Hüseyin ÇAKIR
"Yürüdüğün yolu yorğunluğunla değil geldiğin yer ile anlat"
Eski Marksist “yoldaşlar” dan bazıları, 1990’larda küreselleşme, değişim, yenilenme için yeni olanaklar yaratıyor tezlerini insanlığın tarihsel deneyimi/pratiği, kültür ve zihniyet bağlamından kopartarak bir Türkiye okuması yapıyorlar.
Haklılar mı peki?
Küreselleşmenin yıkıcı ya da bütün kirli çamaşırların ortaya çıkarttığı bir dönem içinden geçerken, bütün kavramlar da mana, anlam değiştiriyor.
Türkiye de son 5 yılda iktidar edenler bir dizi evrensel kavramları, eğip bükerek öylesine politik, ideolojik anlamlar yüklediler ki, bu Türkiye içinde milliyetçi, şoven kesimde hatırı sayılır karşılık buldu. Bu söylemin iktidarın sürekliliğini garanti eden bir durum ortaya çıkarttığına kanaat getiren iktidar akilleri; içeride iç düşman, dışarıda dış düşmanları “büyüterek” iktidar için bulunmaz nimet olduğunu keşfettiler ve Almanya ile başlayan çatışmacı dil, Hollanda ile devam etti.
Meşhur atasözünde ki gibi “pire için yorganı yakmak” gibi iktidar olanlar; akılsız ve sürdürülmesi mümkün olmayan ve yarın “pardon” denilecek, - ki bunun örnekleri, İsrail, Rusya, Suriye …- referandumu kazanmak için akıl tutulması çılgınlıklar yapılıyor. İktidar olan siyasi partiler, iktidarda bugün var yarın yok. Türkiye’nin yurttaşlarının uzun ve orta vadeli geleceğinin kaderini çizecek kararı verebilir mi? Bu soruya, iktidar sözcüleri ve iktidarı destekleyen, “sol”dan gelenler, “demokrasi”, “millet iradesi” diyorlar. Bu zihniyet/düşünme tarzı, küreselleşmenin ortaya çıkarttığı “değer” aşındırıcı/yıkıcılığına karşı, ulusalcı/yerelci/milliyetçiğe dayanarak, demokrasinin birinci aşaması olan seçim ve çoğunlukçuluğu kutsayarak, demokrasiyi bunlara indirgeyerek anlam ve kavram bozumu yapıyorlar. Demokrasinin geldiği anlam ve bağlam, çoğunlukçuluğa indirgenerek, otoriterliği meşru görüyorlar.
“Türkiye de " demokratik devrim oluyor”
Türkiye’de iktidar olanlar kendi politikalarını, ideolojilerini Türkiye’nin bütün yurttaşlarının tamamı, millet iradesi diyerek totalleştiriyorlar. Bu siyaset dili ve zihniyeti, 19-20 yüzyıl ideolojisi ve totaliter-otoriter iktidar ve siyaset tarzı olarak yaşandı.
Türkiye’nin son iki yılında iktidarın uyguladığı, muhaliflere karşı yasa, hukuk ve polisiye uygulamaları, o ya da bu gerekçe ile tutuklamalar, devlete ve cumhurbaşkanına hakaret dolayısıyla açılan bin mi, on bin mi davaları… bunlar modern demokratik sistem de içine sindirerek, “Türkiye demokratikleşiyor” olarak söylemek, akıl tutulması değilse, demokrasiyi hiç bilmemek değimlidir?
Almanya, Hollanda’nın AKP’lilere uyguladığı yasağı “faşizm”, Nazizm” olarak nitelendiren iktidar ve yandaşı yazıp, çizen konuşanlar; Ali Bulaç, Ahmet Turan Alkan, Nazlı Ilıcak, Cumhuriyet Yazarlarını “cezaevi”nde tutulmalarını, binlerle Akademisyenin atılmalarını… ideolojik ve siyasal olarak nereye koyuyorlar?
