Oya BAYDAR
Askı", dilimizdeki çok anlamlı sözcüklerden biri. Sözlüklere göre kök anlamı "eşya asmaya yarayan nesne", ama gündelik kullanımda ve halk ağzında onlarca farklı anlamda kullanılıyor. Boyna asılan altın dizisi veya başka mücevherat, yeni yapılan binalarda ev sahibinin ustalara veya düğünlerde arabacıya hediye amacıyla çatıya ya da arabaya asılan kumaş, gelin odalarına asılan yapma çiçek gibi süsler, kurutulmak için asılan meyve hevengi, kırık uzuvların hareket etmemesi için asılarak tespit edilen bağ, bir çeşit kahveci tepsisi, resmî işlemlere ait ilanların bir süre ilgili yerlerde asılı kalması, saz şairleri arasındaki yarışmalarda kazanana verilmek üzere duvara asılı tabanca, saz, kumaş vb. gibi armağanlar, vb. Elbise askısını, pantolon askısını, işkence yöntemi Filistin askısını da unutmayalım.
Bir de "askı"lı deyimlerimiz var. En sık kullandıklarımız "askıda bırakmak", "askıya almak", vb… Anlamı: bir konuyu halletmeden bırakmak, sonuçlandırmamak, yok saymak…

Pandemi günlerinde; askıda ekmek, askıda simit, öğrenciler için askıda defter, vb. gibi, verenin kimliği bilinmeden insanların ihtiyaçlarına bedelsiz ulaşabilmelerini sağlayan uygulamayı hepimiz hatırlarız. Güzeldi, insancıldı, dayanışma duygusunun ifadesiydi. Bu yazının başlığındaki "askı" sözcüğü ise; yoksunluk, mahrum bırakılma, oyalanma, çözümü geciktirme yok etme, yok sayma anlamında kullanılıyor.
En temel ihtiyaçların askıda olduğu ülke
Ekmek, şeker, erzak, simit, defter, kalem çoktan askıdan indi. İnsanlarımız kendi aşlarının ekmeklerinin derdine düşmüş durumdalar; dayanışma ruhundan cok birbirini paralama güdüsü yaygınlaşıyor. Böyle bir ortamda, yaşamak için ihtiyacımız olan maddî manevî her şey, sözcüğün olumsuz anlamıyla: askıda.
Ne ekmeğe aşa, ne hakka adalete, ne özgürlüğe, ne de barışa ulaşabiliyoruz. Son günlerde, hatta yıllarda, konuşup, tartışıp, feryad ettiğimiz üç temel konu: insanları açlık sınırına getiren hayat pahalılığı; Anayasa'nın fiilen askıya alınmış olması; art arda gelen şehit haberleri. Yani: iş-aş-ekmek yoksunluğu; yani: hak, adalet, özgürlük yoksunluğu; yani: bu topraklar üzerinde ve bu dünyada eşitçe, kardeşçe, barış içinde yaşama yoksunluğu…
Temel konu ve sorun kuşkusuz yoksulluk. Açlık sınırında, hatta altında yaşamaya çalışan milyonlarca insanımız, uçurum düzeyindeki eşitsiz gelir dağılımı. Bu konuyu saraylarda ve saray çevresindeki müştemilatlarda oturanlar ve de en fazla 4-5 milyonluk mutluk azınlık hariç herkes kemiğinde hissettiğinden uzun söze gerek yok. Tek söyleyebileceğim, enflasyon verilerinin doğru olduğunu kabullensek bile (ki değil), hayat pahalılığı ile enflasyonun aynı şey olmadığı. Sosyal bilimlerde istatistik yöntemleri dersinde bir hocamız "İstatistik, rakamlarla yalan söyleme sanatıdır " demişti. Olta misinası ve tenis topunun da dahil olduğu, buna karşılık önemli ihtiyaç maddelerinin ağırlıklarının düşük tutulduğu sepetten çıkan enflasyon rakamı, en temel ihtiyaçlarımızdaki fiyat artışlarının çok altında kalıyor. Resmî enflasyon rakamları sadece ücretlere, maaşlara düşük zam yapılmasına yarıyor.
Anayasa da, hukuk da, adalet de askıda
Anayasa uzunca bir süredir askıda. AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmadığında Anayasa ihlal ediliyor demektir. İktidarın hoşlanmadığı kararlar aldıklarında Anayasa Mahkemesi hakimleri terörist ilan edilirse, bırakın meslekleri mevkileri, yaşamları dahi tehdit altında kalırsa, o ülkede anayasal düzenden söz edilemez.
Açık konuşalım; bugün Türkiye hukuk devleti, hatta kanun devleti olmak bir yana anayasal bir devlet de değil. İki "tek adam"ın keyfî yönetimine ne ad verileceğini konunun uzmanlarına bırakıyorum. Anayasanın askıda olduğu bir ülkede yasaların da hükmü olmaz. Dolayısıyla sadece muhalifler değil iktidar ve çevresindekiler, ekonomik krizden etkilenmeyen mutlu azınlık da hukuk şemsiyesi dışında korunmasız kalır, keyfî karar ve uygulamalara muhatap olur.
Anayasayı ihlâl, değiştirme, ortadan kaldırma, askıya alma, (ceza yasalarında idam olsaydı) idamlık suçtu, bugün TCK'ya göre bu suçun cezası ağırlaştırılmış müebbettir. İdam çığırtkanlığı yapanlara bu hususu da göz önünde bulundurmalarını tavsiye ederim.
