Mesut YEĞEN
Devletlerarası ilişkilerin son yüz elli senesini önce İngiltere - Rusya ardından da ABD - SSCB/Rusya ihtilaf ve dengesi kadar kökten şekillendiren başka bir faktör galiba olmadı, özellikle de Avrupa ve Ortadoğu civarında. Türkiye ve Ortadoğu’yu bir diğerine bağlayan Kürdistan’da da durum benzer. Kürdistan ve civarındaki devletlerarası ilişkiler son yetmiş senedir ABD - SSCB/Rusya dengesinin oluşturduğu büyük şemsiye altında şekilleniyor. 1. Dünya Savaşı’nın ardından oluşan Osmanlı Kürdistan’ının üçe bölünmesi ve Kürdlerin mensubu olduğu dört ulus devlette birden temel haklarından mahrum edilmesi durumu, başka bir deyişle ‘Kürdistan statükosu’, 2. Dünya Savaşı’nı takip eden elli yıl boyunca bu şemsiye sayesinde devam etti. İran, Türkiye, Irak ve Suriye, aralarındaki onca ihtilafa rağmen, hakkını hukukunu tanımadıkları Kürdleri bir büyük cenderede tutmayı tam da bu şemsiye sayesinde becerebildiler.
Kürdistan statükosu
1. Dünya Savaşı’nın ardından ortaya çıkan ve ABD - SSCB şemsiyesinde sürdürülebilen ‘Kürdistan statükosundaki’ ilk büyük değişiklik de, malum, 1991’de, SSCB’nin çökmesinin ardından geldi. Irak Kürdistan’ı ve Irak Kürdleri bugünlerde tecrübe ettikleri ‘federal duruma’ SSCB’nin ABD’yi dengeleyebilir olmaktan çıkması sayesinde eriştiler.
ABD ve Rusya arasında bugünlerde kurulmaya başlayan ve 1991 öncesinin ABD - SSCB ilişkisini andırmaya başlayan ihtilaf ve denge Kürdistan statükosunda ikinci bir değişiklik yaratacağa, daha doğrusu, Suriye savaşı ile başlayan ikinci değişikliği hale yola koyacağa benziyor. ABD ve Rusya arasında yeniden kurulmaya başlayan denge Kürdistan statükosunun Suriye Kürdistanı kısmındaki durumu değiştirecek gibi görünüyor.
Peki ama nasıl? Cevabı tabii ki bilmiyorum. Ancak muhtemelen ne olabileceği hakkında biraz olsun spekülasyon yapabilmek için Suriye Savaşı’nın ana momentlerini hatırlamak gerekiyor.
Suriye savaşı ve Rojava: İki ileri bir geri
Arap Baharı Suriye’ye vardığında oluşan ilk manzara ABD’nin yerkürenin tek efendisi olmak yolunda kuvvetli bir adım daha atmak üzere olduğunu gösteriyordu. Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar tarafından desteklenen Sünni muhalefet, önce SSCB’nin, ardından Rusya’nın ve tabii ki İran’ın müttefiki olmuş Suriye’yi ABD ‘etkisindeki’ Sünni dünyanın bir parçası kılacak gibiydi. Suriye Savaşı’nın bu ilk aşamasında rejimle Sünni muhalefet arasındaki çatışmanın dışında kalan Suriye Kürdleri (PYD) bulundukları dört yerde idareyi ele geçirmekten ve çatışan taraflara bulaşmamaktan oluşan bir pozisyon aldı. Kürdistan statükosundaki ikinci değişim böyle başladı.
Ne var ki, gerek Türkiye’nin İhvan merkezli çizgiye ağabeylik ederek Şam’dan Tunus’a bölgesel liderlik etme hayallerinin peşine düşmesi, gerek Mısır’da İhvan iktidarının yarattığı ‘hayal kırıklığı’, gerekse de Sünni muhalefetle Kaide ve IŞİD arasındaki geçişkenlik ve tabii ki İran ve Rusya’nın rejim adına gösterdikleri sert direnç ABD’nin ve Avrupalı müttefiklerinin Suriye’ye bakışını değiştirdi. İran ve Rusya’nın Suriye’yi kolayca teslim etmeyeceğinin belli olması ve üstüne Sünni muhalefetin Selefi - Cihadist bir siyaseti büyütmeye başlaması, ABD ve Batılı müttefiklerini bir yandan kökten rejim karşıtlığından ve Arap Baharı’ndan uzaklaştırdı bir yandan da Suriye Savaşı’nın üçüncü aktörü PYD’yle yakınlaştırdı.
