Halil BERKTAY
[11-12 Ocak 2019] Eski defterleri karıştırmaya devam ediyorum. Yukarıda solda, Otto Georg Thierack’ın (1889-1946) fiyakalı makam fotoğraflarından biri. Sağda, 20n Ağustos 1942’de Adalet Bakanı olan Thierack, Halk Mahkemesi Başkanlığını (soldaki) Roland Freisler’e (1893-1945) devrederken. Nazizm henüz güç ve kudretinin doruğunda. Gürbüz Özaltınlı’nın deyişiyle “kötü olmaktan korkmayan” Thierack ve Fresler’ler de öyle. Fakat işe bakın ki tam o sırada, neredeyse günü gününe o sırada, Doğu Cephesi’nde Stalingrad muharebesi yeni başlıyor (23 Ağustos 1942 - 2 Şubat 1943). “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var.” Üç yıldan az süreleri kaldığını tasavvur edebilirler miydi?
Peki, kimdi bu Otto Thierack? Yukarıda belirtildiği gibi, 1889’da doğdu; hukuk okudu; talihsiz Weimar Cumhuriyeti’nin Prusya, Bismarck ve II. Wilhelm çizgisinden gelen sağcı, devletçi, muhafazakâr ve kayıtsız şartsız otorite yanlısı, dolayısıyla demokrasiyi sabote etmeye son derece yatkın bürokratları arasında yerini aldı (bizdeki Kemalist vesayetçilerin muadilleri). 1 Ağustos 1932’de, yani Nazilerin tırmanışının iyice belirginleştiği bir noktada (Hitler’in şansölyeliğine altı aydan az kalmışken), resmen NSDAP’a üye oldu. 43 yaşındaydı ve zaten bir süredir Nasyonal Sosyalist Hukukçular Birliği’nin de başını çekiyordu. Bu temelde, 12 Mayıs 1933’te savcılıktan yukarılara sıçradı; Saksonya Adalet Bakanı oldu. Yargıyı Nazileştirmek; resmî ifadesiyle, Hitlercilerin hedefleriyle arasında “eşgüdüm” sağlamak (Gleichschaltung) misyonunu üstlendi. Daha bir dizi orta kademe görevinde bulunduktan sonra, 1935’te Reich Yüksek Mahkemesi Başkan Yardımcılığına; 1936’da (1934’te kurulduğunu son yazımda belirttiğim) Halk Mahkemesi Başkanlığına yükseldi. 1936-42 arasında kesintisiz bu mevkide kaldı. 1942’de Reich Adalet Bakanı mertebesine erişti. Halk Mahkemesi Başkanlığında boşalttığı yere ise, bir sonraki yazımın süjesi olan Roland Freisler tâyin edildi.
Thierack’ın 20 Ağustos 1942’de başlayan Adalet Bakanlığı, Almanya’da şeklen de olsa bağımsız bir yargıçlık mesleğinin artık kesin sonu anlamına geldi. Nazi diktatörlüğünün kurulmasından dokuz yıl sonra dahi, daha da fazla ayaklar altına alınacak, büsbütün cılkı çıkarılacak bir hukuk, hâlâ varmış meğer. Yeni bakanın, III. Reich’ta çok fazla “sosyal asalak” olduğu ve bunların gereksiz yere yaşatıldığı gibi, aşırı Sosyal Darwinist denebilecek bir kanıya sahip olduğu anlaşılıyor. Nitekim önce adî suçlulara yöneldi. İdam cezasına çarptırılanların af başvurularının sonuçlandırılmasının uzun sürmesi karşısında, bürokrasinin son derece kısaltılması (yani idamların bir an evvel infaz edilmesi) yoluna gitti. Eylül 1942’de, tutuklu bütün Yahudilerin, Çingenelerin, Ukraynalıların, üç yıldan fazla hüküm giymiş Polonyalıların, Çeklerin, ya da sekiz yıldan fazla hüküm giymiş Almanların “asosyal unsurlar” olarak tanımlanması yönünde bir kararname çıkardı. Bundan böyle söz konusu gruplar, “zorla çalıştırılmak” (= kamplarda zorla çalıştırma yoluyla imha edilmek) üzere, SS’lerin komutanı (Reichsführer-SS) Heinrich Himmler’e teslim edilecekti.
