Gürbüz ÖZALTINLI
Anayasa değişikliği tartışmalarında iktidar tarafında duran medya sözcülerini izliyorum. Tasarıya haklılık kazandırmak için kurdukları söylem; yaslandıkları kavramlar içinde “hak ve özgürlükler”, “demokrasi”, “bireyin devlet karşısında korunması”, “iktidarın keyfi kullanımının engellenmesi”, “adil temsil”, “azınlık hakları”, “hukukun üstün kılınması”... Bunların hiçbiri yok.
“Milli irade” ve “güçlü liderliğin kurumsallaşması”… Anayasa önerisinin arkasında durup da bu iki kavramı gözümüze sokmayan yazara rastlamadım.
Kestirmeden gideyim: Bu iki kavram anayasanın savunulmasında merkeze yerleşmişse, yönümüz fena halde totalitarizm kokuyor demektir.
Bütün gücü liderin elinde toplamak, bir ideal olarak savunulur oldu. İktidarın birbirini dengeleyen ve denetleyen kuvvetler arasında dağılması, toplumu keyfilikten koruyan demokratik bir mekanizma değil, çoğunluğun iradesini sınırlayan bir işleyiş olarak sunulmaya başlandı. Yarıdan bir fazla oyla seçilebilen liderin iradesi, toplumun ezici çoğunluğunun tercihlerini yansıtan parlamentodan çok daha makbul ilan edildi.
Bu söylem, “organik lider” icadıyla da uyumlu. Temsil ilişkisi, temsil edilenle eden arasında kurulur ve arada her hâlükârda kırılmaya, sapmaya imkân veren bir mesafe vardır. Temsil eden, kendisini seçenlerin istek ve iradesinden uzaklaşabilir. Hayat zaten böyle işler. Oysa lider “organikse” ortada bir temsil ilişkisi yoktur. Lider bizzat toplumun kendisidir. Onun kolu, bacağı, beyni, ruhudur lider...
Dolayısıyla, her şeyiyle toplumun tam da kendisi olan liderin, elini kolunu bağlayan bütün denetimlerden uzak tutulması, sınırsızca güçlendirilmesidir ideal olan. Milli irade ve güçlü liderliğin kurumsallaşması bize bunu anlatır!
İradenin milli olduğunu 5 yılda bir yapılan seçimlerden anlıyoruz! Liderin güçlü olduğunu ise, bütün devlet erklerinin üstünde ve belirleyicilik yetkisi ile donatılmış olmasından.
Hiçbir demokratik rejimde seçilmiş bir şahsiyete, sırf seçimle geldi diye yargı mekanizmaları dahil bütün bürokratik yapı üzerinde bu kadar geniş güç alanı tanınamaz. Ve yine hiçbir demokratik rejimde bu şahsiyet, tasarruflarında bu kadar denetim dışı bırakılamaz. Ve yine hiçbir demokratik rejimde toplumun tamamının iradesini yansıtma imkânı olan seçilmişler meclisi (parlamento) yarının bir fazlasıyla seçilebilen bir şahsiyet karşısında bu kadar zayıf statüde olamaz…
Önümüzdeki hafta, tek tek değişikliklerin ayrıntılarına girerek bunları tartışmaya çalışacağım. Herkese önereceğim şu olabilir: Bu değişiklik hayatımızı uzun süre belirleyecek çok önemli bir siyasi girişimdir; o nedenle mutlaka Mecliste oylanan metne ulaşınız ve dikkatlice okuyunuz. Somut metin üzerine yürüyen tartışmaları izleyiniz.
* * *
Türkiye son yıllarda seçilmişler/atanmışlar tartışmasını çok yaşadı. Bürokratik mekanizmaların toplumun seçtiği siyasetçileri nasıl sınırladığı ve bunun ilke-ahlak dışılığı konusunda ortak bir kabul oluştu. Bu bir kazanım kuşkusuz.
Fakat başka bir gerçek yeterince yüzeye çıkıp açık sözlü bir tartışmaya dökülmedi. O da “aşırı güç” sorunu.
