Süleyman Seyfi Öğün
Kendisiyle yapılan mülâkatlardan da anlıyoruz ki, Sayın Kılıçdaroğlu’nun son derecede “mazbût” bir hayatı var. Bu durum Sayın Kılıçdaroğlu’nun meslekî sosyalleşmesinden geliyor. Kılıçdaroğlu, bir memûr olmayı tecih etmiş. Buna uygun bir tahsil almış. Senelerce bürokrasinin çok çeşitli kademelerinde çalışmış. Nihâyet emekli olup siyâsete atılmış. Herkes siyâsete atılabilir. Ama bu süreç herkeste aynı neticeyi vermez. Siyâsete atılırken geçmişimizi de beraberimizde getiririz. Meselâ bir tüccarın siyâsete atılmasıyla; bir memurun siyâsete atılması farklıdır. Misâl mi? Buyrun Trump. Sık sık Trump’ın siyâseti, ticâret ile karıştırdığını söylemiyor muyuz?
Her meslek insana bir “formasyon” kazandırır. Ama bununla da kalmaz; her formasyonun doğurduğu bir de deformasyon vardır. Hayâtın diyalektiği bu; bizi “forma sokan”; yâni şekillendiren ne varsa; aynı zamanda bizi bir şekilde deformasyona; şekilsizleşmeye uğratır. Meselâ bir doktor, muayenehane veyâ hastahanenin dışında rastladıklarına potansiyel bir hasta gibi bakıyorsa; bir öğretmen, derslik veyâ okul dışında rastladığı herkese ders verir tarzda konuşuyorsa; bir asker kışlanın dışındakilere nefer muamelesi çekiyorsa meslekî deformasyon gerçekleşmiş demektir.
Şimdi dönelim Sayın Kılıçdaroğlu’na.. Memur geçmişi hasebiyle; mazbut bir siyâsetçi olarak siyâsete atılmasında hiçbir özel durum yok. Bu onun formasyonu.. Şimdi gelelim işin diğer boyutuna; yâni deformasyon boyutuna.
Aslında memurlar için mazbut yaşamak bir tercihin konusu değildir. Memûrîn bir hayât tarzı, insanları zâten “mazbut” olmaya zorlar. Mazbut kelimesi; mâlûm düzenlilik ve korunmuşluk hâlini anlatır. Memurîn hayâtın düzensiz sürdürülmesi mümkün değildir. Memurlar; mevzuatların, kanunların, usûllerin gereklerini tâkip etmekle; iş ve işlemlere aktarmakla yükümlüdür. Meselâ, memur için iş ve işlemin bizzat kendisinden önce gelen onun hangi usullere göre yapılacağıdır. Mecelle’de de geçen meşhûr bir deyişle, “usûl” esâsa mukaddemdir”.
Usûlcülük îtibârıyla memurların siyâsete atılmaları; eğer sicilinde açık veyâ kuşku uyandıracak lekeler yoksa, diğer bâzı mesleklerden gelenlere göre daha güven verici olabilir. Nâmuslu ve güvenilir olmak siyâsal kariyer îtibârıyla hatırı sayılır bir niteliktir. Düz bir memûr, “canım adam memurluktan geliyormuş; hiç olmazsa usûl bilir” kabilinden bir sempati doğurur.
Ama, nedense memurluktan gelen insanlarda fazlaca, parlak bir siyâsal başarı geldiği pek görülmez. Belki teknokratik siyâsette başarılı olanlar vardır. Ama bu tarz başarılar olsa olsa yan başarılardır. Toplumlara seviye atlatan parlak, dönüştürücü siyâsal başarıların yanında esâmeleri okunmaz. Bu tarz başarılar, usulcü memurîn kafalarca hayâl bile edilemez. İşte deformasyonlar da tam burada tezâhür eder. “İş yürütmeye” göre ayarlanmış bir zihniyet “iş geliştiremiyor”. Tam tersine, tıpkı işin içinden çıkamayan memurun, usulleri abartarak ve karmaşık hâle getirerek vatandaşın işini yokuşa sürmesinde olduğu üzere engelleyici siyâsetler üretmesine yol açıyor. Kılıçdaroğlu’nun tâlihsizliği memurîn sosyalleşmesi üzerinden liderlik konumuna gelmesi veyâ aklında hiç yokken; şartların cilvesiyle getirilmesidir. Lider konumuna gelince bu kısırlık daha da belirginleşiyor. Çünkü liderlik iş takibinde başarılı olmayı değil, çok daha ön alıcı; ön açıcı işlere imzâ atmayı gerektiriyor. Schumpeter’in “yaratıcı yıkıcılık” dediği tarzdan.. Hatırda tutmak gerekir ki; her yenileşme şu veyâ bu ölçüde yıkıcıdır.
Mazbut olmak, aynı zamanda korunmuşluk, etkilere karşı sızdırmazlık kazanmışlık gibi başka manâlara da sâhip. Risk almamak, yerleşik olanla yetinmek ve onların yenilenmesine karşı derin bir korku hissetmek ve bunu kutsallara ihânetten saymak mazbut olmanın göstergeleridir.
Nihâyet mazbut olmanın, sâde kalmak, kirlenmemek gibi başka manâları da var. Mazbut olmanın ölçüsünü; yabancılaşmamışlık, olduğu gibi olabilmek, hattâ çok gerekirse en müfrit düzeyde “faziletli bir fakirlik” verecektir. Garip olan husus, bu kadar usulcü bir bakışın, siyâsette zorlandığı yerde bütün usulleri bir kenara atıp en tabiî hallerini fetişleştirmesidir. Usûlcü içeriksizleşme ve kuruluk; bir noktada kendisini feshetmekten başka bir çâre bulamaz. Popülizmin en cıvık cıvık olduğu hâldir bu. Sayın Kılıçdaroğlu’nun “Halk Adamı Kılıçdaroğlu” başlığı ile servis edilen atletli fotoğrafının bardağı taşırdığı noktayı anlatıyorum. Evet Sayın Erdoğan haklı: Mustafa Kemâl’in halkçılığı işte böyle vıcık vıcık bir halkçılık değildi. O, beğenilsin beğenilmesin; özünü temiz gördüğü bir halkı medenîleştirme gayretindeydi. Onun için halk dalkavukluğu da yapmıyordu. Zarafetten de asla tâviz vermedi. Medenî kıyafetlerinin dışında kendisini ev hâliye gören olmadı. Dâima bakımlıydı. Ama merhum Ecevit’in kasket giymesiyle başlayan sol görünümlü-Kemalist halkçılık, Sayın Kılıçdaroğlu’nun atletli fotoğrafıyla tamamlandı. Ne tuhaf değil mi; şapka medeniyetin alamet-i fârikasıdır deyip “şapka giyilecek” emrini verdiler. Millet bu emri kendince kaskete evriltti. “Şapka giyilsin” diyenler şapkayı bıraktı. Kasketliler ise, daha tutarlı çıktı; daha uzun bir süre kasketlerini bırakmadı. Ama deformasyonun bir evresinde şapka emrini verenler onların kasketlerini çaldı. Tıpkı bunun gibi, bir zamanlar Aşık Veysel’in kıyafetini pejmürde bulup Ankara’ya sokmayanlar, iç çamaşırlı halk adamı görüntülerini servis etmekte beis görmediler. Eeee, neticede gâliba halk kazanıyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları



















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.06.2021
29.04.2021
22.04.2021
4.06.2020
22.04.2019
4.02.2019
14.02.2019
11.02.2019
4.02.2019
28.01.2019