Serdar KAYA
[Geçen pazar, faşizmin “padişahlık ya da kraliyet ile mukayese kabul etmeyecek derecede ölçüsüzleşebilen bir siyasi sistem” olduğunu söylemiştim. Bu pazar, bu “ölçü” konusunu açacağım.]
Monarşilerin tipik özelliği, iktidarın babadan oğla geçmesi ve bir tür dinî meşruiyete de dayanmasıdır. Ancak bu, Suudi Arabistan’ı da Britanya’yı da içine alan son derece geniş bir çerçeve. Kavramın genişliğinin doğurduğu bu sorunu, Suudi Arabistan’ı mutlak monarşi, Britanya’yı ise anayasal monarşi olarak nitelendirmek suretiyle büyük ölçüde çözebilmek mümkün.
Mutlak monarşi, anayasal monarşi
Bir süredir atıfta bulunmakta olduğum Siyaset Bilimine Giriş kitabında mutlak monarşinin tanımı şöyle yapılıyor: “Siyasi idarenin otoritesinin kontrolsüz, nihai ve daimi olduğu sistem.” Daha basit bir dille, her şeyin devletin başındaki kişinin iki dudağı arasında olduğu rejimlere mutlak monarşi (mutlakiyet), bu kişinin otoritesinin anayasa ile sınırlandırıldığı ve dolayısıyla da belli kuralları gözetmek durumunda bırakıldığı rejimlere ise anayasal monarşi (meşrutiyet) dendiği söylenebilir.
Örneğin, Suud kralı, anayasa da dahil olmak üzere bütün cari kanunların üzerindedir. Ülkenin siyasetinde onun ağırlığını dengeleyen başka kurumlar bulunmaz. Otoritesi “kontrolsüz, nihai ve daimi”dir. Britanya kraliçesinin ise, neyi yapıp yapamayacağı, hangi kurallarla bağlı bulunduğu, detaylı bir şekilde belirlidir. Bu belirlilik, dünya üzerindeki 16 devletin başı olmasına rağmen, Kraliçe II. Elizabeth’i bir diktatör olarak nitelendirebilmeyi epey zorlaştırır.
Suud Kralı Abdullah ise, son derece tipik bir diktatördür. Ancak yine de, kendisinin faşist bir diktatör olduğunu söylemek doğru olmaz. Zira bir lideri “faşist” olarak nitelendirebilmek için, ülkede sadece lider ölçüsüzlüğünün değil, iki savaş arası (1918-1939) dönemde görülen türden bir lider kültünün ve bu kült çerçevesinde anlam bulan (toplum mühendisliği ve dayanışmacılık eksenli) politikaların da varolması gerekir. Hâlbuki mutlak monarşilerde bu öğelere rastlanmaz. Mutlak olmayan monarşilerde ise, lider bu denli ölçüsüz olamaz.
Bir imparatorluğun hazin hikâyesi
Bir zamanlar bir ülkede mutlak ya da anayasal olmayan, orta halli, hatta devrin şartlarınca gayet tipik sayılabilecek bir monarşi varmış. Bu monarşi, 1700’lü yıllarda başlayan ve takriben iki asra yayılan bir reform süreci sonrasında anayasal bir monarşiye evrilmiş. Yani sultanın yetkileri anayasa ile sınırlandırılmış ve makamı sembolik bir konuma taşınmış. Mesela 1908 yılına gelindiğinde, artık ülkenin bir anayasası, meclisi, bakanları, hatta çok partili bir siyasi hayatı ve çoksesli bir basını varmış. Ancak bir darbe (1913), bir dünya savaşı (1914-1918) ve ardından yaşanan bir iktidar mücadelesi (1920-1925) sonrasında bütün bu reformlar tersine dönmüş.
Gerçi ülkenin yine bir meclisi varmış, ama bu meclisin milletvekillerini, bakanlarını ve hatta başbakanını bile tek bir adam seçermiş! Zira bu Tek Adam, bütün muhaliflerini siyaset sahnesinden indirdikten sonra, ülkenin gerek anayasasının gerekse bütün kişi ve kurumlarının üzerine çıkmış. İcraatlarının hikmetinden sual olunmaz biri haline gelmiş.
Yine bu dönemde, çok partili hayattan tek partili hayata geçilmiş. Çoksesli ve çok renkli basının yerini, teksesli iktidar bültenleri almış. Her yere Tek Adam’ın portreleri asılmış, heykelleri dikilmiş.
Ancak yeni nesiller bu tablo karşısında değil üzülmek, çok mutlu olmuşlar. Çünkü onlara monarşiler arasındaki farkları hiç kimse anlatmamış. Aksine, bütün monarşilerin mutlak monarşi olduğunu düşünmeleri sağlanmış. Bu nedenle, “Cumhuriyet geldi, özgür olduk!” diye onyıllar boyunca sevinmişler. Hâlbuki cumhuriyetin de ne olduğunu bilmiyor, kendi kendilerini yönettiklerini zannediyorlarmış.
Sonsöz
Bu hazin hikâye, bir ülkenin mutlak olmayan bir monarşiden önce anayasal monarşiye, sonra da mutlak monarşinin dahi ötesine geçen bir faşist diktatörlüğe evrilmesinin hikâyesi. Yukarıdaki mutlak monarşi tanımından hareketle, bu evrimi üç aşamada ifade etmek mümkün. Birinci aşama, otoritesi üzerinde nispeten az miktarda kontrol olan bir sultanın idaresindeki mutlak olmayan bir monarşiye; ikinci aşama, sultanın otoritesinin anayasa ile sınırlandırıldığı bir anayasal monarşiye; üçüncü aşama ise, otoritesi “kontrolsüz, nihai ve daimi” olan bir liderin egemen olduğu bir faşizme karşılık geliyor. Ve bu üçüncüsü, elbette bir cumhuriyet değil.
***
Eğitim notu
Konu ister istemez hep eğitime geliyor... Ama bu şaşırtıcı değil. Zira Murat Belge’nin geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda belirttiği gibi, “Türkiye’de faşizm aileden değil, eğitimden gelir”. Batı üniversitelerinde kullanılan Siyaset Bilimine Giriş kitaplarının metinlerinden yola çıkmanın bu denli zihin açıcı olabilmesinin nedeni de zaten bu. Otoriterlik bahislerinde “Sanki Türkiye’den söz ediyor” dedirten metinlere önümüzdeki haftalarda da yer vermeye çalışacağım.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları



























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.06.2019
17.06.2018
6.04.2015
23.03.2015
16.03.2015
20.01.2015
15.01.2015
17.11.2014
1.10.2014
12.08.2014