Esasen “güç” konusu toplumsal hayatın sağlığı açısından ilk sırada yer alır. Seçilmişlik/atanmışlık tartışması “güç yoğunluğu” sorununa bağlıdır ve ondan önce değil, sonra gelir.
Toplumlar tarihi, “mutlak güce” karşı, seçimler başta olmak üzere onu sınırlandıracak kural ve kurumların arayışı, savunulması, oluşturulması mücadelesinin tarihidir.
Seçimler, mutlak monarşileri sınırlandırmanın aracı olarak kabul görmüş; seçimle oluşan kurumlar, iktidarı paylaşma, mutlak ve denetimsiz oluşuna son verme işlevini üstlenmişlerdir.
Zamanımızın sorusu şudur: Seçimler, mutlak gücü sınırlandırmanın aracı olarak işlevselleştikten sonra, kendisi aşırı güç yoğunlaşması üretebilir mi?
Cevap çok açıktır; evet üretebilir. Eğer temel kurallarınız, seçimle gelen otoriteyi olağanüstü yetkilerle donatıyor; denetim yollarını zayıflatıyor; kendisini kimlerin denetleyeceğine de onun karar vermesine izin veriyorsa, bunun kaçınılmaz sonucu aşırı güç yoğunlaşmasıdır… Peki sonuç ne olur? Mutlak monarşilerden tanıdığımız aşırı güç nasıl yoz ve yıkıcı bir iktidar kullanımını ifade ediyorsa; arkasında seçim olan aşırı güç de, en az onun kadar yıkıcı bir tehdit ifade eder toplumlar için.
Bugün dillerde dolanan “güçler ayrılığı”, “yargı bağımsızlığı ve denetimi”, “dokunulmaz insan hakları”, “hukukun üstünlüğü” gibi kavramların tamamı bu “aşırı güç” kullanımına karşı üretilmiş kural ve kavramlardır. İnsanların yönetim karşısında haklarının garanti altına alınmasına, güvenlik içinde özgürce ve insanca yaşamalarına sadece seçimlerin varlığı yetseydi, bu kavramların hiç birisine ihtiyaç duymazdık. Hepsinin ardında “aşırı güç” ün despotizmine, keyfiliğine, yıkıcılığına uğramış toplumların iktidarı sınırlandırma mücadelesi vardır.
Ne soy sop üstünlüğü, ne tanrıyı temsil etme, ne de millet iradesi adına hiç kimse dengelenmemiş, denetimsiz, aşırı güç talep edemez. Böyle bir gücün sonu bellidir ve bu asla şaşmaz: Yozlaşma ve baskı…
* * *
Seçilmişler üzerinde vesayet gücü kuran eski rejim, elbette demokratik değildi. Her şeyden önce, toplumsal çoğunluğun onay mekanizmalarından geçmemiş bir siyasi güç kullanımını ifade ediyordu. Bürokratik kurumlar elinde toplanan bu güç, anayasal mekanizmalarla korunuyor; o da yetmediğinde fiili zorlamalar ve darbe tehditleriyle siyasete yön verebiliyordu.
Vesayet, toplumun seçimler yoluyla kurmaya çalıştığı iktidarın “güçsüzlüğü” sonucunu yaratıyordu. Bu bir “güçsüzlük-iktidarsızlık” hastalığıydı toplum için.
Yine bu toprakların insanları olarak, darbe iktidarlarının insanlık dışı uygulamalarıyla ödediğimiz bedelleri iyi biliyoruz.
Askeri cuntalar da “aşırı güç” ün tipik örnekleri olarak topluma kan kusturdular.
Sonuç olarak, sistemin güçsüzlüğe çare üretebilmesine evet; fakat bunu yapacağım gerekçesiyle aşırı güç oluşturmasına hayır.
Söylemesi kolay.
Gerçekleştirmek mücadele gerektiriyor.
*İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlak yozlaştırır - John Dalberg-Acton
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları



























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023