Levent Gültekin
Türkiye cumhuriyeti kurulduğu günden beri korkularıyla hareket eden bir ülke.
Birçok politikasını, korkuları belirliyor.
Sadece devletteki korkulardan değil, devletin uyguladığı politikalar neticesinde halkta da politik görüşün temeli haline gelen korkulardan bahsediyorum.
Devletin büyük korkularından biri cumhuriyet felsefesi ile beraber hayata geçirilen laiklik ilkesinin tahrip edilmesiydi.
Yani Osmanlı’da olduğu gibi dini, toplumsal ve siyasi yaşamı belirleyen norm olarak kabul eden anlayışın tekrar etkin olması korkusuydu.
Devletin dinle, dindarlarla ilişkisinin temelini daha çok bu korkusu belirledi.
Bu korku elbette bütünüyle yersiz değildi.
Fakat meseleyi bir sorun olmaktan çıkaracak yaklaşımlar geliştiremediği için uyguladığı yasaklara dayalı antidemokratik politikalar, laiklik karşıtlığının büyümesine sebep oldu.
Bir diğer korku Sevr Antlaşması’nın yarattığı korkuydu.
Kurtuluş Savaşı ile Sevr Antlaşması yırtılmış, Lozan ile büyük bir kazanım elde edilmişti.
Birinci Dünya Savaşı’nın galibi Batılı devletlerin dayattığı Sevr yırtılıp atılmıştı ama onun neden olduğu korku bir türlü geçmiyordu.
‘Batılı devletler imkan buldukları ilk fırsatta ülkemizi yeniden işgal edecek bölüp parçalayacak’ korkusu sıcaklığını hep korudu.
Bu meselede de korktukları şeyin gerçekleşmesini ortadan kaldıracak aklın, akla dayalı politikaların yerini korku ve korkuya dayalı politikalar almıştı.
Bu korku politikalarının en büyük etkisini Kürt meselesinde gördük.
Aynen din meselesinde olduğu gibi abartılı tepkiler, anne ile evladının Kürtçe konuşmasını engellemek gibi akıl almaz yasaklar sorunu daha da büyüttü.
Yani korkuya dayalı politikalar korktukları olgunun ya da ‘tehdidt’in her geçen gün daha da büyümesine neden oldu.
Korktukça yasakladılar, abartılı tepki verdiler, yasakladıkça sorunu daha da büyüttüler.
Devlete sinen bu korku ülkenin Batı ile ilişkilerini de şekillendirdi.
Hep bir şüphe, hep bir kötü niyet arama, hep ‘Bunlar fırsat bulursa bizi mahvedecek’ yaklaşımı dünyayla sağlıklı bir ilişki kurulmasının da önüne geçti.
Bu korku dışarıyla sağlıklı ilişki kurmayı engellerken içeride de toplumsal barışı tahrip etti.
Farklılıkları tehdit gören anlayışın temelinde bu korku yatıyor.
Çünkü ‘Batılı devletler farklılıklarımızı kaşıyarak bizi yeniden bölüp parçalayacak’ korkusu toplumun farklı kesimlerinin en demokratik haklarını kullanmasının önündeki engel oldu.
Nihayetinde özgürlüklerin kısıtlanmasına neden oldu, demokrasinin kökleşmesini engelledi, toplumsal barışı tahrip etti.
Korkuyu her zaman diri tutmak, baskıcı yönetim anlayışını sürdürmek için de çok işlevseldi.
Bütün enerjisini korktuğu şeyin gerçekleşmesini engellemeye harcamış bir Türkiye gelişecek, büyüyecek, bütünleşecek enerjiyi yaratamadı.
Demokrasisini geliştirememiş, toplumsal barışını sağlayamamış, temel insan haklarıyla ilgili sorunlarını çözememiş Türkiye kaçınılmaz olarak ekonomide, eğitimde, tarımda, bilimde, sanatta, teknolojide… birçok alanda geri kaldı.
Yani eğer Türkiye’yi bölüp parçalamak, yok etmek isteyen bir dış düşman varsa tam da onların bu amaçlarını kolayca gerçekleştirebileceği bir ülkeye dönüştük.
Peki tüm bunları niçin anlattım?
Son günlerde Venezüela tartışması yaşanıyor.
Venezüela’da ülkesini yıkıma sürükleyen bir iktidar var.
Anayasayı askıya almış, medyayı bütünüyle kontrolüne geçirmiş, tek adam rejimi kurmuş, ekonomiyi çökertmiş, halkını açlığa mahkum etmiş sefil bir otoriter yönetim söz konusu.
Geçtiğimiz hafta ABD ve Batılı ülkeler Venezüela’daki bu duruma müdahale etti.