Ancak, ABD’nin Suriye siyasetinde yaptığı bu revizyona başta Türkiye olmak üzere Suudi Arabistan ve Katar gibi sahadaki müttefikleri eşlik etmedi. ABD ve müttefikleri arasındaki bu akortsuzluk ABD ve Avrupa nazarında Suriye Kürdleri’nin yıldızını giderek parlattı. IŞİD ve cihatçıların saldırılarına başarıyla karşı koyan PYD/YPG, Suriye Savaşı’nın bu ikinci safhasında Haseke’den Afrin’e kesintisiz bir Rojava, Akdeniz’e erişen bir Suriye Kürdistanı ‘fırsatını’ gördü. Türkiye’nin ABD ve Avrupa’yla akortsuzluğu Kürdlerin Suriye’deki değerini yükseltmiş, Kürdler Suriye Savaşı’nın başlarında hayal bile etmedikleri bir ‘fırsatla’ karşılaşmıştı.
Durumun herkes için olduğu kadar Kürdler için de değiştiği Suriye Savaşı’nın bugün içinde olduğumuz üçüncü safhasına bu arka planla ulaşıldı. Türkiye, uzunca bir zaman ABD’yle akortsuzlukta ısrar ettikten sonra, Arap Baharıyla birlikte peşine düştüğü İhvan’a önderlik etmek hayalinin Suriye’nin kuzeyinde yeni bir Kürdistan’ın önünü açtığını fark edince Suriye siyasetini baştan aşağı değiştirmeye koyuldu. 2015’ten başlayarak Suriye siyasetindeki ana hedefini yeni bir Kürdistan’ın oluşmasını engellemek olarak tayin eden Türkiye önce İhvan çizgisine önderlik hayalinden vazgeçti ardında da IŞİD’e savaş açtı. Ne var ki, Türkiye’nin bu büyük revizyonu Kürdlerin Suriye’deki pozisyonunu geriletmeye ve Batı nazarındaki konumunu değiştirmeye yetmedi.
Bunun üzerine Türkiye Suriye’de yaptığı revizyonu daha da büyüttü ve İslamcı müttefiklerini ortada bırakıp kırk senelik müttefiki ABD’yle papaz olmak pahasına Suriye’de bir ara boğaz boğaza geldiği Rusya’nın pozisyonunu desteklemeye başladı. Bu büyük revizyon Suriye Savaşı’nın üçüncü safhasına damgasını vurdu. Üçüncü safhanın bugüne kadarki gidişatı Türkiye’nin bu büyük manevrasının işe yaradığını gösteriyor. Suriye’deki hedefini yeni bir Kürdistan’ı engellemeye çekmiş olan Türkiye, yaptığı bu büyük manevra sayesinde Haseke’den Afrin’e kesintisiz Rojava ihtimalini ortadan kaldırmış görünüyor. Netice: Türkiye’nin büyük manevrasıyla beraber ‘kesintisiz Rojava fırsatı’ artık yok ve Haseke, Kobanê, Afrin ve Halep’teki Kürd idarelerinin geleceği de belirsiz.
Bütün bu resim Suriye Kürdleri’nin ve Suriye Kürdistanı’nın son birkaç yıldaki akıbetini şekillendiren Suriye Savaşı’nın ana momentlerinin Türkiye’nin Suriye siyasetindeki zikzaklarca şekillenmiş olduğunu göstermekle birlikte şu ortada: ABD ve Rusya arasındaki ihtilaf ve dengenin seyri bütün bu hikayeye arka plan oluşturuyor. Türkiye’nin Suriye’ye bölgesel liderlik hayalleriyle dalması da, Kürdlerin bulundukları dört yerde iktidarı ele geçirmesi de, ABD’nin Ortadoğu’da Rusya yokmuşçasına hareket etmesine bağlı olarak gerçekleşti. Rusya’nın yeniden sahne alması ise bir yandan Türkiye’nin ABD tarafından da hoşlanılmayan bölgesel liderlik hayalini bitirirken, beri yanda da Kürdlerin sahadaki değerini yükseltti ve ‘kesintisiz Rojava fırsatını’ üretti. Öte yandan, Rusya’nın Suriye’de ve Ortadoğu’da eski dengeleyici konumuna kavuştuğunun belli olması İslamcılık ve Kürdistan siyasetlerinde ABD tarafından ‘yalnız bırakılan’ Türkiye’nin önünde yeni bir hareket alanı açtı ve Türkiye Rusya’ya yakınlaşarak ‘kesintisiz Rojava fırsatını’ ortadan kaldırdı.