Eski Marksist yoldaşlar! İse, “Türkiye de " demokratik devrim oluyor”, demokratikleşiyoruz” ve AKP iktidarını desteklemenin en kuvvetli iki argümanı olarak: “Vesayete son veriyor”, “millet iradesi ile demokrasi uygulanıyor” tezini savunuyorlar. Argümanlar, kavramları bağlamlarından kopartarak, hele de demokrasi pratiği olmayan ve demokrasi zihniyetinin özü proletarya demokrasisinin en üstün demokrasi, liberal demokrasiyi, burjuva demokrasisi olarak aşağılayan “ eski yoldaşlar”ın demokrasi dersi vermeleri: Millet iradesini, proletarya iktidarını, tek parti iktidarı en yüksek temsil olarak gören, ideolojik zihniyeti aşamayarak, “yenilendiğini” sanmaları, olsa olsa reenkarnasyon yaşmak tan başka ne olabilir? Ki, Türkiye’nin içinde yaşadığı, siyasal, hukuksal… durumu demokrasi derinleşiyor olarak tanımlamayı siyaset bilimi nasıl tanımlar ben bilemiyorum.
Günümüzde Genel Geçer bir Demokrasi Anlayışı Yoktur
Çoğunluğu demokratlık olarak gören zihniyet, aslında ulus devlet halkçılığı ve popülizmi savunarak, demokrasiyi savunduklarını sanıyorlar.
Solcu yoldaşların siyasal iktidarı meşruiyetini siyasal istikrarı savunmayı, demokratikleşme ve devrim olarak propaganda ediyorlar. Devleti ve iktidarı savunurken solculuğa, ve toplumsal olana yabancılaşıyorlar. Millet, halk kavramları üstünden siyasal, ideolojik savunu yaparlarken, toplumun farkı sınıfları, sosyal kesimleri örtük ulus devlet ve milliyetçiliği savunuyorlar.
Bir siyasal, ideolojik görüş veya iktidar, kısa-orta vadede kendi amaçları, sınıf çıkarları için toplumu ikna edebilir, meşruiyeti olan bu çoğunluk desteğine dayanan iktidar, çoğunluk dışındakilerin (muhalifler) hak ve özgürlüklerini çıkarttığı yasalara dayanarak ortadan kaldırıyor veya baskı altına alıyorsa, bu iktidar demokratik olamaz, böyle bir sistem çoğunlukçu otoriter sistemdir.
Günümüzde genel geçer bir demokrasi anlayışı yoktur. Birbirinin tam zıttı uygulamalar demokrasi olarak anılmaktadır. Örneğin, Kuzey Kore’nin resmi adı: Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’dir. Devlet başkanının %100 oy alması da insanın tabiatına ve demokrasi uygulamasına aykırı bir sonuçtur.
Demokrasi fikri antik Yunan’a dayansa da birçok farklı demokrasi anlayışı türemiştir. Tarih boyunca monarşi ve oligarşiyle sentezlenmiş ve birbirinden farklı demokratik anlayışlar üretilmiştir. Bunlardan bazıları: doğrudan, sosyal, otoriter, radikal, dini, müzakereci, konsensus, delegasyoncu, ekonomik, köktenci, liberal, İslami, katılımcı, poliarki, sosyokrasi, Sovyet, totaliter, gibi demokrasi anlayışları tarihsel süreçte ortaya çıkmıştır.
12 Eylül Anayasası Dururken Demokratikleşme mi Oluyor mu?
Peki, bu anayasa değişikliği yapılırken 12 Eylül rejimi için ne diyorlar? Mesela anayasanın Başlangıcında yer alan, anayasanın ve rejimi-sistemi belirleyen şu ideoloji yerli yerinde dururken, rejim ve sistem nasıl demokratkleşiyor. “Türk Vatanı ve Milletinin ebedî varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;
Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedî varlığı, refahı, maddî ve manevî mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;
Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;
Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;
Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;
Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;
TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.”
MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”
Herkes okuduğu ve yaşadıklarından farklı sonuçlar ve anlamlar çıkartabilir. 16 Nisan Anayasa değişliği, 12 Eylül Anayasasında Cumhurbaşkanına verilen yetkilerin fiili uygulanmasını, daha da artırması değimli. MHP yukarıdaki Anayasanın Başlangıcına sadakatle, sadık kalınması dolayısıyla başkanlık sistemini gündeme getirdi ve destek verdi.
12 Eylül anayasasına dayanan rejimi, tek adamda bütün güçleri toplamaya evet diyen “eski yoldaşlara” başka söylenecek sözüm yok.
Hayır diyorum
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.05.2018
13.05.2018
6.02.2018
29.04.2018
22.04.2018
8.02.2018
1.02.2018
25.03.2018
19.03.2018
11.03.2018