Fakat hukuk ve yargı açısından Thierack’ın en önemli adımı (en korkuncu mu demeli?) Ekim 1942’de geldi. Bakanlık koltuğuna oturmasının üzerinden daha ancak altı hafta geçmişken, Richterbriefe diye bilinen aylık “Yargıçları Aydınlatma” veya “Yargıçlara Kılavuz” veya “Yargıçlara Mektuplar” (artık nasıl çevirirseniz çevirin) bültenlerini çıkarmaya başladı. Bu bültenler, önderlik açısından, yargının uyması gereken örnek kararları, sadece kişilerin adlarının çıkartıldığı gerçek vakalar biçiminde hâkimlere önüne koymaktaydı. Eğildikleri konular, Yahudi kökenliliğin kanunen nasıl saptanacağı, buna bağlı boşanma vakaları, Nazi selâmını vermeyi reddetme halinde yapılacaklar, ya da genel olarak Nazi yasalarının nasıl yorumlanacağı… gibi, oldukça geniş bir ideo-politik yelpazeye yayılıyordu. Demek, genel siyaset kültürü ve iklimi, kesif Nazizm atmosferi ve ideolojik yaptırımları yetmiyordu Thierack için. Aylık mektup ve genelgeler yoluyla, zaten sürekli görevden alınma tehdidiyle yüzyüze bulunan yargıçları iyiden iyiye baskı altına alıyor; araziye uyup asgarî mukavemet çizgisini izlemeye zorluyordu. Bu kadarı dahi düpedüz bir Bakanlık talimatı demekti. Fakat iş bununla da kalmadı. Gene Thierack, Richterbriefe ile birlikte, Vorschauen denen “ön hazırlık” ve Nachschauen denen “son teftiş” ya da “sonuçların gözden geçirilmesi” uygulamalarını da devreye soktu. Bundan böyle, “kamuyu ilgilendiren” soruşturma ve koğuşturma süreçlerinde, üst düzey eyalet mahkemelerinin baş yargıçları, en az iki haftada bir Eyalet Başsavcılığı ve Eyalet Yüksek Mahkemesi Başkanı ile toplanıp, aşağı kademedeki ceza mahkemelerine sevkedilecek dosyaları, daha ilgili bidayet mahkemesi görmeden aralarında konuşmak ve dâvânın nasıl yürüyeceğine yön vermek ile yükümlüydü.
Kestirmeden söylersek, bundan böyle bütün kararlar önceden ve yukarıdan verilip tek tek mahkemelere bir bakıma tebliğ edilecekti. Nazi diktatörlüğünün o zamana kadarki pratiklerinde dahi yeri olmayan, alışılmış bütün hukuk ve yargı teamüllerine o kadar ters bir uygulama söz konusuydu ki, SS’lerin Güvenlik Servisi (Sicherdienst = SD) bile bundan ürktü ve Richterbriefe’yi devlet sırrı olarak sınıflandırıp gizlemek yoluna gitti. Gerekçesi, yargı üzerindeki devlet denetiminin bu kadar açık ve çıplak bir biçim almasının, kamuoyunun tepkisine yol açacağıydı. Buna karşı yargı, hiç olmazsa şeklen bağımsız olmalıydı. 30 Mayıs 1943 tarihli bir raporunda SD bunu şöyle açıklıyordu: “Halk hâkimlerin bağımsız olmasını istiyor. Eğer halk hâkimlerin belirli bir yönde karar vermeye mecbur bırakıldığına kanaat getirseydi, adalet sistemi ve dolayısıyla devlet bütün meşruiyetini yitirirdi.”
