Murat AKSOY
Döviz fiyatları son dönemde hızlı biçimde yükseldi. ABD ile yaşanan krizin, bu yükselişte rolü olsa da, esas neden Türki ekonomisinin uzun süredir var olan yapısal krizi.
Elbette bu yapısal kriz, siyasi bir tercihin sonucu. Bizatihi bu siyasi tercih ve o siyasi tercihin dayandığı tekçi zihniyet.
Otoriterliğe eklemlenmiş bir ataerkil zihniyet, temel zihinsel sorunu Türkiye’nin.
ABD ile yaşanan kriz, dövizdeki yükselişi tetikledi. Trump yönetimi Rahip Brunson konusunu iç siyasetin malzemesi yaptıkça, dış politikada Türkiye’yi sıkıştırmaya devam edecek görünüyor.
Siyasi üslup ve zihniyet olarak birbirine benzeyen Trump ve Erdoğan bu krizi kişisel kariyerleri için de bir sınav olarak okuyor da olabilirler.
Bu konunun bir tarafı. Konunun başka tarafı ise bu gerilimin katkısıyla da derinleşen ekonomik kriz.
HEP BİRLİKTE FAKİRLEŞİYORUZ
Artan döviz fiyatlarının kuşkusuz en büyük etkisi ekonomiye olacak. Bu yükselişin piyasalara yansımalarını ve bunun sonuçlarını, önümüzdeki bir kaç ay içinde daha çok hissedeceğiz.
Özellikle zamlar, piyasanın daralması ekonomik verilerin daha da kötüleşmesine yol açacak.
Bu durum, Türkiye’de yaşayan herkesi ama herkesi sosyal konumuna göre etkileyecek. Zam geldiğinde, vatandaş olarak, zengin-fakir, AKP’li, CHP’li, HDP’li olarak bundan etkilenme farkımız, sadece alışveriş yaptığımız market ve tüketim tercihlerimizle sınırlı olacak.
Ama hepimiz bu zamlardan etkileneceğiz. Çünkü ülke olarak hepimiz fakirleşiyoruz ve hepimizin alım gücü düşüyor.
Dahası ekonomi sadece son dönem kötüleşmedi. Son birkaç yıl içinde ekonomik göstergeler sürekli krizin geldiğini yönünde uyarı veriyor. Dövizin sürekli artış trendinde olması, artan enflasyon ve işsizlik oranı, sürekli hale gelen cari açık, doğrudan ve dolaylı yatırımların azalması vs. Bunlar ekonomideki kötü gidişatın işaretleriydi.
Ama bu negatif etkilere rağmen siyasi iktidarı oluşturan iki parti (AKP ve MHP), seçmenden yüzde 50 civarında oy aldılar. Cumhurbaşkanı Erdoğan yüzde 52 oy alarak yeniden seçildi.
Demek ki, bu iki partiye oy veren seçmen kitlesinin ekonomide yaşananlarla birincil derecede ilişkisi yok. Yani oy tercihlerini birincil derecede etkilemiyor.
SEÇMENİN OY TERCİHİ
Peki bu nasıl olabilir?
Bu iki türlü olabilir...
Bu seçmen kitlesinin tercih önceliği ekonomi değil yani ekonomiden o kadar kötü etkilenmiyor ve ek olarak iktidar, bu seçmen kitlesine başka bir şey söylüyor.
Çünkü, kamuoyu araştırmalarının seçmenlerin oy verme davranışlarına ilişkin güçlü tezi, tercihlerini belirleyen iki olgunun ekonomi ve güvenlik/terör olduğunu söylüyor.
Seçmen, ülke ekonomisi ve bireysel ekonomi kötüleştikçe siyasi iktidarı cezalandırma ve ona alternatif arama yönünde oy kullanır.
Yok eğer ülke bir güvenlik/terör tehdidi ile karşı karşıya ise seçmen tercihi, siyasi iktidarı koruma yönünde oy kullanır.
Bu seçmen davranışını, 7 Haziran 2015’de iktidar olan AKP’yi cezalandırma; 1 Kasım 2015’de ise AKP’yi destekleme şeklinde gördük. Bu açıdan tez doğrulandı.
Peki 16 Nisan Referandumu’nda ve 24 Haziran seçimlerinde neden seçmen ekonomik sorunlar var iken ve açık bir güvenlik/terör tehdidi yokken demokrasiyi askıya alan anayasa değişikliğine “evet” dedi; genel seçimde siyasi iktidarı ödüllendirdi?
Bu soruya verebileceğimiz ve muhtemelen birbirini tamamlayan iki cevap var.
İlki, AKP -ve kısmen MHP- seçmen kitlesinin ekonomideki olumsuzlukları hissetmemesi.
İkincisi iktidarın, bu seçmen ruhuna iyi gelen, ona kendini önemli hissettiren “büyük anlatılar” sahip olması.
YOKSULLUK VE MESLEKSİZLEŞME
İlkinden başlayalım. Türkiye’de ekonomi 2013’den bu yana sürekli olumsuz sinyaller veriyor. Türkiye’de çok küçük bir kesim hariç hepimizin alım gücü düşüyor yani fakirleşiyoruz.