Akıbet
ABD Rusya dengesinin bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da Suriye Savaşı’nın ve Suriye Kürdistanı’nda olan bitenin arka planını oluşturmaya devam edeceğini tahmin etmek zor değil. ABD’nin yerkürenin efendisi göründüğü bir zamanda başlayan Suriye savaşıyla önü açılan Kürdistan statükosundaki ikinci dönüşüm Rusya’nın Ortadoğu siyasetine büyük dönüşüyle beraber yeni bir faza girmiş görünüyor. Belli ki Kürdistan statükosu, iyi ya da kötü, bundan böyle yeniden kurulan ABD Rusya dengesine tabi olarak değişecek. Ancak şu da belli: Bu yeni fazda Kürdistan statükosunun iki parçası, Irak ve Suriye Kürdistanı’nın kaderleri bir diğerine irtibatlanmış durumda. KDP ve PKK ve IŞİD gibi yerel aktörler kadar İran ve Türkiye gibi bölgesel aktörlerin ve ABD’nin son dönemdeki tasarrufları Irak ve Suriye Kürdistanlarını bir diğerine teğellemiş durumda. Bu durum, ABD ve Rusya arasındaki dengenin bundan sonraki seyrinin Irak ve Suriye Kürdistanı’nı, aynı biçimde değilse de, eş zamanlı olarak etkileyeceğine işaret ediyor.
Peki, ABD ve Rusya arasında yeniden kurulmuş görünen denge Suriye savaşıyla başlayan Kürdistan statükosundaki ikinci büyük değişimi muhtemelen nasıl çerçeveler? ABD’deki başkanlık değişimi şimdilik her şeyi epey belirsiz kılıyor olmakla beraber ihtimaller çok değil.
Evvela şu olabilir: Rusya’nın ABD’yi (Ortadoğu’da ve) Suriye’de dengeleme eğilimi kuvvetlenerek ve Irak’a yayılarak devam edebilir ve Trump başkanlığındaki ABD Rusya’nın bu dengeleme hamlesini şu ya da bu hesaba binaen sineye çekebilir. Rusya’nın Suriye ve Ortadoğu’daki bu yeni konumunun ABD tarafından kabul edilmesi, Irak ve bilhassa Suriye Kürdlerini şimdikinden daha dezavantajlı bir yere çeker, burası açık. Olacak gibi değil ama olur da ABD, Rusya’nın dünya siyasetindeki yeni durumunu kabul etmek adına Suriye Kürdlerini Türkiye ve rejime, Irak Kürdlerini de Rusya’nın bugünlerdeki müttefiki İran ve Türkiye’ye karşı savunmasız bırakırsa, hem Irak hem de Suriye Kürdleri bugünkü hayallerini bir tarafa bırakmak zorunda kalır. Lakin, ABD’nin Türkiye ve İran’ı çok memnun edecek bu hamleyi yapması, sahayı bu kadar Rusya’ya terk etmesi çok kabil görünmüyor. Kaldı ki, ABD bu hamleyi yapsa bile, Rusya’nın Irak ve Suriye Kürdlerini İran ve Türkiye’nin insafına terk etmesi zor, çünkü Rusya, İran ve Türkiye karşısındaki bütün kozlarından feragat etmek istemeyecek kadar emperyal vizyona sahip bir devlete benziyor. Lakin, bugün olmaz görünen olur da, ABD Kürdlere ilgisini kaybeder Rusya da Irak ve Suriye Kürdlerini Türkiye, İran ve Suriye’nin insafına bırakırsa, olacak olan Irak ve Suriye Kürdlerinin, KDP ve PKK’nin yakınlaşmasıdır. Dolayısıyla, ABD - Rusya dengesi, Rusya’nın Ortadoğu’daki yükselişinin ABD tarafından sineye çekilmesi biçiminde seyrederse, Irak ve Suriye Kürdleri bir yandan eldekinden olmaya, bir yandan da bir diğerine yaklaşmaya başlayabilir.
