Gökhan BACIK
Korona krizinin ürettiği ekonomik stres büyüdükçe, özellikle otoriter ve gelişmekte olan ülkelerde basınç büyüyor.
Bu çerçeveye aşağı yukarı uyan Türkiye’ye yakından bakalım. Türkiye’de iki sabit dinamik ile karşı karşıyayız. Hızları değişmekle birlikte sürekli olarak i) ekonomik durum kötüleşmekte, ii) rejimin otoriter doğası da durmaksızın güçlenmekte.
Şimdi daha kötü olanı ise korona ile birlikte dış âlem de ekonomik olarak kötüleşiyor. Yani, tasarrufları olan diğer ülkeler de size kaynak aktarmak konusunda isteksizdirler.
Bu manzara içinde Türkiye’nin iki büyük sorunu var. Birincisi makro sorun yani ekonomiyi toparlamak. İkincisi ise güncel sorun yani ihtiyaçları görecek miktarda ucuz döviz.
Bunların yanına eklenmesi gereken üçüncü bir büyük sorun daha var. Bu sorun doğası gereği ekonomik olmamakla birlikte sonuçları itibari ile ekonomik: Sırtını devlete dayamış, kulağını da devletin propaganda araçlarına teslim etmiş hatırı sayılı bir kitle gerçekle bağını neredeyse koparmış durumda.
Birinci makro soruna dönersek: Kısa vadede Türkiye ekonomisini toparlamak imkanı imkansız. Korona krizi elbette bazı şeyleri kötüleştirdi ancak Türkiye ekonomisi 10 yıldır istikrarlı olarak yapısal olarak bozuluyordu.
Bozulmaktan kast ettiğim şudur: Piyasa ekonomisinin sağlıklı işlemesi için lazım olan kurumlar ve normlar top yekûn bir erozyona uğratıldı. Onun yerine fiilen keyfi bir devletçilik yerleştirildi. Bu yeni oyunun kuralı şuydu: Devletin keyfiliğinin faturasını sesini çıkarmadan piyasa aktörleri ve sonra halk ödeyecek.
Politik amaçlarla büyük paralar çarçur edildi. Uçmayan uçaklar için havaalanları, araba geçmeyecek köprüler inşa edildi. Ekonomi, günlük siyasetin bir uzantısı oldu.
Bu kadar büyük makro hatalar neden yapıldı? Elbette israf, kötü yönetim gibi faktörler etkili oldu. Ancak pek çok kişi kritik bir konuyu sürekli gözden kaçırıyor. Türkiye’yi yönetenlerin birincil paradigması İslamcılık ve bu aktörlerin ekonominin işleyişine dair kafalarında İslamcı-devletçi önermeler var.
Bu önermelerin normal piyasa işleyişi kurallarından farkı dinamiklerden çok normlara göre dizayn edilmiş olması. Yani, bu aktörler dinamiklerden bağımsız bazı normların yapılmasının ekonomik iyileşmeyi doğuracağını kabul ediyor. İstihdam, faiz, yatırım gibi konularda İslamcı-devletçilik ile piyasa bakışı arasında büyük farklar bulunuyor.
Türkiye’de o nedenle beş yıldan fazla süredir İslamcı-devletçiliğin yansımalarını izliyoruz. Devletin ekonomide etkisi sürekli olarak büyüyor, bağımsız ve otonom yapılar tamamen yok oluyor.
Burada eş zamanlı bir otoriterleşme de olduğu için ekonomik alanda mantalite değişikliğinin İslamcı bakış ile olan ilişkisi gözden kaçırılıyor.
İkinci makro soruna yani dolar sıkıntısına dönersek bu cephede de durumlar karışmış vaziyette. Dolar arttıkça enflasyon artıyor bu da faiz başta diğer pek çok faktörün üstünde baskı kuruyor.
Dahası hem ekonomiye güvensizlik hem dolara olan ihtiyaç eş zamanlı olarak arttıkça işler devleti kilitleyen bir noktaya doğru gidiyor. Doların sürekli değerlendiği bir düzlemde para basmak bile bir zaman sonra varlıkların TL cinsinden değersizleşen kağıt para ile değiştirilmesi anlamına gelecektir.
O nedenle hükümet, her türlü kural cambazlığı ile aktörleri kıpırdamaz hale getirmeye çalışıyor. Bütün bu kararların bir tür melez sermaye kontrolü olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Ne var ki bütün bu kurallar bir tane iyimserliğe dayanıyor: Bir zaman sonra durum gevşeyecek, işler yoluna girecek. Peki ya girmezse? Veya bu durum daha da uzarsa?
Bu soruların cevabını bulmak gayet kolay: Eğer dış dünya düzelmeyecek, içeride de ekonomi toparlanmayacaksa kaynak nerede ise oraya bakılır.
Bugün kaynak halkın varlıkları ve tasarruflarıdır. Hükümetin de bu kaynaklara ilgi duymaması düşünmek saflıktır.
Ancak bu illa tasarruflara el koymak gibi radikal olarak hayal edilmemeli. Halkın tasarruflarını kullanmanın daha akıllıca yöntemleri her zaman vardır. Ekonomik oyunun kurallarını öyle kurgularsınız ki halk varlık zamanında biriktirdiği yağları bu sefer yakmaya başlar.
Vaziyete göre AKP bugün bunu istiyor: Bir tür sürdürülebilir fakirleşme. “Zor zamanlardan geçiyoruz, devletimizin kıymetini bilelim… O nedenle herkes biraz fakirleşmeyi kabullenmeli.”
Korona sorunu ile küresel ekonomik krize dönen konjonktür de bu söyleme yardımcı olacaktır. “Tam milletçe ilerlemek üzereyken bu kriz çıktı. Üstelik zamanında tedbir almayan Batılı ülkeler yüzünden bize bulaştı. Yoksa biz 90 gün hastalığı ertelemiştik.”
Halkın bir kısmı bu söylemi hemen satın alacaktır. Nitekim, doların 6.80 sınırını zorladığı saatlerde “Hazine Bakanı ne yapıyor?” sorusunu bir kere bile sormayan bu kısım halk, “İç İşleri Bakanı istifa ederse terör örgütleri rahatlar” diye paniğe kapılmış durumda.
O nedenle asıl sıkıntı piyasa aktörleri ve tasarrufu olanlar için söz konusudur. Bu gruplardaki kişilerden beklenen kriz süresince ekonomik varlıklarını hükümetin siyaseti doğrultusunda gözden çıkarmaktır. Bu hep birlikte fakirleşmek, kaynakları siyaset için feda etmek anlamına geliyor.
Kriz derinleştikçe devlet bütün gücüyle çalışan ve üretenlerin omuzlarına kendini bırakacak. Hep beraber halkın kendini devleti için feda etmesini izleyeceğiz. Bunu kabul etmeyen “hainler” zaten hak ettiğini bulacaktır.
Dünyada herkesin “aman ekonomi” dediği zamanda Türkiye’de İçişleri Bakanı’nın bir yıldıza dönüşmesi o açıdan ne kadar çok şey söylüyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları


























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2026
25.01.2026
20.01.2026
13.01.2026
7.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
21.12.2025
7.12.2025
16.11.2025