Buna rağmen Thierack, Hitler’in tam desteğiyle bildiğini okumaya devam etti. “Reich Adalet Bakanlığı Genelgesi no 16” diye kayda geçen “Bütün Yargıçlara Birinci Mektup - Hüküm Vermede Gözetilecek Hususlar”ını 1 Ekim 1942’de yazıp yolladı. Heniz Boberach’ın derlediği Richterbriefe: Dokumente zur Beeinflussung der deutschen Rechtsprechung 1942-44 (Türkçesi: “Yargıçlara Mektuplar: Alman Mahkemelerini Etkileyen Belgeler”; Boppard am Rhein: Harold Boldt Verlag, 1975), s. 7-10 arasında yer alan Almanca orijinali ve İngilizce çevirisini, internette bulup okuyabilirsiniz. Özetle -- Nazi rejiminin İkinci Dünya Savaşının patlak vermesinden dört gün sonra, 5 Eylül 1939’da çıkardığı bir Halk Düşmanlarına Karşı Kararname söz konusu (Volksschadlingsverordnung). Bu genelge çerçevesinde, oldukça basit suçlar halinde dahi, eğer (1) sanığın müsnet suçu savaş koşullarından yararlanarak işlediği saptanırsa ve ayrıca (2) hâkimler “halkın sağlam kanaati”nin idamı gerektirdiğine karar verirlerse, mahkemelerin ölüm cezası verebilmesi öngörülmekte.
Thierack’ın Birinci Mektubu, işte bu noktada oluşabilecek tereddütlere yönelik. “Sosyal haşerat”a (Volksschädlinge) en ufak bir tolerans gösterilmemesini istiyor. Bu tür bütün olaylarda Adalet Bakanlığı’nın çok net bir isteği ve beklentisi var: yargıçların idam cezasını tekdüze bir şekilde uygulaması! Thierack şöyle yazıyor: (içinde bulunduğumuz olağanüstü koşullarda) “… [T]opluluğun iradesini zedeleyen suçlulara yer yoktur. Yargı idaresinde yer alan herkes, anavatan cephesindeki hain ve sabotörleri imha etmekle yükümlü olduklarını kavramalıdır. Kanunlar bu açıdan büyük esneklik tanıyor. […] Bu ağır sorumluluk özellikle Alman yargıçlarına düşüyor. Her ceza, barışta olduğuna kıyasla savaşta çok daha önemlidir. ‘Herhangi bir Alman kadının, işyerinden dönerken … korkup etrafını kollamasını istemiyorum,’ diyor Führer: ‘Alt tarafı, ailesinin, karısının ve akrabalarının evlerinde güvencede olması her askerin beklentisidir.’”
Adalet Bakanı kadar yukarılarda bir zâtın sırf işin teorisiyle, bu tür talimat dosyalarını yazıp göndermekle yetindiğini sanmayın. Maddî sonuçlarıyla da çok yakından ilgilendiğini görüyoruz maalesef. Thierack’ın talimatıyla, Aralık 1942’de Berlin’deki Plötzensee Hapishanesi’nin (epey süredir bir giyotinin inip kalktığı) infaz bölmesine, aynı anda birden fazla kişinin asılabilmesi amacıyla önce beş demir çengel eklendi, sonra sayıları sekize çıktı (bugün müze olan Plötzensee’deki, ilk beş çengelli bölmeyi yukarıda görüyorsunuz). Nitekim bu sayede, 7 Eylül 1943’ten itibaren “Birinci Mektup” doğrultusundaki kitlesel idamlar başladı. Alman toplumunu “sosyal haşerat”tan arındırma telâşı içinde, bazı mahkûmların “yanlışlıkla” asıldığı da oldu. Thierack ise bütün görevlilere, bu “hatâ”lara aldırmayıp seri halinde adam asmaya devam etmeleri mesajını verdi. Thierack’ın, astlarının ve yukarıdan aşağı bütün yargı sisteminin bünyesindeki suç ortaklarının ellerinde, Nazi mahkemelerinin zulmü ve kanunsuzluğu 1942-45 arasında doruğa ulaştı.
“Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz.” İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda, Otto Georg Thierack Müttefiklerce yakalandı. Nürenberg’de yargılanacakken, tutuklu bulunduğu Sennelager İngiliz askerî karargâhında zehir içerek kendi hayatına son verdi.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları





































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024