ABD - Rusya dengesinin seyrinde daha muhtemel ikinci ihtimalse şu: ABD, Rusya’nın bölgedeki yeniden yükselişine karşı koyabilir. Bu durumda Kürdistan statükosundaki ikinci değişim ABD’nin bu karşı koyma siyasetine Türkiye’nin nasıl tepki vereceğince şekillenir. Türkiye’nin bu siyasete vereceği tepki Irak ve Suriye Kürdistanlarındaki mevcut istikrarsızlığın katmerlenerek sürmesine de yol verebilir, Kürdistan’daki ikinci statüko değişikliğinin Türkiye’nin tahammül edebileceği bir çerçevede gerçekleşmesine de.
Keza, Türkiye’nin vereceği tepki KDP ve PKK/PYD hatlarını ortaklaştırıp ABD’nin çekim alanında da toplayabilir, PKK/PYD hattını KDP hattı karşısında ikincilleştirebilir de.
ABD, Rusya’nın bölgedeki yükselişine engel olmak ister de Türkiye de ‘eski güzel günlerde olduğu gibi’ ABD yörüngesinde hareket ederse, Suriye ve Irak Kürdistanı’ndaki değişim Türkiye’nin tahammül ettiği bir çerçeve içerisinde gerçekleşir ve PKK, KDP hattı karşısında ikincilleşir. Ama olur da Türkiye ABD’yi Rusya karşısında desteklemezse, aralarındaki ihtilafları geride bırakan Irak ve Suriye Kürdleri ABD’nin prestijli müttefikleri olabilir ve Kürdistan statükosundaki değişim bu ortaklaşma çerçevesinde gerçekleşmeye koyulur.
Üçüncü bir ihtimalse, ABD ve Rusya’nın bir diğerinin sınırlarını tanıyan bir Ortadoğu siyaseti geliştirmeye koyulmaları olur. Selefi cihatçılığı büyütmekten ve yıkıcı olabilecek bir ABD - Rusya çatışmasından sakınmak arzusu ABD ve Rusya’yı Ortadoğu’da bir diğerinin tahammülünü zorlayan işler yapmaktan alıkoyabilir. Bu durumda Kürdistan statükosundaki ikinci değişimin yön ve mahiyetini İran ve Türkiye gibi bölge ülkelerinin tayin etme kapasitesi iyiden iyiye azalır. Tayin edici olan ABD ve Rusya ‘ortak aklı’ olur. Bu durumda, Kürdistan statükosundaki ikinci büyük değişim, çok muhtemelen, Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunduğu ve lakin Irak ve Suriye Kürdlerinin hakkının hukukunun daha sağlam temellere yaslandığı bir çerçevede gerçekleşir.
Hülasa, 1. Dünya Savaşı sonrası oluşan Kürdistan statükosundaki ikinci büyük değişim, ilki gibi ABD - Rusya dengesinin seyrince çerçevelenecek görünüyor. Her nasıl gerçekleşirse gerçekleşsin, bu ikinci değişiklik İran ve Türkiye’de akisler üretip, Kürdistan statükosunda bir üçüncü değişikliği teşvik edebilir. Öte yandan, ABD - Rusya dengesindeki değişimlerin İran ve Türkiye’yi etkileme kapasitesi bu iki ülkenin kadim imparatorluk geçmişleri ve güçlü alt-yapısal iktidarları sebebiyle muhtemelen daha az olur. (IMPNews)
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları



































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
20.01.2026
28.12.2025
13.12.2025
17.10.2025
7.10.2025
5.09.2025
24.08.2025
9.08.2025
19.07.2025
13.07.2025