Markar ESAYAN
Domine edilen bir ülke durumundan, tayin edici süreçlerde yer alabilen orta boylu bir dünya ülkesine geçişin türlü avantajlar sağlamasının yanında, artan güce doğru orantılı biçimde getirdiği yeni sorumluluklar var. Suriye’de yaşanan ve artık soykırım boyutuna varan katliamlar karşısında Türkiye işte böyle bir ikilemin arasında yer alıyor. Düne kadar tayin edici bir gücünüz olmadığından hareketle, iki elinizi yana açıp “Petrol vardı da biz mi içtik” türünden bir izahat yapmanız geçerli olabilirdi. Ancak yanı başımızdaki bir diktatörün 8.500 sivil vatandaşını öldürmesi karşısında böyle bir savunma yapmak bugün için mümkün değil.
Zaten yapılmıyor da... Başbakan Erdoğan evvelki günkü partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada çok sert, açık ve net ifadeler kullandı. Esad’a doğrudan seslenerek “Babasının yaptıklarının bu dünyada hesabı sorulmadı ama er ya da geç yaptıklarının hesabı oğul Beşşar Esad’dan sorulacaktır. Bu kez Suriye’de şehirlerde akan kan yerde kalmayacaktır. İnsani koridor derhal açılmalıdır. Arap Ligi planı uygulamaya konmalıdır. Suriye halkı asla yalnız değildir ve asla yalnız bırakılmayacaktır” dedi.
Bu arada Türkiye’nin Suriye konusunda türlü senaryolar üzerinde farklı hazırlıklar yaptığı, bunlar arasında olası bir askerî müdahalenin olduğu da iddialar arasında. Bu iddiaların doğru olması güçlü bir ihtimal çünkü böyle bir duruma hiçbir ülke stratejisiz yakalanmak istemez. Bu mümkün de değil zaten.
Lakin Türkiye’nin bir “koçbaşı” gibi kullanılarak Suriye bataklığına tek başına atılmasını beklemek akılcı değil. İçimiz yansa da, bunun doğru olmayacağı da ortada. Kişisel kanaatimin Esad diktatörlüğüne BM çatısı altında hemen müdahale edilmesi olduğunu belirtmeliyim. Suriye’nin ne Libya, ne de Bosna olduğu bir gerçek. İsrail’in İran’ı vurmaya hazırlandığı bir ortamda, iyi hazırlanmamış, ortaklaştırılmamış bir müdahalenin çok daha fazla can kaybına yol açacağı da maalesef ortada.
O zaman Türkiye’nin gücünü, Esad yanlısı siyasetleri gittikçe silikleşen Rusya, Çin ve İran’ın da ikna edilmesine ağırlık vererek BM üzerinden müdahaleyi olgunlaştırmaya harcaması en ideali gözükmekte. Libya günlerinde müdahale ve Kaddafi karşıtlarına desteği savunurken de değindiğim BM’nin “R2P Doktrini” buna ciddi, meşru ve hukuki bir zemin sağlamakta. Türkiye, R2P’yi BM’nin gündemine daha güçlü bir şekilde getirebilir.
R2P (Responsibility to Protect), yani “Koruma Sorumluluğu” doktrini, aslında ta İkinci Dünya Savaşı’nda filizlenmeye başlayan “İnsanlığa Karşı Suç” tanımının uluslararası hukukun bir parçası olması için verilen mücadelenin bu alandaki kazançlarından birisi. Batılı güçler, başta kolonilerinde işledikleri suçları bu kapsamın dışında tutuyorlardı. Hikâyesi çok uzun ve ibretlik, başka bir yazıda değiniriz...
R2P, Ruanda ve Bosna soykırımlarının ertesinde Birleşmiş Milletler’de 2001 yılında tartışılmaya başlıyor ve 2005 yılında kabul ediliyor. Bu iki tarih arasında, üye ülkeler arasında yapılan çok ciddi müzakere süreçlerinde olgunlaşıyor ve bir mutabakatla doktrinleşiyor. Altında Türkiye’nin de imzası var...
