Oya BAYDAR
Eleştiri, özeleştiri, değerlendirme, tartışma, sorgulama, suçlama, günah çıkarma, öfke, hayal kırıklığı, çaresizlik duygusu, umut yitimi… Seçimlerin ikinci turundan bu yana ortalık toz duman.
Son yazılarımdan birinde, "zaferler birleştirir, yenilgi dağıtır," demiştim. Adam kazandı ve ülkenin yarısı, özellikle muhalif siyaset yenilmişlik psikolojisini ağır şekilde yaşıyor. "Beklenti ne kadar yüksek tutulursa hayal kırıklığı da o kadar derin olur." Beklenti aşırı yüksek tutuldu. Değişim isteyen, umut peşinde koşan kitlelerin kararlılığı ve coşkusu oylara yansıyacak sanıldı. Değişim isteğinin oylara bire bir yansıyacağı yanılgısı beklentiyi yükseltti. Olmadı; asla hezimete uğranmadı ama kazanamadık.
Ağzı olan konuşuyor, asılacak suçlu arıyor
Seçimler sonrasında muhalif kesimlerin, partilerin, siyasetlerin tümü karıştı. Herkes yenilginin nedenlerini ve sorumlularını arıyor ve herkes sorumluluğu başka birinin üstüne yıkmaya çalışıyor. "Ben dememiş miydim"cilerden geçilmiyor ortalık. Eğrisi doğrusuna gelseydi, bu kadar hile hurda, bu kadar yalan dolan ve olağanüstü devlet olanaklarının desteği olmasaydı Cumhurbaşkanlığı seçimi küçük farkla da olsa kazanılabilirdi. O zaman, şimdi Kemal Kılıçdaroğlu'nu baş müsebbip ilan edenler, istifa istifa diye haykıranlar onun ne kadar doğru bir kampanya yürüttüğünü, ne kadar basiretli bir siyasetçi olduğunu anlata anlata bitiremeyeceklerdi. Ya da YSP/HDP'yi aday çıkartmadığı için veya Demirtaş'ı Kılıçdaroğlu'nu işaret ettiği için topa tutanlar Kürtlerin basiretini öve öve bitiremeyeceklerdi.
Partilerin içindeki çalkantı, hesaplaşma, değerlendirme süreçleri ve yeni kararlar doğal ve gerekli, ama bir de dışardan gazel okuyan köşeciler, TV yıldızı yorumcular, kendilerini kamuoyu önderi gören medya mensupları, koltuk kapamadıkları için hırslarından tırnaklarını kemiren siyasîler var. Her şeyin doğrusunu bilen bu "dışardakiler"in partilerin, örgütlerin içişlerine bu ölçüde karışma hakkını kendilerinde bulmalarına şaşıyorum. Şu istifa etsin yerine bu gelsin, şu suçlu bu kurtarıcı, şu olmasaydı da bu olsaydı kazanılırdı, vb.
Yanlış anlaşılmasın, durum değerlendirmesi yapmayalım, fikrimizi söylemeyelim, yenilginin üzerinde düşünmeyelim, görüşlerimizi aktarmayalım, demiyorum. Seçim propagandasının tarzı, üslubu, dili, hedefi üzerine söyleyecek sözümüz var kuşkusuz. Tercihlerimizi yansıtmak da hakkımız. Söylemek istediğim; zaferi veya yenilgiyi, başarıyı başarısızlığı işin özüne inmeden kişiler üzerinden tartışmanın vakit kaybı ve husumet yaratmaktan başka işe yaramayacağı.
Dün dünle gitti cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım
Başlığa dönecek olursam; daha fazla dövünmeye, üzülmeye, suçlamaya, suçlanmaya gerek yok. Çünkü, önümüzdeki birkaç yıl içinde bu düzenin siyasî yapıları birer birer dağılacak, ufalanacak, dağılacak düzülecek. Sadece günün ve çağın yeni ihtiyaçları doğrultusunda tümüyle farklı bir zihniyetle, tümüyle farklı bir örgütlenme anlayışıyla yola çıkanlar ayakta kalacak. Kitlelerin talep ve ihtiyaçlarını doğru anlayıp halkı siyasetin nesnesi (oy havuzu) değil gerçek özne haline getirebilenler, yüz yıllık ezberleri değil yeni dünyanın yeni sözlerini söyleyebilenler siyasetin aktörleri olabilecekler. Kısacası, geleceğin örgütlenmesi bugünün yapılarından çıkmayacak. Daha açık söylemeye cesaret edecek olursam partiyi bir ölçüde dönüştürmeye çabalayan Sayın Kılıçdaroğlu'nun (ve onun gibi düşünenlerin) çabalarına rağmen yüzyılın devlet partisi CHP'den 2. Yüzyıl'ın partisi doğmayacak. Kürt siyasî hareketi, "Türkiyelileşme" mi "Kürtlerin öz güçleriyle bir gelecek inşası projesi mi" ikilemini, iki farklı ama paralel akan, gereğinde birleşip gürleşen ırmaklar gibi iki örgütsel yapıyla çözecek belki de. Nostaljik oyalanmalar ve yüz yıl öncesinin çözümleri, mevcut sosyalist sol yapıları daha da marjinalleştirirken yapay zeka çağının dünyayı değiştirmeye aday devrimci örgütlenmeleri doğacak.
