Namık ÇINAR
“Halk egemenliği”, siyaset sınıfının politika yapma meşruluğuna can veren bir kavramdır.
Ama bir şartla!
Bunu kendi adlarına değil, temsil yetkisi aldıkları halk adına yaparlarsa!
Aksi hâlde hükümdardan farkları kalmaz.
Çünkü hükümdar, canı ne çekiyorsa onu yapar.
Ne düşünüyorsa kanun odur.
Ama temsil yetkisi almış biri, bir hükümdar gibi hareket edemez. O ancak bu yetkiyi, halkın kendisini temsilci seçmesi için vaat ve taahhütte bulunduğu parti programı, yasalar, demokrasinin evrensel kuralları ve denetim araçları gibi veriler çerçevesinde kullanabilir.
“Bunlar iş yapmama ayak bağı oluyor” diye yakınmak, “demokrasiyi bırakalım, yeniden sultanlığa dönelim” demekle aynı şeydir.
Kayıtsız, şartsız egemenliği olan halktır; politikacılar değil.
O yüzdendir ki, bu egemenlik için, “ancak anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanılabilir” denmiştir.
Peki, siyasetçilerin hiç mi inisiyatifleri yoktur?
Yani bir memur gibi midirler?
Hem evet, hem hayır!
Evet, çünkü sonuçta, bir bakıma halk tarafından o görevlere atanmış gibidirler.
Her dilediklerini yapamazlar.
Aslında her dilediğini hiç kimse yapamaz.
Doktorlar akıllarından her geçeni yapabilirler mi?
Tıp bilimi, tıp ahlâkı ve yasalarla sınırlı değil midirler?
Aynı şey öğretmenler, subaylar, yargıçlar, serbest iş yapanlar, yani toplumdaki hemen herkes için de geçerli değil midir?
Kaldı ki, politikacının taahhütte bulunduğu parti programı, zaten çok geniş bir tasarrufu haizdir.
Kendisine güvenip yetki verilmiş olması, kafasına her eseni yapmasına cevaz vermez.
Eğer düşünceleri değişmişse, kamuoyu algısını baskılayamayacağı koşullarda, yeniden yetki alma arenasına çıkmak zorundadır.
Buradaki püf noktası, politik temsil yetkisinin, hiçbir surette halkın egemenlik tekelinin düzeyine gelemeyeceği, o ölçüde bir tasarrufa mezun olamayacağıdır.
Ne derse olacak olan yegâne merci, ancak ve sadece halktır.
Ama hiçbir şey sonsuz ölçütte mutlak da değildir.
Halkın bile, sırası geldi mi, yasalarla, evrensel kaidelerle, kültür ve ahlâkla çizilmiş sınırları vardır.
Öyleyse, halkın iradesi “temsil”e kaldı mı, muhakkak ki kendisininki kadar güç içermeyecek bir şekilde erozyona uğrayacak, eksik tecelli edecektir.
Gerçek demokrasiler, temsil yetkisi yolu ile yeniden bir “hükümdar yaratabilecekleri” endişesiyle, yüzlerce yıllık mücadeleler neticesinde elde edilmiş bu egemenlik haklarını gözü gibi sakınarak emanet etmeye, çok ama çok özen gösterirler.
O eksikliği de, zaman zaman bizzat devreye girerek, referandum gibi doğrudan yollarla kendileri telâfi ederler.
Ama asla birilerine sınırsız yetki vermezler.
Demokrasi demek, yetkileri sınırlanan ve denetlenen siyasal yöneticilerin işbaşında olması demektir.
Egemenliğin kullanılması, “hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ, kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.”
Zaten toplumsal hayat, halkın da kararlar almaya yoğun olarak katılabilecek tarzda düzenlenmiş olmasını icap ettirir.
Eğer böyle değilse, çeperden merkeze kadar her safhada katılımcılık yok ve kontrolü sınırsız tasarruf gücü edinmiş belirli politikacılar ele geçirmişse, orada demokrasinin varlığından söz edilemez.
Esasen, politikacılar halkı da yönetmezler.
Bu bizim dilimize yapışmış, eski çağlardan kalma bir değer yargısıdır.
Politikacıların yönettikleri, aslında devlet organlarıdır.
Halk yönetilmez.
O, tamamıyla özgürdür.
Egemenliğin birbiriyle yarışan üç atlısından “yasama”, tüm sistemin hukuksal davranış kalıplarını belirlemekle; “yargı” da, o kalıpların dışına çıkanlar olursa müeyyide uygulamakla görevlidirler.
Doğrudan doğruya icracı olan “yürütme” ise, halkın sütten ağzı yanan mazisi yüzünden, bu ölçülerde bir tasarrufa dahi müstahak görülmemiştir.
Nasıl ki, müşteri olarak gittiğimiz herhangi bir lokanta yönetimi bakımından işin mahiyeti, bizi değil de, bize kaliteli hizmet üretmek ve sunmak durumundaki kendi personelini yönetmekten ibaretse; işteyürütme de kendisini halka beğendirmekle yerini koruyabilen bir “devlet organlarının yönetim hizmetlisi”nden başkası değildir.
Bu konuda, cumhurbaşkanından müstahdemine kadar, hiçbirinde ayrıcalık ve farklılık yoktur.
Kamudaki herkes hizmetli kapsamındadır.
Makam ve rütbeler yükseldikçe, eskinin hükümranlık hastalıkları depreşmekte, halkın da “efendi-köle” dönemlerinden kalma eziklikleri yeniden baş göstermekte ise, demokrasinin alarm zilleri çalıyor demektir.
Öten o ziller, aynı zamanda siyasilerin meşruiyet sınırlarının da “sensor”larıdır.
Bu basit bilgileri anımsatıyor olmam, kimilerince yadırganabilir.
Gene de, çoğu kimsenin bunlardan bihaber gibi davranmasına katlanmaktan iyidir.
twitter@cinarnamik
Yazarlar
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları












































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
11.05.2022
24.03.2022
6.02.2016
30.05.2016
24.05.2016
13.05.2016
10.05.2016
8.02.2016
3.02.2016
29.04.2016