Markar ESAYAN
Yaşam biçimlerine dair tartışma, ama manipülatif olarak, ama üzerinde anlaşılmış ortak bir birlikte yaşam mutabakatı olmadığı için sürekli önümüze gelen bir konu. Düne kadar kuralı koyan ve kamusal alanı, ekonomi ve siyaseti tekelinde tutan totaliter laikler, bu 'dengenin' bozulması üzerine huzursuzlandılar. Zamanlar geçti ve bu konuda huzursuzlananların sadece totaliter laikler olmadığına, bir kısım liberal, sol ve ılımlı laik çevrelerin de bu gruba katılarak Erdoğan'a karşı birleştiklerine tanık olduk. Totalitarizm olarak anlaşılan seküler şemsiye birçok farklı kesimi biraraya getirdi. Erdoğan ile egemenlik kavgasına girenler için buradan üretilen gerginlik başat mücadele stratejisi oldu. Çünkü Erdoğan kimliği ile kavgalı hale getirilemiyor veya devşirilemiyordu.
Halk ihtilali süreçlerinde, o ihtilal ne kadar siyasi yollarla yapılıyor ve zamana yayılmış halde gerçekleşiyor olsa da, ara tonlar gözden kaybolur, iki kutup üzerinde güç yoğunlaşması yaşanır. Ancak bu ara tonların varlığını ortadan kaldırmaz. Eski tasfiye olmaktadır ama, yeni nasıl bir yeni olacaktır? Buradaki her endişeyi sekter olarak damgalayıp kenara atamayız. Çünkü Türkiye çok kültürlü, çok çeşitli halkları barındıran bir ülkedir.
Yeni anayasayı hep birlikte ve daha sakin bir ortamda yapabilseydik, yeni toplum sözleşmesini karşılıklı müzakere ile oluşturur, sürecin melezliği de herkese güven telkin ederdi. Ama egemenlik kavgası verilen bir ülkede ortamlar pek sakin olmaz. Ben AK Parti'nin müzakere edilebilir, gizli ajandası olmayan, ülkenin demokratikleşmesi için ideal-özgün bir siyasi güç olduğunu düşünüyorum. 'Erdoğan'ın ilk iki dönemi iyiydi, sonra ise bozulma başladı' tezlerini oldukça zayıf ve önyargılı buluyorum. Bir dönem Erdoğan'a destek verenlerin keskin bir şekilde pozisyon değiştirmelerini açıklamak için bu argümanı uydurduklarını zannediyorum.
Bu anlamda, dünkü yazımda yer alan, Erdoğan'ın 'Yüzümüzü çevirecek berrak bir su arıyoruz' sözü, İslam dünyasına yönelik içeriden eleştirileri ve antisemitizm üzerine düşünceleri beni umutlandırıyor. Dindarların şu aşamada Milli Görüş yıllarındaki fikirsel darlığa ve romantik klişelere dönmeleri gerçekten büyük bir kayıp olur. Çünkü AK Parti'nin yarattığı ve Türkiye'yi değiştiren değerli fark buydu. Komşulara açık olmak, Kemalist seçkincilikten dümeni Millet-i Hakime'ye kırmadan, demokratça bir düzenin kapısını aralamak, ama bunu da dindar kimlikten uzaklaşmadan, kendinden nefret etme hallerine savrulmadan özgüvenle yapmak. Çünkü kendi değerini vermeyen, başkalarına da değer veremez.
Geçenlerde Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç bir konuşmasında, abartılı bir şekilde Erdoğan'ı övdükten sonra, Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı kampanyasına da oldukça zarar verecek bir takım düşünceleri şöyle serdetti: 'İffet çok önemli. Sadece bir isim değil. Kadın için de bir süstür, iffet. Erkek için de bir süstür. İffetli olacak. Erkek de olacak. Zampara olmayacak. Eşine bağlı olacak. Kadın ise o da iffetli olacak. Mahrem- namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak, iffetini koruyacaksın.'
Sorun, söylenen sözlerde değil, bu sözleri hangi kimliğinizle ve hangi alanda sarf ettiğinizde. Burada ise dün girizgâhını yaptığım, bugün de devam ettiğim, 'komşularla' ilişkilerimizi düzenleyen toplumsal sözleşme veya ortak ahlakın nasıl inşa edileceği konusu önümüze çıkıyor. Türkiye imparatorluk bakiyesi çok kültürlü, çok etnisiteli bir ülke. Osmanlı çağın standartlarına göre ileri bir birarada yaşama sözleşmesi oluşturmuş ve devlet zayıflayana kadar bunu ekseriyetle başarıyla işletmişti. Tek Parti döneminde tek tür yaşam biçiminin diktatörlüğünü yaşadı ülke. Bunun ne kadar zararlı olduğunu gördük.
Özel alanla ilgili özgürlüklerimiz, kamusal alanda kurabildiğimiz müzakereye dayalı demokrat ve işleyen toplumsal sözleşmenin garantisi altındadır. Özel ahlak, aynı sübjektif değerlere bağlı topluluk üyelerini bağlarken, ortak ahlak ise, başkaları ile ilişkiye geçtiğimizde ortaya çıkan ve herkesi bağlayan kurallar silsilesidir. Bu yeni anayasa gibi yazılı ve yazılı olmayan şekilde gerçekleşir ve toplumun genelince kurulur.
Tabii ki, ortak ahlak veya toplumsal sözleşme, sübjektif ahlak ve geleneklerden bağımsız değildir. Oluşurken onlardan neşet eder, melezleşir ve büyük kümeyi içerir. Demokratik bir ülkede ortak ahlaka toplumun tüm katmanları değer aktarır ve hayat bunlardan bazılarını, insanların onları ne kadar içselleştirdiğine bağlı olarak kalıcı kılar. Burada mühendislik yapmak veya dayatıcı hallere girmek doğal gelişimi bozar. Haliyle totaliter karakter, savunulan değerlerden değil, onların başkalarına dayatma biçiminden gelir.
Özgür bir toplumda her kesime ait bireyler kendi değerlerine bağlı yaşama, tüm organlarda özgürce yer alma, değerlerini yayma, propagandasını yapma özgürlüğüne sahip olmalıdır. Ülkeyi yönetenler veya bürokrasi gücünü halk adına kullananların ise, kendi sübjektif sözleşmelerine değil, ortak toplum sözleşmesine bağlı kalmaları beklenir. Bir cami hocasının hutbesinde veya bir televizyon kanalında İslami yaşam biçimlerine yönelik doktrin yayması bir haktır. Ama bir bakan, bir başbakan, bir emniyet müdürü veya bir muhtar, çok kültürlü toplumsal bir yapıda özel bir değeri icraatına yansıtıp genelleştirdiğinde sıkıntı yaşanır. Üstelik bu durum, adına konuşulan değerler sistemi için de risk içerir, çünkü onu hem ötekileştirir, hem de başkaları için tehdit olarak algılanmasını sağlar, güveni zedeler.
Demokratlığımız başkaları ile ilişkiye girdiğimizde sınanır. Toplum sözleşmesi ise, adı üstünde, melez bir karakter taşımak zorundadır. Bu melez hal, tüm kimliklerin de garantisidir, çünkü herkese aittir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları




































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.05.2019
2.05.2019
24.04.2019
21.04.2019
18.04.2019
16.04.2019
13.04.2019
10.04.2019
3.02.2019
28.03.2019