Özetle, uzun dönemde değil, orta hatta kısa vadede, seçimler sonrasında yenilginin etkisiyle kabaran günün tartışmaları anlamsızlaşacak. Sona erecek demiyorum ama tartışmaların odağındaki yapılar birkaç on yıl içinde varlıklarını koruyor görünseler de fosilleşecekler.
Erdoğan neden kazandı sorusunun doğru cevabı yolumuza ışık tutabilir
Bugünlerde en fazla gündeme gelen konulardan biri, derin ekonomik krize, toplumsal çözülmeye, hak-hukuk-adaletin yok edilmesine rağmen Erdoğan'ın neden, nasıl kazandığı.
Bu sorunun; adil olmayan seçim, sandık hileleri, olağanüstü devlet güçlerinin seferberliği, yalana dayalı Goebbels propagandası, din sömürüsü ve şoven Türk milliyetçiliğinin etkisi gibi doğru ve geçerli cevapları var. Erdoğan'da simgeleşen AKP iktidarının ev ev, hane hane tepeden aşağıya doğru ördüğü ağların, milyonları aşan bir kesime sağlanan büyük küçük imkânların payını da hiç unutmamak gerekiyor. Ama aç ve açık da kalsalar, ülkedeki olumsuz gidişin farkında da olsalar, toplumun yarısının Erdoğan'ı seçmesinin bence daha önemli bir nedeni var: O insanlar, Erdoğan'ın kendilerini birinci sınıf vatandaşlığa yükselttiğine inanıyorlar ve bence haklılar. Bir zamanlar kendilerini memleketin gerçek sahipleri sayan asker-sivil bürokratik egemenliğin, halkı "inilecek" bir kitle olarak gören Cumhuriyet elitizmin, laikliği anlamamış laikçiliğin (ki o mahalleden geliyorum, iyi bilirim) siyaset ve tarih sahnesine çıkmalarına imkân tanımadığı kitleler Erdoğan'la birlikte kendilerini de iktidara yükselmiş, iktidarın parçası olmuş hissediyorlar. Bu sadece bir duygudan ibaret değil, aynı zamanda iktidarda olmanın sağlayacağı ayrıcalıklara kendilerinin de sahip olacağı umudu. Kendisine mikrofon tutulan ve kime oy vereceği sorulan örtülü genç bir kadın, büyük bir heyecan ve kavgacı bir tonla, "Oyum tabii ki Erdoğan'a, eskiden hastane kapılarında beklerdik, şimdi doktorları dövüyoruz" diye ifade ediyordu bu duyguyu. O artık iktidardaydı ve kendisini iktidara taşıyanın Erdoğan olduğu inancındaydı.
Şimdi geleceğe bakma zamanı
Enseyi karatmayalım dememin nedeni, hiçbir şeyin bugünkü gibi gitmeyeceğini, bugünün partilerinin, tartışmalarının gelecekte kıymeti harbiyesinin kalmayacağını düşünmem. Yanılıyor olabilirim tabii, ama bu arkaik yapılar köklü değişim vaat etmekten uzaklar. Niyetleri çok iyi olabilir ama, hani denir ya, "kırk yıllık Yani olmuyor Kâni."
İşte bu yüzden, eskiyi tamir etmekle uğraşmak yerine topyekûn yenilenme gerekiyor. Eskinin cenderesinden kurtulduğunda yeniyi kurma heyecanı ve imkânına sahip oluruz. Var olan yapıların, partilerin ve zihniyetin kendilerini değiştirebilmesi bir noktaya kadar mümkündür, çünkü içlerinde eskinin kurdu yaşar. Halk o kurdu hisseder, en iyi niyetli değişim çabaları bile amacına ulaşamaz. Eski giysiyi tamir etmek bazen mecburiyettir ama yeni kumaşla yeni terzinin diktiği giysi daha güzel ve dayanıklı olur.
Önümüzdeki dönem siyasî gelişmelere, tartışmalara, çatışmalara gebe. Yerel seçimler nedeniyle aynı kadrolar, aynı partiler, aynı insanlarla yine bildik seçim atmosferine girilecek. Seçimlere falan boş verelim, demiyorum, tabii ki çalışılacak, siyasî mücadele ve hayat sürüyor. Ama hiç gecikmeden geleceğin siyasetini, geleceğin örgütlenmesini inşaya başlamak gerekiyor. Mesele sadece partilerin değil toplumun değişmesi, zihniyet değişikliğinin gerçekleşmesi. En önemlisi de, AKP iktidarının çürüttüğü insan malzemesinin, ahlâkî çöküşün, evrensel değerlerden sapmanın, değer yitiminin önüne geçilmesi.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.05.2024
14.05.2024
3.05.2024
3.05.2024
22.04.2024
16.04.2024
3.04.2024
29.03.2024
22.03.2024
7.03.2024