Orhan MİROĞLU-Taraf yazıları
Öğrencilerin okula satırlarla, muşta ve sustalı bıçaklarla geldikleri 1970’li yıllar. Benim liseli yıllarım.. Memleket meseleleriyle alakalı üç beş kişiyiz. Çoğunluk kabadayılığa özenti içinde.
Yılmaz Güney’in filmlerinin gösterildiği sinemalar dolup taşıyor. O filmleri izliyor ve iyi bir kabadayı, aynı zamanda iyi bir solcudur diye düşünüyoruz. Tabii kabadayı dediğiniz adam henüz devletin eline düşmemiş, fakiri ensesinden vuran değil, zenginden aldığını fakire veren, MİT’e, JİTEM’e Mehmet Ağar’a filan bulaşmamış adam demek. Bizim gözümüzde kabadayılık ve solculuk arasında bir fark yok yani. Her şey o kadar saf o kadar romantik.. Yılmaz Güney’in bazı filmleri bunu öğretiyor bize.
Kulakları çınlasın, “Emi (Amca) Necdet” diye bir sınıf ve sıra arkadaşım vardı. Okula kitap, defter getirmez sadece ders dinlerdi. Okulla arası iyi değildi ve galiba Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesi’nin en yaşlı öğrencisiydi. O kadar ki, Emi Necdet sınıfa; dersimize yeni giren ve onu tanımayan hocadan biraz geç girse, hoca onun bir öğrenci değil de, yanlış sınıfa girmiş bir öğretmen olduğunu sanır ve hürmet ederek hemen ayağa kalkardı.
Derslerle arası iyi değildi, ama edebiyat ve kompozisyon derslerinden özellikle hoşlanmazdı. Sınavlarda bu yüzden iki sınav kâğıdı doldurmak zorunda kalıyordum. Bir kompozisyon yazısını kendim için, birini de Necdet için yazıyordum. Arkadaşlık hatırına tabii.
Belirli bir sürede ve aynı konuda yirmişer dakikada, iki farklı yazı yazmak alışkanlığım, yazarlık yıllarımda pek işe yaramadı ama.
Son beş yılı Taraf’ta olmak üzere, 12 yıldır yazıyorum.
Bugüne kadar, ne kırk dakikada ne bir saatte, tek yazı bile yazamadım.
Oysa köşe yazan birçok yazara sorsanız bir yazı için kullandıkları zamanın genellikle bir saati filan geçmediğini söyleyecektir. Yarım saatte bir köşe yazısı yazıyorum diyenler de var. Bir yazardan bir yerlerde böyle bir açıklama duymuşsam, o anda içim kıskançlık duygusuyla dolar. Bu başlı başına bir yetenek, doğuştan gelen bir şey olmasa gerek, denesem ben de başarabilirim diye düşünürüm. Ne var ki denemelerim şimdiye kadar hep boşa çıktı.
Önce yarım saatte yazmayı denedim, olmadı. Kendimi son kez, uçağa çağrılma uyarısı alan bir yolcu gibi hissettim, ve yarım saatte yazı yazmanın verdiği telaşın, heyecanın, az çok o yolculuk anlarına benzeyen bir heyecan ve telaş olduğunu keşfettim.
Sonra bir saatte yazı yazabilir miyim diye denedim, o da olmadı.
Yarım ve bir saat için yaptığım deneylerin tümü boşa gitti.
Başarabilsem ne iyi olacaktı oysa.
Anlayacağınız kolayca ve zamanı iyi kullanarak köşe yazısı yazmayı öğrenemedim.
Çoğu kez, yazıya ayırdığım vakit uzadıkça yazı da uzuyor, genişliyor; düşünceler, aklımda olanlar kasasından boşalan balık misali üst üste yığılıp kalıyor.
Bazen, başlığıyla pek alakası olmayan bir yazı çıkıyor ortaya. Bu durumda ya başlığı ya da yazıyı değiştirmem gerekiyor. Başlığı değiştirmek daha kolay oluyor tabii. Velhasıl, tam olarak bir “toparlayabilirsen toparla” durumuyla karşı karşıya kalıyorum!
Bu gibi durumlarda, editörüm ve sevgili dostum Tamer Kayaş’ı da haftada en az bir kere Ahmet Altan’la karşı karşıya getirdiğimi itiraf etmem gerekir. Çünkü dört beş bin vuruşu geçmesin niyetiyle oturduğum bir yazı –elimde değil– bazen altı bin bazen de yedi bin beş yüz vuruşlu olarak çıkıyor. O zaman da Tamer Kayaş arayıp, diyor ki, “Ahmet Altan dedi ki, yarım sayfa yazı olmaz, haber koyacak yerimiz kalmadı, biraz kısaltsın!”