R2P doktrini iki ana prensibe dayanıyor. 1) Devletlerin bağımsızlığı, sadece sahip olunan hakları değil, sorumluluğu da ima eder. 2) Sivillerin, soykırım, etnik temizlik, insanlığa karşı suçların sınırına giren ciddi tehditlerle yüz yüze olduğu durumlarda, eğer söz konusu devlet bunları önlemekte isteksiz ve/veya yetersiz ise, devletlerin içişlerine karışmama ilkesi, yerini, Birleşmiş Milletler’in kolektif onayı ile “Koruma Sorumluluğu” ilkesine terk eder.
R2P doktrini, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi ve uluslararası insan hakları yasaları ile uyumlu geliştirilmiştir ve insanın yaşamını, özgürlüğünü ve haysiyetini, totaliter, sorumsuz, kırılgan ve kaos içinde olan devletlerin ikincil haklarından üstün tutar.
R2P doktrini BM’ye üç kesin sorumluluk yükler. 1) Önleme. 2) Tepki verme. 3) Telafi etme...
Eğer söz konusu ülkenin gücü kendi içindeki kaosu dindirmeye yetmiyorsa BM, kaynaklarını bu ülkeye yardım için kullanır. Ama ülke yönetimi bunu bilinçli yapıyorsa, çeşitli şekillerde uyarılır ve diplomatik yollarla sorun aşılmaya çalışılır. Ancak bu girişimler yetersiz kalırsa R2P doktrini gereği BM bu ülkeye MÜDAHALE EDER. Müdahale sonrası ise ülkenin gördüğü zararın giderilmesi için de BM sorumludur.
1994’te Ruanda’da 800 bin Tutsi Çin malı ucuz palalarla üç ayda doğranırken, Srebrenitsa ve Gorazde’de on binlerce Bosnalı Müslüman Çetniklerce öldürülür, tecavüzler yaşanırken, tüm dünya olarak seyretmiş, acı çekmiştik. Gazze’de 1400 sivilin öldürülmesini de aynı çaresizlikle seyrettik. Suriye’de ise katliamın boyutu gün geçtikçe artıyor.
Yani kenara çekilip steril barış söylemleri ile durumu, her ne kadar risksiz ve bedelsiz olsa da, ahlaki değil. Orada bir soykırım yaşanıyor. R2P’nin üçüncü aşamasına çoktan gelmiş Esad diktatörlüğüne BM hemen müdahale etmeli. Türkiye de artan gücü ve prestijini bu sürecin hızlanmasına harcamalı...
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Operasyon çökünce...
9.05.2019 - Kızgın demiri soğutma yöntemleri...
2.05.2019 - Müzik ve terör örgütü listelerinin benzerlikleri...
24.04.2019 - Taşın altına elini yine Erdoğan koydu...
21.04.2019 - Millet İttifakı neye kuluçka oldu?
18.04.2019 - Organize kötülüğün peşini bırakmayacağız...
16.04.2019 - CHP'nin 2019 resmi
13.04.2019 - Mazbata fetişizmi neye delalet?
10.04.2019 - 31 Mart’ta Türkiye neyi başardı?
3.02.2019 - Bu seçimin adaletsizliği…
28.03.2019
Yazarlar
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları









































































Mevlüt Can
Muhtemelen aynı yaştayız yada siz benden azıcık yaşlısınızdır. İnanılmaz haz alırdım yazılarınız ve ropörtajlarınızı taa Cumhuriyattan okurken.... Hele Hırant Abimizin katli sonrası bir çok duruşma sonrası açıklamalarınızı okurken... Ama şimdi. Ne diyeyim bilemiyorum... 12 Eylül faşizminden tesadüf de olsa hayatta kalabilmiş biri olarak; iki zavallı generalin nice sinsi ve kurnaz amaçlarla, birlikte yargılanmaları gerekenler dışında, sözde yargılanmalarına göbek atmanızı yargılıyorum doğrusu..