Markar ESAYAN
Türkiye'de son 11 yıldır yaşanan değişime yönelik direncin analizini yaparken, siyasi krizler ve ideolojik çatışma hep ön plandaydı. Karşılaşmaların daha sınıfsal, sosyolojik ve psikolojik olan nedenleri ise daha çok Gezi krizi ile dikkati çeker oldu. Sanırım meselenin bu yönleri bundan sonra daha fazla gündemimizde olacak. Çünkü yaşayacağımız krizlerin bundan sonraki özneleri, askeri veya sivil bürokrasi, hatta CHP değil, toplumun doğrudan belirli kesimleri olacak. Çünkü vesayet aktörler sahadan silindi. Şimdi temsiliyetsiz kalan toplumsal kesimler bizatihi rol almış durumdalar ve silinen vesayet aktörlerinin bu kesimlerin negatif enerjisini suiistimal edecekleri ortada.
Bu da beklenen bir sonuç aslında; demokratikleşme ve normalleşme safhalarında bu çetin karşılaşmaları yaşamadan atlamak mümkün değil. Değişen toplumlar gergin olur. Siyasal, ekonomik ve sosyolojik tüm kadim dengeler sarsılmaktadır çünkü. Statükonun kendilerine imtiyaz sağladığını düşünenler, kategorik olarak değişime ve değiştirenlere tepki duyarlar. Kutuplaşmalar artar. Bu durum, reformları yapan iktidarın karakteri kadar, reformların dönüştürücü etkisinden kaynaklanır.
Önemli olan bu kutuplaşmaların varlığı değil, gerginliklerin nasıl yönetileceğidir. Burada siyasete ve tüm erk merkezlerine zor işler düşer. Ancak onlar da bu kutuplaşmanın bir tarafı-öznesi olacaklarından, aklıselimin oluşması öyle kolay bir mesele değildir. Enerjinin, değişim ve adaletten yana olanlar tarafından demokratikleşme kanallarına akıtılarak harcanması sağlanmalıdır. Dönüştürücü iktidar reformcu karakterden uzaklaştıkça, statüko yanlılarının içi boş itirazları meşruiyet kazanır ve silinen vesayet aktörlerinin oyunun başında kurduğu tuzağa düşülmüş olur.
Bu nedenle ahlaki üstünlüğün, her daim reformcu aktörde kalması gerekir. Gezi'de 11 yıldır ilk defa hükümet ahlaki üstünlüğü baştaki polis şiddeti, orantısız gaz ve savruk dil ile elinden kaçırdı. Bu nedenle kriz, kısa sürede siyaset mühendislerinin gökte arayıp da yerde buldukları bir darbe fırsatına dönüştü.
Peki neden bu kadar sert yaşandı bu kriz? Dünyanın hiçbir ülkesinde liderin üslubu yüzünden bir karşı devrim olmaz. Hükümetin ve Erdoğan'ın ancak oyla cezalandırılabilecek hataları ile Gezi'de açığa çıkan aşkın enerji arasında bir orantısızlık var. Bu noktada 'Erdoğan'ı İstemezük Koalisyonu'nun üstün çabalarını 'takdir' etmemek mümkün değil. Koskoca itibarlı sosyologların, vesayete lafını esirgemeden muhaliflik yapmış cevval yazarların, kelli felli aydınların, ülke Çözüm Süreci gibi en büyük demokratik hamlelerini yaparken, 'Erdoğan da pek bir ataerkil, pek de sert konuşuyor canım!' diye ayarları öyle kolay bozulmaz.
Bu kadar aydının kendini ve tüm kariyerlerini kepaze ederek siyaset mühendisliklerine meze olmalarının psikolojik bir nedeni olmalıdır.
Toplumun sokağa çıkan kesimlerindeki buna denk gelen irrasyonaliteyi, üslupla, çevre meselesiyle anlamak da mümkün değil.
Bunun en önemli psikolojik nedeni, öfke...
90 yıldır harcanamayan ruhlarda birikmiş potansiyel öfke, her türlü hayalkırıklığı ve tatminsizlik, Gezi'nin yarattığı münasip şartlarda deşarj oldu.