Şehitler ölüyor, vatan da bölünüyor
Uzun zamandır askıda olan en hayatî konulardan biri de barış.
Son günlerde art arda gelen şehit haberleri acıyla birlikte soruları da peşinden sürükledi. Bu soruları ben ve benim gibi düşünenler yıllardır bıkmadan, usanmadan ve de yüreğimizde acısını duyarak dile getiriyoruz ve bu yüzden "hain" sayılıyoruz. Son bir ayda sınırlarımız ötesinde, Irak'ta sürdürülen harekâtta resmi açıklamalara göre 21, farklı kaynakların açıklamalarına göre çok daha fazla askerimizin canını kaybetmesi üzerine bıçak vicdanlara dayanmış olmalı ki bazı emekli subayların, albayların, generallerin dilleri yavaş yavaş çözülmeye başladı. Benim gibi hainlerin ne zamandır sorduğu soruyu onlar da -utangaçça da olsa-sormaya başladılar. Sınırlarımızın onlarca kilometre dışında, Kuzey Irak'ta, Suriye'de verilmekte olan savaşın amacı nedir? O bölgede ne yapıyoruz, evlatlarımızı ne uğruna şehit veriyoruz?
Konuyu da bölgeyi de sizden benden çok daha iyi bilen komutanlar, yıllardır verilen o basmakalıp cevabın (terörle mücadele ediyoruz, terörü ininde yok etmeye, vatanı korumaya, beka'mızı sağlamaya çalışıyoruz) sloganlaştırılmış kofluğunu, tedbirli ama özünde anlaşılır biçimde sorguluyorlar. Daha dün onlardan biri TV ekranlarında, "Sınırları korumaksa en fazla 5 km'lik bir güvenli bölge sağlarsın, 30-35 km. daha da fazla derinlere inmeye gerek yoktur. Eğer daha derinlere gidiyorsanız amacın açıklanması gerekir," mealinde konuşuyordu.
Hainlik rütbeme bir yıldız daha takarak söylemek istiyorum: Art arda gelen şehit haberlerinden sonraki uyanış, -belki cesaret edilemediğinden, hain damgası yemekten korkulduğundan, belki kafalardaki ezberler, devlet tapıncı, etnik milliyetçilik tortuları yüzünden, belki "her Türk asker doğar" öğrenilmiş safsatası ya da fütuhat hayalleri nedeniyle-, askerî zaaf ve askerî strateji hataları eleştirisinden öteye geçemiyor. İşin can damarı olan asıl soru sorulamıyor: Ordumuzun, askerimizin oralarda, sınırlarımızın ötesinde ne işi var? Evlatlarımız o yabancı topraklarda ne uğruna ölüyorlar? Şu kadar şehidimiz var, buna karşılık beş on misli terörist öldürdük açıklamaları anlamsız olduğu kadar vicdansız da. Öldürdükleriniz ölenleri/şehitleri geri getirmiyor.
Şehitler öldükçe vatan da bölünüyor. Çünkü vatan sadece bir toprak parçası değildir, vatan o toprakların üzerinde yaşayanlardır, insanlardır, halklardır. Vatan toprak değil yürektir. Savaşlar, operasyonlar, şehit haberleri, düşman algısı, hain ithamları sürdükçe, etnik milliyetçilik yükseldikçe insanların yüreği her gün biraz daha yarılıyor, toplumsal fay hatları derinleşiyor. Korkmamız, engellememiz gereken gerçek bölünme budur.
Barış sağlamanın yolu yordamı, siyasî çözümü var. Bu konuda, ders çıkartılabilecek önemli deneyimler var. Savaş zorunluluk değil bir tercih meselesi. Neyin tercihi? Bu sorunun, giderek toplum nezdinde etkisini ve inandırıcılığını yitiren "beka " ötesinde ikna edici bir cevabı olmalı: kayıplarımızı, şehitlerimizi, dökülen kanı haklı ve meşru gösterecek bir cevap...
Bu savaş sürdükçe ülkemizde barış da anayasa gibi askıda kalacak, insanlarımızı kasıp kavuran yokluk, yoksulluk, ekonomik yıkım sürecek. Savaş; halkların kardeşliğine, iç barışa, hak, hukuk, özgürlük taleplerine engel olduğu gibi refahımıza da engel. Zamanın içişleri bakanı Soylu'nun resmî açıklamalarına göre 40 yılda terörle mücadeleye harcanan meblağ 3 trilyon 722 milyar dolar, son Pençe - Kilit operasyonlarının maliyeti ise 12 milyar dolar olarak ifade ediliyor. Sadece Pençe- kilit harekâtında onlarca, yüzlerce canımızı yitirdiğimizi düşününce, insan maliyet hesaplarından utanç duyuyor.
Militarist, savaşçı, güvenlikçi, özünde ırkçı şoven zihniyetin ülkeyi mahkûm ettiği kader bu. Şimdi soruyorum, hain kim/ kimler? Bu hainlerin gerçek amaçları nedir? O amaç neyse, ödenen bedele değer mi?
Yurttaşlar olarak hepimizin sorması gereken soru bu? Konuya eleştirel yaklaşanların, en başta da ana muhalefet CHP'nin, işi askerî hatalara, beceriksizliklere indirgemeden cesaretle sorması gereken soru da bu.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları


































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.05.2024
14.05.2024
3.05.2024
3.05.2024
22.04.2024
16.04.2024
3.04.2024
29.03.2024
22.03.2024
7.03.2024