Bu durumda genel beklenti bunun sandığa yansıması... Ama yansımadı.
Bu durumda teorik olarak şunu söylemek mümkün: Bu toplumsal kesim ekonomik kötü gidişten etkilenmiyor. Bu da, bu toplumsal kesimin, yaşanan genel fakirleşmenin etkisini hissetmeyecek kadar ek gelir elde etmesi ile mümkün olabilir.
Ki son yıllarda yaşanan budur.
Asgari ücretin belli oranının altında gelir olan ailelere devlet üzerinden doğrudan yapılan yardımlar, çocuk yardımı, eğitim yardımı ve ek olarak parti örgütleri üzerinden yapılan yardımları eklediğinizde bu fakirleşmenin etkisinin minimuma indiğini söyleyebiliriz.
Bu yardımlar, doğrudan kömür, makarna ile oy devşirme şeklinde değil devlet kaynaklarının kurumsal ve örgütlü biçimde sosyal devlet sorumluluğunda dağıtılmasıyla sağlanmaktadır.
Bu başka biçimiyle yoksulluğun kalıcılaşmasıdır. Çünkü bu model ile belli bölgelerde iş aramanın, çalışmanın, sigortalı bir işe girmenin sonuçta hane gelirinin göreli olarak düşmesi anlamına da gelebilmektedir. Bu yüzden çalışmamak ekonomik olarak daha rasyonel gelmektedir. Bunun doğal sonucu babadan çocuklara geçen bir mesleksizleşmedir.
Bu toplumsal kesim dışında sosyal statüleri yükseldikçe, devlet/parti sisteminin ürettiği ekonomik ranttan her toplumsal kesimin payını aldığını düşünürsek, ortada ciddi biçimde ekonomik rasyonel tercihlerde bulunan seçmen kitlesinin var olduğunu ve doğal olarak krizden az etkilendiğini söyleyebiliriz.
GURURUMUZU OKŞAYAN ANLATILAR
Seçmen davranışını açıklayıcı ikinci neden ilkinin tamamlayıcısıdır.
O da, muhalefetin bu seçmen kitlesini siyasi olarak etkileyememesidir. Yani bu seçmenleri muhalefet, siyasi olarak, dil olarak, proje olarak etkileyip, ikna edememektedir.
Bunda muhalefetin, bu toplumsal kesimi kazanacak siyasi dil kullanmaması, ikna edici projeler sunmaması kadar doğrudan devlet yardımı alanların yardımlarının kesileceği endişesini ortadan kaldıracak önerilerinin olmamasının da rolü vardır.
Kısaca muhalefet, toplumun bu kesimine ‘umut’ vermemektedir. Bunun nedeni büyük ölçüde ‘inandırıcı’olamamaktır.
KAZANDIKÇA KAYBEDİYORUZ
Elbette iktidarın siyaseti, kimlik politikasına hapsetmedeki başarısı burada muhalefetin projelerini anlatmasına ve toplumu ikna etmesine ne yazık ki izin vermedi.
Siyasi iktidarın tercih ettiği kimlik siyaseti, AKP ve MHP’nin seçmenlerin duygularına hitap eden, hamaset dilini başarılı biçimde kullanmalarını sağlamıştır.
Burada iktidarın bu dili kullanmadaki başarısı kadar önemli olan, bu toplumsal kesimlerin buna olan psikolojik açlık ve ihtiyaçlarıdır. İktidarın başarısı, bu ihtiyacı doğru okumasıdır.
Toplumsal dışlanma, ekonomik yoksunluğun verdiği güvensizlik; ‘herkes bize düşman’, ‘herkes bizi bölmek istiyor’ gibi hamasi söylemlerle birleşince; kendilerinden gördükleri, politik figürlerin varlığı zihinsel ihtiyaca ve duygusal açlığa iyi geliyor. Bireysel duygusal açlıklarını güçlü liderle giderip kendilerini onlarla özdeşleştiriyorlar.
ABD ile krizde siyasilerin ve iktidara yakın medyanın kullandığı dil ve söylem, bunun tipik bir örneğidir.
Muhalefetin bu verili duruma göre bir siyasi dil ve söylem geliştirmesi gerekiyor.
16 Nisan Referandumu’nda ve 24 Haziran seçiminde seçmen bloku olarak bir arada duran seçmen kitlesinin parti ve liderle kuruduğu bu ekonomik ve duygusal ilişki, iktidarın en güçlü kozudur ve bu kozu korudukça da kazanmaya devam edecektir.
İktidarın da, seçmenlerinin de kazandıkça da kaybettiğinin farkında olmadıkları bir süreci yaşıyoruz. Çünkü Türkiye olarak kaybediyoruz.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları







































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.02.2019
23.11.2018
20.11.2018
16.11.2018
13.11.2018
10.11.2018
6.01.2018
3.01.2018
30.10.2018
26.10.2018