Roni MARGULIES
Her muhalif hareketin iki düşmanı vardır. Biriyle baş etmek nispeten kolaydır, biriyle daha zor.
Bir grevde, örneğin, birinci düşman patrondur. Bu kolaydır, herkes böyle olduğunu bilir. Herkes ne yapmak gerektiğini de aşağı yukarı bilir: Üretim durdurulmalı, patron gelir kaybına dayanamayacak hâle getirilmeli, kaybettiği para işçilerin taleplerini karşılamanın maliyetinden daha pahalı olacak diye korkmaya başlamalı. Tek sorun sağlam durmak, dayanmaktır.
İkinci düşman, içerde olduğu için, baş etmesi daha zor bir sorundur. İşçilerin bir kısmı, “Yahu, bizim patron kötü adam değil” der, “Grev yapmasak da gidip bir daha rica etsek” der, patronla siyasî bir görüş paylaşıyor olabilir, patronun hemşerisi, köylüsü filan olabilir. Bu işçiler greve katılmayı reddederse, grevin üretimi durdurması da, sağlam durması da çok zorlaşır. Bir yandan patronla uğraşırken, bir yandan da iş bırakmayan işçileri ikna etmek, onları greve fikrine kazanmak mücadelesi verilir. İkna edilemezlerse, üretim devam eder, patronu yenmek iyice zorlaşır, grevin başarı ihtimali azalır.
Greve çıkmaya ikna olmayan, grev kıran işçiler ille de gerici, patron yandaşı filan da değildir. İşlerini kaybetmekten korkuyor olabilirler, grevin kazanacağına akılları yatmıyor olabilir, grev sırasında kaybedecekleri para onlara çok ağır geliyor olabilir. Ama sonuç olarak yenilgiye uğrayan çoğu grev, patronun yaptıkları nedeniyle değil, greve katılmayan işçiler yüzünden yenilgiye uğrar.
İngiltere kömür madencileri
Bunun kendi hayatımda yaşadığım en açık seçik örneği 1984-85 İngiltere kömür madencileri greviydi. Mücadelenin kazanabilecekleri ve kaybedebilecekleri normal bir grevin çok ötesindeydi. Başbakan Thatcher, sosyal devleti ortadan kaldırmak, reel ücretleri %20 oranında düşürmek, İngiliz sermayesinin kârlılığını yükseltmek istiyordu. Bunu yapabilmek için işçi sınıfının örgütlülüğünü dağıtmak, direnme gücünü kırmak zorundaydı. İktidara geldiğinden beri sınıfın en örgütlü kesimlerini tek tek karşısına alıyor ve yeniyordu. Nihayet sıra en militan kesimlerden biri olan madencilere, en eski ve radikal sendikalardan biri olan Madenciler Sendikası’na geldi.
Grev bir buçuk yıl sürdü. Toplumun bütününü içine çeken gerçekten epik bir mücadele yaşandı.
Mücadele Thatcher hükümetine karşıydı. Elbette. Savaş gibiydi adeta. Ölen bile oldu. Ama hükümetten çok öte bir anlamı vardı: Sınıf mücadelesinin geleceğini belirleyecek bir grevdi bu. Ve yenilgiyle sonuçlandı. Thatcher, 11 yıllık başbakanlığının en önemli zaferini kazandı, İngiltere işçi sınıfı belki de bugün bile etkilerinden tam olarak sıyrılamamış olduğu bir darbe yedi.
Yenilginin bir nedeni, hükümetin kararlılığı, bir buçuk yıl boyunca göz kırpmadan grevin yarattığı karmaşaya direnmesi, madencilere karşı tüm polis gücünü seferber etmesiydi. Ama daha önemli nedeni, başta Nottingham olmak üzere, bazı kömür havzalarında işçilerin greve katılmaması, kömür üretimini sürdürmesiydi. Bir yandan bu üretim, bir yandan hükümetin Polonya’dan pahalı kömür ithal etmesi nedeniyle, ülkede kömür sıkıntısı yaşanmadı, ekonomi etkilenmedi ve grev kaybedildi.