İşte o zaman da, bir tek kelimesine bile kıyamayacağınız bir güzellikte diye düşündüğünüz bir yazıyı, sağından solundan, ortasından kırpma faaliyeti başlıyor..
Roman olsa, hikâye olsa, şiir olsa anlarım da, bir gün okunacak ve unutulacak bir köşe yazısı yazacağım diye kendisine bu kadar eziyet eden, kaç yazar var bilmiyorum, ama ben bu köşede okuduğunuz yazıları maalesef bu zorluklar ve bu sefalet içinde yazıyorum.
Yok hayır hiç şikayetçi değilim. Yazıyla arama başka kurallar, başka alışkanlıklar koymak niyetim de yok.
Ama bugünlerde gündemden kopuyorum diye endişe etmeye, ve kendi eserim olan bu tarzın sebepleri üzerinde durup yeniden düşünmeye başladım.
Bana faydası olacak ve yazıya ayırdığım zamana da, yazının kendisine de iyi gelecek bazı sonuçlara ulaşmış gibiyim.
Bu köşenin adı yüzleşme. Burada okuduğunuz yazılar, geçmişten beslenen, geçmişe ait tanıklıklar ve yaşantılara dayanıyor. Güncelden besleniyor tabi, ama galiba güncelin sınırlarını da epey zorluyor. Bakıyorum da içine geçmişi bulaştırmadan yazabildiğim yazım pek yok.
Geçmiş ve bugün birbirinin içine bu ölçüsüzlükte girince, yazı da uzuyor, zaman da yetmiyor.
Yanılıyor olabilirim belki ama, Halil Berktay’la ben, bu bakımdan az çok birbirimize benziyoruz. (Birilerinin, “bundan hiç şüphemiz yok!” dediğini duyar gibiyim..)
Ve Halil Hoca’yla beraber, bazı okurların gözünde, Taraf’ın “geçmişe takılıp kalmış iki yazarı” gibi görüldüğümüzden eminim.
Halil Berktay’ın epey uzun süren, ve biraz daha çalışılsa bir kitap olmaya müsait ve fakat gündeme ışık tutan ama talihsizlik bu ya, “gündem dışı” gibi görünen yazıları bana da aynı vasıflarda, “gündem dışı” yazılar yazma cesareti veriyor.
Arada bir ben bazı kaçamaklar yapıyorum, güncel bir konu olarak mesela anayasayı, veya katıldığım bazı toplantıları filan yazıyorum, ama Halil Hoca, durduğu yerden bir adım bile geri atmıyor.
“Meşru ve haklı şiddet” meselesi, sosyalizm, Stalin dönemi otoriterliği ve bu netameli dönemlere ışık tutan onlarca yazı.
Yine olmadı.. Yazmak istediğim bunlar değildi aslında, yazının konusu kendiliğinden değişti.
Ben bu pazar sadece gündemle ilgili, geçmişi işin içine katmayan bir yazı yazmak niyetindeydim. Stratfor’u yazmayı düşünüyordum. Bu konuda yazı yazmayan kalmadı zaten. Ben de yazayım dedim. Hadi onu da söyleyeyim, ilham kaynağım da, CHP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu oldu.
Taraf 16 Martta şu manşeti atmış: TR1 Başdanışman oldu. Hemen altında ise Tanrıkulu’nun şu açıklaması var:
“Emre’yi çocukluğundan tanırım!”
Bu ifade, bana askerlerin tanıdığı “iyi çocukları” hatırlattı. Yanlış anlaşılmasın, Tanrıkulu elbette “Emre’yi tanırım iyi çocuktur” demiyordu, ama ben yine de açıklamanın ve haberin devamını okuyunca, Stratfor’u yazmaya değer dedim içimden. İlk defa bir güncel konu yazacaktım, yine aynı hataya düştüm, asıl konudan uzaklaşıp başka şeyler anlattım. Perşembeye söz, Stratfor’u yazacağım.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları




























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.10.2012
3.09.2012
1.09.2012
30.08.2012
27.08.2012
25.08.2012
23.08.2012
20.08.2012
18.08.2012
16.08.2012