Bu insanlar çok öfkeli... Geçmiş boyu devletten, hayattan, ailelerinden, patronlarından ve çevrelerinden gördükleri haksızlıkların intikamını almak istiyorlar. Güçlü ama tekin bir lider olarak Erdoğan paratoner gibi tüm bu öfkeyi kendisine çekiyor. 12 Eylül'ün ezdiği 'atanamayan devrimci' yaşlı kuşaklar, vesayetlerini kabul etmediği için Erdoğan'a kin tutan aydınlar gençleri polisle çatışmaya teşvik ediyorlar. Çünkü kendilerini başarısız ve yenilmiş hissediyorlar. Ölmeden bir şeyleri sarsmak, bir şeyleri yerinden etmek istiyorlar. Onların hayalini kurduğu başarıları dindar bir liderin tek başına gerçekleştirmesi, hafifsenecek bir travma değil. Üstelik algı yaratma tekeli, atanamayan devrimcilikten, reklam ve medya sektörüne atanan bu kesimlerde hala.
Bu öfkenin şimdi ortaya çıkması ise şaşılacak değil, ancak beklenecek bir durum. Çünkü herkes biliyor ki, Türkiye artık demir yumrukla değil, demokrasinin kuralları ile yönetiliyor. Hükümetin, kendilerine asker veya Tek Parti dönemindeki gibi davranmayacağını biliyorlar. Güvenli bir şımarıklık alanı onlar için hazırlanmış gibi. Bu kofluğu kapatmak için, hayatını yitiren gençlerin hep gündemde kalması elzem. Gezi'de sekiz bin kişinin yaralandığı, 11 kişinin gözünü kaybettiği (gerçekte üç), Erdoğan'ın Hitleri aratmayacak bir diktatör olduğu dezenformasyonlarını profesyoneller yaymış olabilir ama, buna böylesine inanmak için gerekli psikoloji zaten hazır.
O nedenle Erdoğan'ın hem güçlü olması, hem de bir diktatör olarak gösterilmesi şart. Bir yerleri 'uf' olmadan, konforları bozulmadan, hiçbir bedel ödemeden devrimcilik oynamak için, gerçek bir diktatöre değil, diktatör gibi gösterecekleri, kendilerinden olmayan, güçlü ama güvenli bir lidere ihtiyaçları var.
O lider de Erdoğan...
1980 darbesindeki yıkımdan sonra, SSCB'nin dağılmasıyla çöken bu kesimler, ödedikleri bedelin taçlandırılmadığını düşünüyorlar. Evet büyük bir bedel ödediler ama, dindarlar gibi bunu siyasete tahvil edemediler ve aslında cellatlarına aşık oldular. Çünkü cellatları ile ideolojik ve sosyolojik ortaklıklarıyla yüzleşmemişlerdi. Halkı, dindarlığı küçümsemek, totaliter-şekilci laiklik, tepeden dayatılan siyaset mühendisliklerine eğilim, demokratik halk savaşı diye pazarlanan şiddetperverlik ile tabii ki müzmin kötümserlikle ambalajlanan tembellik onları Ergenekon'u savunur, Çözüm Süreci ile de savaşır hale düşürdü.
Demokratlıkları, barış ve eşitlik arzuları, bunlar ancak mümkün olmadığı müddetçe geçerliydi. 12 Eylül referandumu ile bu somut bir gerçeklik kazanınca, fabrika ayarlarına döndüler.
Çok fazla bedel ödediklerini, ama tüm parsayı Erdoğan'ın temsiliyetinde dindarların topladığını düşünüyorlar. Bedel ödedikleri doğru... Hepimiz buna saygı duyabiliriz.
Yanlış olan bu bedeli vesayetten değil, demokrasi ve barıştan tahsil etmeye kalkmaları.
Yarın devam edeceğim.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları

































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.05.2019
2.05.2019
24.04.2019
21.04.2019
18.04.2019
16.04.2019
13.04.2019
10.04.2019
3.02.2019
28.03.2019