Oysa, kömür madencileri 1974’te grev yaptıklarında katılım yüzde 100 olmuş, kömür üretimi durmuştu. Elektrik kesintileri nedeniyle sanayi haftada üç gün çalışabilir duruma geldiğinde, sadece kömür patronları değil tüm patronlar etkilenmiş, Ted Heath hükümeti teslim olup seçime gitmiş ve seçimleri kaybetmişti.
Düşünce çeşitliliği ve bilinç eşitsizliği
İster genel grev, ister ayaklanma, ister Gezi Parkı olsun, hiçbir kitlesel hareketin içinde tüm kesimler, tüm bireyler aynı siyasî bilinç düzeyinde olmayacaktır. Hareket gerçekten kitleselse, toplumun genelindeki düşünce çeşitliliği ve bilinç eşitsizliği harekette de yansımasını bulacaktır.
Hareketin bazı kesimleri “geri”, kararsız, çekingen ve hatta olumsuz davranırken, bazıları daha kararlı ve atılgan olacak, hareketi ileri çekmek için elinden geleni yapacaktır. Hareketin ilerlemesini, genişlemesini, genelleşmesini isteyen bu daha “ileri”, daha “bilinçli” kesimin temel sorunu polis değildir. Polis nispeten kolay bir sorundur. Zor olan, “geri” kesimlerin hareketi bölmesini, zayıflatmasını, yavaşlatıp daraltmasını engelleyebilmektir.
Kalpaklı Kemaller
Türkiye’de bu sorunu yaşamama ihtimalimiz hiç yok! Toplumun yüzde 20-25’i CHP’ye oy verdiğine göre, vermeyenler bile millî müfredattan, milliyetçilikten, askercilikten şu veya bu ölçüde etkilendiğine göre, içinde Kemalistlerin de bulunmadığı bir kitlesel hareket, en azından benim ömrümde, mümkün olamayacak.
Kemalistlerin varlığının ne anlama geldiğini Gezi direnişinde gördük.
Gezi Parkı’nda değil, ama birçok mahallede, birçok şehirde protestolar Türk bayraklarının, kalpaklı Kemallerin ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” yazılı bandanaların gösterisine dönüştü.
“Ne önemi var?” denebilir, “Onlar da öyle yürüsün” denebilir.
Önemi şu: Mustafa Kemal’in askerleri hareketi pek çok açıdan böldü, zayıflattı, genişlemesinin önünü kesti.
En önemlisi, kalpaklı Kemaller yüzünden, toplumun AK Parti’ye oy veren çok büyük kesimine hareketin ulaşma, konuşma, ikna etme ihtimali kalmadı. Başbakan’ın hareketi “darbeci”, “Ergenekoncu”, “28 Şubatçı” olarak karalama girişimi Kemalistler yüzünden başarılı olma şansı kazandı.
İkincisi, Kemalistlerin Müslüman düşmanlığı, Kürt düşmanlığı ve Ermeni düşmanlığı, toplumun bu kesimlerini de hareketten soğuttu. Müslümanların ve Kürtlerin soğuk baktığı bir hareketin Türkiye’de ne şansı olabilir?
Evet, hükümet bin türlü yalan, iftira ve palavra attı ortaya. Camide içki içilmesi, seks alemleri, başörtülü kadınlara saldırılar... İçki ve seks olmadığını biliyoruz. Ama başörtülü kadınlara saldırılar olduğunu da biliyoruz. Bu saldırıların doğru olduğunu bilenler, hükümetin diğer dediklerine de inandı, doğal olarak. Ve Gezi, Kemalistler yüzünden, Müslümanların, Anadolu’nun desteğini kaybetti.
Kemalizm’i, Türk milliyetçiliğini, askerden medet umanları eleştirmek, deşifre etmek, onları kitlenin önünde suçlayıp azınlık durumuna düşürmek hareketi bölmek anlamına gelmez. Aksine, bölünmesini önlemenin tek yoludur.
Buna alışalım, ustalaşalım. Kemalistlerin olmayacağı günler henüz yakın değil çünkü.
KAYNAK: http://justpaste.it/2x6i
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları





































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
22.03.2023
13.03.2023
27.02.2023
20.02.2023
13.02.2023
6.02.2023
29.01.2023
21.01.2023
15.01.2023
15.01.2023