Markar ESAYAN
Geçen pazardan devamla...
Tarihi konuşuyorduk ve ben bu konu üzerinde okur ve düşünürken, Atasoy Müftüoğlu'nun “Uzlaşmak, mücadeleden vazgeçmek demektir” başlıklı değerli yazısına denk geldim.
Şöyle diyordu tarih hakkında...
“Koşullarla bütünleşenler, koşullara göre hareket edenler, tarihin aktörleri tarafından anlatılan/anlatılagelen hikayelere inanırlar. Koşullara göre hareket edenlerin kendilerine özgü anlatılmaya değer hikayeleri yoktur. Bu nedenledir ki, var olan gerçekliğin sınırları içerisinde varoluş imkanı arayanlar, hayati konular, hayati sorunlar, hayati bağımlılıklar etrafında büyük sessizliği seçerler, sessizliği sese dönüştüremezler.”
Bugün Türkiye ve Ortadoğu merkezli, hatta Çin, Brezilya, Rusya'yı da hedef alan kavganın savaş alanı gerçeğin nasıl oluşturulduğu ve tarihin nasıl yazıldığıdır. Mücadele bu kritik alanda dönmekte ve tarih bu mücadelenin sonucunda oluşturulmaktadır.
Kutsal Kitapların da dediği gibi, “Başlangıçta Söz vardır” ve somut, bu söz üzerine inşa edilir. Modernite, (A)klı Allah'ın yerine koyarken, yaratma işine Söz'ü ele geçirerek başlıyor. Yani kural aynı, önce söz, sonra eylem geliyor.
Yaratılan koşullar yaratılan söylemde meşrulaşır ve doğumu gerçekleşir. Tarihin herhangi bir kesitinde tarihi kimin yazdığını hegemon aktörü işaret eder. Ancak mücadele sıcakken neyin önce geldiğini anlamak oldukça zordur, çünkü insan onun içine doğmuştur. Net yargılarda bulunmak için biraz zaman geçmesini bekleme mecburiyeti vardır.
Tabii ki insanlar yaşadıklarını kendi algıları ve anlayışları kadar anlatırlar, tarih de böylelikle dağınık ama kollektif bir yazım ile kayda geçer. Ancak Batılı seyyahların Doğu'ya gidip, dönüp, sonra oraları anlatmaları temelinde oluşan kolonyal edebiyatın ortaya çıkışı ile tarih yazımının önemli bir işlevi olduğu keşfedilmişti.
Söz artık politika yapıyordu veya politikalar söz ile meşrulaşıyordu. Buna ihtiyaç hissedilmesinin nedeni gelişen iletişim aygıtları, küreselleşmenin hızlanması ve Batı'nın demokrasi iddiasıydı. Doğu'yu paldır küldür kolonileştirmek ve soymak demokrasi değerleri ile çelişirdi. Bu eylemin bir yandan estetize edilmesi, bir yandan da meşrulaştırılması gerekirdi. Kaldı ki, Batı kötücül bir bütün değildir. Bu eylemlere itiraz edenler, edecek olanların da susturulması gerekir. Batı'yı anlamak, bir iktidar biçimini deşifre etmek, tüm Batılıları kategorize etme kolaycılığına düşmemelidir.
Batı çok kısa zamanda, reddedilmeyecek mucizevi icatlar, bilimsel ve askeri ezici başarılarla dünyanın her yerine yayıldı, kendi siyaset, kültür ve yaşam biçimini otantik kültürlere dayattı. Dünya özgünlüğünü yitirdikçe donuklaşıyor, donuklaştıkça da fethedilen ülkeler Batı kültür ve yaşam biçimlerini içselleştiriyordu. Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'a, Jön Türkler ve devamında Mustafa Kemal'in Türkiye'ye yaptığı buydu.
Tüm bu yayılma hareketinde, Batı'nın cazip başarılarının etkisi ve askeri üstünlük kadar, söylem üstünlüğünün bir iktidar kurma teknolojisi olarak kullanılması kritik önemdeydi ve işte bu yeniydi.
Konu sadece işlenen suçları aklamak değildir; aynı zamanda fethedilen kültürleri de kendileri için en iyisinin bu olduğuna ikna ederken, geçmişleri ile bağları koparmak, bugünü ve geleceği Batılı tarzda ama yerliymiş gibi benimsetmektir.
Bu olduğunda, Müftüoğlu'nun altını çizdiği gibi, yerel kimlik Batılı tarzda yeniden inşa edilirken, yerli olanın bütünlüklü tarih bilincinden artık bahsedilemez. Sorudan da öte soru sormanın kendisi dahi unutulur hale gelir.
Peki söylemin yakalayacağı saf bir hakikat yok mudur? Yani Hakikat güçlü olanın silahı olmaya mı mahkum edilmiştir? Ya da, sınırlı algılarımızla hakikatin bir kısmını, o da büyük bir çaba sonucu göreli şekilde ediniyorsak, bu yapbozu nasıl tamamlayıp o bütünlüklü, saflığından sual olunmaz Hakikat'e ulaşıp da dünyayı cennet haline getireceğiz?
Bu yanlış sorulmuş bir sorudur ve cevabı da felaketlere yol açabilir. Çünkü nihai çözüm hedefleyen her çaba faşizm doğurur. Batı da cehennem değil, cennet yaratmak iddiasıyla yola çıkıp sonra kendisini Auschwitz'de buldu.
Belki de, her zaman büyük eksikleri olacağını baştan kabul ederek, gerçekliği mümkün olan en çok katılımlı tartışmayla elde etme sürecini esas almak gerekir ki, buna demokratlık diyoruz. Dikkat edilirse, burada sonuca değil, sürece vurgu yapılıyor. Müzakere sürecini en çok katılımla sürdürmek ve bu kırılgan imkanın üzerine titremek daha yumuşak, geçirgen ve mütevazı bir hakikatin yolunu açabilir.
Mouffe ve merhum eşi Laclau, Radikal Demokrasi tezleriyle, tüm çatışmalar, hak mücadeleleri, toplumsal karşılaşmaların siyasi ve şiddet içermeyen bir alana çekilmesinin yollarını araştırıyorlar. Onlar da demokrasinin çok naif ve kırılgan bir değer olduğunu kabul ediyorlar. O yüzden demokratik kültürü oluştururken, onu aynı anda korumak gerekiyor. Bu durum, çift kanaldan ilerlemesi gereken bir çabayı ima ediyor.
Şimdi, soru şu, söylem üstünlüğü ve hakikat yaratma çabasını, sivil siyaset alanındaki meşru mücadele biçimlerinden birisi olarak kabul edecek miyiz?
Irak'ın kimyasal silah iddiasıyla işgali sonrası milyonlarca insan ölüyorsa, medya üstünlüğü ile Gazze sahilinde istediğiniz kadar çocuk öldürebiliyorsanız, manşetlerinizden “Vay şerefsiz” diye suikast yapıyorsanız hayır.. sözlerini kesip biçerek rakiplerinize şiddet uygulamak demokratik bir mücadele değildir, sembolik suikasttır.
Sadece çok eski bir kirli kavganın yeni araçlarla devam etmesidir.
Dipnot: Hürriyet'ten Ahmet Hakan köşesinde ikidir şahsıma bu tekniği uyguluyor. Bizlerin şanssızlığı Batı'nın kötü bir kopyası olarak kalemşorlarımızın de pespaye olması.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları






































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.05.2019
2.05.2019
24.04.2019
21.04.2019
18.04.2019
16.04.2019
13.04.2019
10.04.2019
3.02.2019
28.03.2019