Sudi Arabistan gibi Mısır gibi diktatörlüklerle iyi geçinen ABD ve Batılı devletlerin Venezüela’da demokrasiyi sorun etmelerindeki ikiyüzlülük ayrı bir tartışma konusu.
Dikkat çekmek istediğim konu başka.
Batılıların Venezüela’ya müdahalesine karşı olmak ile uyguladığı politikalarla ülkesini yıkıma sürüklemiş bir iktidarın yanında durmak arasında epeyce bir fark var.
ABD’nin müdahalesine karşıtlık toplumun farklı kesimlerinde genel olarak ‘Dik dur eğilme’ çağrılarıyla Maduro taraftarlığı şeklinde tecelli ediyor.
Daha da tuhaf olanı, Türkiye’deki iktidarın otoriter politikalarına karşı olan kimi yazarların, gazetecilerin ve toplum kesimlerinin bu konuda Erdoğan’la aynı çizgiye gelmiş olması.
Bu birlikteliğin altında yatan neden de ‘Venezüela’ya yaptıklarını bize de yapacaklar’ şeklindeki Sevr kaynaklı korkunun kabarmış olması.
Irak’ın işgali, Suriye’nin iç savaşa sürüklenmesi, Libya’nın yerle bir edilmesinin toplumun geniş kesimindeki bu korkuyu daha da büyüttüğü gizlenmez bir gerçek.
Bu korkuya teslim olanların dikkat etmesi gereken bir nokta var: Türkiye Irak’ın işgaline destek vermiş, Suriye’nin yıkımında baş aktör olmuş, Libya’nın yerle bir edilmesinde rol üstlenmiş bir ülke.
Bütün bu ülkelerin yıkımda bir şekilde rol üstlenmiş bir ülkenin özellikle de iktidarın ‘Batılılar bu ülkeleri yerle bir etti, sıra bize geliyor’ korkusuna teslim olması ayrıca tuhaf.
Daha tuhaf olanı ise AK Parti iktidarının politikalarına karşı olanların, bu politikaların bir ülkeyi yıkıma sürükleyeceğini düşünenlerin ‘Batılılara karşı ülkemizi koruyoruz’ endişesiyle iktidarın yanına geçmiş olması.
Ne kadar tuhaf bir durum değil mi?
Üstelik iktidar tam da bu korkuyu körükleyecek şekilde “Beka sorunu var” diyerek özgürlükleri kısıtlıyor, demokrasiden büsbütün uzaklaşıyor, seçimlerin meşruiyetini zedeleyecek adımlar atıyorken.
“Aman Venezüela gibi olmayalım batılılara karşı ülkemizi koruyalım” diyerek ülkeyi Venezuela gibi yıkıma sürükleyen politikaların uygulayıcısı bir iktidarın yanında durmak ülkeyi korumak değil, tam da var olduğu düşünülen o düşmanlara kolay yem haline getirmektir.
Demek istediğim şu: Cumhuriyet kurulduğundan beri ülkeyi teslim alan korkunun nelere mal olduğunu hepimiz gördük.
Korkuya dayalı politikalarla bir yere varamadığımız, tam tersine sorunları daha da büyüttüğümüz ortada.
Demokrasi ve özgürlüklerden taviz vermenin faturasını hem laiklik hem de Kürt meselesindeki sonuçlarından gördük.
Aynı, korkuya dayalı politikalarla bu girdaptan çıkamayız.
Ülkemizi, varsa Batılı düşmanlara karşı daha dayanıklı hale getirmek için daha çok demokrasiye, daha fazla özgürlüğe, daha fazla toplumsal barışa, daha fazla hukuka, liyakate, özgür basına ihtiyacımız var.
Suriye, Irak, Venezüela olmak istemiyorsak bu değerlere yönelmemiz, bu değerleri yok eden politikalara da karşı olmamız gerekiyor.
Yazımı İngiliz edebiyatçı Thomas Carlyle’nin bir tespitiyle bitireyim: “İnsanın ilk görevi korkuya boyun eğdirmektir. Korkudan kurtuluncaya dek hiçbir şey yapamayız. Ayağının altında korku olduğu sürece insanın eylemleri adidir, gerçek değil sahtedir, düşünceleri hatalıdır, bir köle ve ödlek gibi düşünür.”
Yazarlar
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları









































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.09.2023
19.08.2023
19.08.2023
14.08.2023
6.08.2023
8.07.2023
3.07.2023
27.06.2023
23.06.2023
19.06.2023