın güvencesiyle yaşadı ve cemaat içi normları tahkim etme imkânı buldu. Cumhuriyet dönemi laiklik üzerinden İslami kimliği kamusal alanın dışına itince, bu cemaatleşme mağduriyet hissinin yapıştırıcı gücü sayesinde daha da pekişti ve içe kapanma halini rasyonalize etti. Bunun doğal sonucu, dindar duyarlılığı kimlikleştirmiş olanların ötekilerin nasıl yaşadığından ziyade, kendi yaşam alanlarının idame ettirilmesiyle ilgili olmalarıydı. AKP dönemi sadece siyasi değil, psikolojik açıdan da radikal bir dönüşüm... Çünkü ilk kez Sünni Müslümanlar kendi cemaatsel sınırlarının ötesinde, 'ötekileri' de yönetiyor. Ne var ki yönetime ait iç normlar hâlâ cemaatçiliği aşabilmiş değil. Dolayısıyla dindarların önemli bir bölümü kendileri için doğru sayıp istedikleri düzenlemelerin, 'ötekiler' için de geçerli olmasında bir beis görmüyor. Oysa bu yöntemle hem toplumun genelini yönetmek hem de demokrasi olmak mümkün değil. Geçmişte laik kesimin benzer yaklaşımı İslami cemaatin ayrışmasına neden olmuştu. Bugün dindar hükümetin benzer tavrı da laik cemaatin ayrışmasına neden oluyor...
Kürtaj konusu tipik bir örnek... Açıktır ki teorik açıdan kürtaj bu ülkede de serbest veya yasak olabilir. Ancak bu iki durum arasında simetri yok. Serbest olması halinde isteyen kendi inancı nedeniyle kürtajdan kaçınabilir, ama yasak olduğunda isteyenin kendi inancına göre kürtaj yaptırması mümkün olamaz. Serbestlik ahlaki tercihi öne çıkarırken yasaklama bizzat ahlaki olanı yıpratır, çünkü meseleyi siyasi/ideolojik kavganın parçası kılar.
Buna karşılık "Madem her şeyin serbest olması savunuluyor, o halde cinayet işlemek de serbest olsun!" türünden bir muhakeme akla gelebilir. Birçoğumuz için şok edici olabilir ama buna gerçekten de bir engel bulunmuyor. Diğer bir deyişle, şu an cinayeti serbest kılan bir medeniyet içinde yaşıyor olabilirdik ve bunun gelecekte olmayacağının garantisi de yok. Cinayetin serbest olmamasının tek nedeni, insanlığın kendi deneyimiyle ürettiği konsensüs. Kısacası herhangi bir 'yasağın' meşruiyeti ancak böyle bir ortak ve genel kabullenme ile sağlanabilir. Ama eğer bir konuda henüz o noktada değilseniz, yasaklar yasağa karşı çıkanların meşruiyetini üretmeyle sonuçlanır.
Diğer taraftan insanlık doğaya karşı işlenen birçok cinayeti serbest kılmış durumda. Demek ki cinayet konusunda kategorik bir ahlaki tutarlılığa da sahip değiliz. Böylece mesele kendi türümüzün korunması mülahazasına dönüşüyor. Bu bağlamda türümüzün her bireyinin hayata ne zaman başladığı sorusu kritik hale gelmekte, çünkü kürtajı yasaklamak için hayatın daha önceden başladığını savunmak durumundayız. Burada bir tartışma yok. Cenin tabii ki yaşamakta olan bir varlık. Ancak sorun şu ki, ceninin öncesinde de hayat var ve bu silsileyi ilk hücre oluşumuna kadar geri götürmek mümkün. Öte yandan her hücre insana dönüşmüyor, çünkü bu sadece potansiyel bir gelişme ve birçok durumun oluşmasına ve oluşmamasına bağlı olarak gerçekleşiyor. Yani hayat bizim onu fark etmediğimiz bir noktada başlıyor ve sonrasında bilerek ve bilmeyerek kendi tercihlerimiz sonucu onu etkiliyor ve sıklıkla potansiyel insanı öldürebiliyoruz.
Bu süreçte genetik kodları bir yana koyarsak, hamile kadının bireysel alışkanlıkları ve tercihleri tek belirleyici konumunda. Hamilelik süresinin nasıl yaşandığını, kadını ruhsal ve fiziksel açıdan 'tam olarak' nasıl etkilediğini ise bilmiyoruz. Kadından kendisini nasıl etkileyeceğini bilmediği bir yükümlülüğü taşıması bekleniyor. Buna karşılık kadın kürtajın da kendisini nasıl etkileyeceğini bilmiyor... Ama bir karar veriyor ve doğa bu kararı ona bırakıyor. Birileri yasaklasa da, yasaklamasa da...
Meseleye daha da geniş bir açıdan baktığımızda, insanı merkeze alan yaklaşımların doğanın ve inananlar açısından Allah'ın hükmüne kıyasla ne denli süfli kaldığını da görmekte yarar var. Zihnimiz kendimizi ve çevremizi belirli bir 'somutlukta' algılamamız üzere oluşmuş. Oysa her canlı aynı gerçekliği farklı algılıyor. Eğer nükleer boyuta inersek, hepimiz içinden kâinatın akıp gittiği birer boşluğuz. Bu gerçeklik karşısında hayat hangi noktada başlıyor diye sormak da o kadar anlamlı gözükmüyor.
Hasbelkader bu dünyayı başka canlılarla paylaşan bir türüz ve kendimizle ilgili en temel doğruları bile hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Yapabileceğimiz ve 'bize ait' olan tek şey, birlikte yaşayabilmeyi öğrenmekten ibaret. Yaşananlar ise bu konuda bile neredeyse hiçbir ilerleme sağlamadığımızın kanıtı. Konsensüsün olmadığı her alanda gelecek herhangi bir yasak bu yetersizliği pekiştirmekten başka işe yaramıyor. Unutmayalım ki dinlerin doğruları söylediğini de bilmiyor, sadece inanıyoruz. Dahası dindarlık insan olmanın şartı olmadığı gibi, dindarlar ve dinsizler ebediyen birlikte yaşayacak ve cemaatçilik aşılamadığı sürece meşruiyet zaafı da bitmeyecek.
Yazarlar
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları

















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024