Uğur Gürses
Türkiye’de kamu bankaları, aldıkları siyasi direktifle 1 yılı aşkın bir süredir döviz piyasasında 24 saat boyunca ‘döviz kuru savunması’ yapıyor. Bunu da örtülü biçimde sürdürürken, artık birkaç haftadır bakan düzeyinde ve Merkez Bankası Başkanı düzeyinde düşük tondan da olsa “yapıyoruz ama ekonomik güvenlik için” anlamında sözlerle kabul ediliyor. Ekonomi yönetiminin başındaki Bakan Berat Albayrak Nikkei’den Sinan Tavşan’ın bu yöndeki sorusuna “Finansal istikrar bir ulusal güvenlik konusudur” diyordu. TL’nin savunması için en önde gelen aracın, TL faizlerinin 12 puandan fazla düşürüldüğü bir süreçte hem de.
Geçen yıl Ocak-Mart ayları arasında tam da seçim öncesinde kurları kontrol etmek ve oy kaybını önlemek için kamu bankaları aracılığı ile döviz satışları yapılmış, kamu bankalarının sattığı dövizler de Merkez Bankası’nın ‘arka kapısından’ bu bankalara verilmişti.
Merkez Bankası’nın döviz giriş-çıkış yaratan işlemlerini mercek altına alan ekonomist Haluk Bürümcekçi, 2019 yılı bütününde yaklaşık 32 milyar dolarlık bir “buharlaşma” izi hesaplıyor. Yani, rezervlere eklenecekken ortada olmayan 32 milyar dolar.
Bunun diğer izi kendini belli ediyordu; yerleşiklerin döviz hesapları 32 milyar dolar artmıştı. Ödemeler dengesi hesaplarında; cari denge ve sermaye akımlarının kabaca başa baş olduğu dikkate alınırsa bu 32 milyar doları kimin sattığı açığa çıkıyordu. Kamu bankaları eliyle, Merkez Bankası’nda birikecek dövizler satılmış demekti.
Kamu bankalarının döviz satışı yapması, Türkiye’nin içinde bulunduğu döviz kuru rejimine ad koymayı da güçleştiriyor.
Türkiye sabit kur rejiminden dalgalı kur rejimine 2001 krizi sonrasında geçmişti. İki rejim arasındaki fark; sabit kur rejiminde Merkez Bankası, belirlediği döviz kurunun çok düşük bir marjla piyasada salınmasına izin verir, ötesinde döviz satarak belirlediği kur seviyesini savunur. Sabit kur rejimi döviz rezervi güçlü olan ülkelerde iyi bir biçimde savunulabilir. Suudi Arabistan, Katar gibi ülkeler buna iyi bir örnek.
Savunulamayacak durumda, örneğin 2000 yılında kurların önceden belli bir patikada artacağını peşinen ilan eden “crawling peg” sistemine geçilmiş, bu da tutmayınca “dalgalı kur” rejimine geçildi. 2001’de krizi patlak verince kur baskısı ve hızla eriyen rezervler, bankalardaki döviz hesaplarından yapılan hızlı çekilişle savunulamayacak durumda olan sabit kur rejimi bir gecede terk edilerek 22 Şubat 2001’de dalgalı kur rejimine geçildi.
Türkiye’de 20 yıla yakındır uygulamada olan dalgalı kur rejiminde Merkez Bankası herhangi bir seviyesini taahhüt etmez, savunmaz. Temel işleyiş; kur yükseldikçe döviz alım iştahını sınırlar, döviz talebini bastırır. Bu yüzden kur kısa sürede çok yükselirse kimi ekonomik birimler, bu seviyeyi döviz satın almak için aşırı pahalı bulurken, kimi ekonomik birimler de satmak için cazip bulabilirler. Piyasa dengesi fiyat oynaması ile sağlanır. Merkez Bankası kısa vadeli döviz likiditesi anomalileri dışında piyasaya döviz vermez. Merkez Bankası piyasa kurlarından ihale ile döviz satabilir. Bunun amacı döviz likidite sıkışıklığını rahatlatmaktır. Bu, uzun vadedeki kur seviyesini etkilemez.
Adı “dalgalı kur rejimi” olsa da artık uygulanan fiili rejimin adı olsa olsa “komutalı kur rejimi” olabilir. Kimi itiraz edebilir; “yönetilen dalgalı kur rejimi denemez mi?” diye. Öyle olsaydı bunu açıktan Merkez Bankası yapardı. Hedefleri, çerçevesi olan, bir sistemi olan kur rejimini herkes bilirdi. Ama bu “distopik rejimin” hiçbir şeyini bilmiyoruz.
Adı “dalgalı kur rejimi” iken kamunun çeşitli organlarınca (Varlık Fonu ya da kamu bankalarınca) piyasada 24 saat boyunca döviz satışı yapmak ne işe yarar?
Kısa vadede kuru tutabilir, kurun dar bir bant içinde hareket etmesini sağlayabilir. Ancak göreli fiyatları bozduğu için varlık ve sermaye hareketlerini, Merkez Bankası’nın rezervlerini hızla eritir.
Ankara’daki “Ekonomik güvenlik için kurları tutmamız lazım” bakışı, sığ bir bakıştır. Bu bakış, ülkeyi gerçekten de bir ekonomik güvenlik boşluğuna doğru ilerletebilir.
Merkez Bankası’nın rezervlerinin önemli bir bölümü borçla tesis edilmiş bir rezervdir.
Kuru dar bir bantta tutmak için harcanan döviz rezervi, ülkenin gerçekten de ihtiyacı olacağı bir süreçte ekonomik güvenlik çukuru yaratır.
Bugün hala ABD Senatosu’nda yasalaşma eşiğinde olan yaptırım yasası taslağı geçerse gerçekten de çok ihtiyacımız olacak döviz rezervlerini, bugün kuru dar bir bantta tutmak için eritmek akıl alır gibi değil.
Peki döviz rezervlerini eritme yolunda neden kuru dar bir bantta tutma çabası var?
Faizi 10-12 puan indirebilmek için vardı. Oldu da.
Merkez Bankası Cumhurbaşkanlığı talimatıyla faiz indirdikçe, “bakın kura bir şey olmadı” hikayesini yaratmak için kamu bankaları 24 saat görev yaptılar.
Kamu bankalarında döviz satışı yapan ekiplerin de kendilerine “milli takım” dedikleri konuşuluyor.
Hatta öyle ki; faiz indirimini kur artışı takip edeceği bilindiğinden, Merkez Bankası’nın faiz indirimi açıklaması yaptığı dakikalarda piyasaya ilaveten döviz satılarak kur düşürülüyor, sonra da “Faiz de düştü, kur da düştü” başlıklarıyla “sahte cennet” sunuluyordu kamuoyuna.
Kamu bankaları eliyle döviz satılması, daha önce ülkeye parasını getirmiş yabancı yatırımcıları da epey kazançlı kılıyor. Hani hükümetin iddia ettiği haliyle “bizi yıkmak isteyen dış güçlerin”. Bir şekilde elindeki TL cinsi hisse senedi ya da tahvil varlıklarını satıp çıkamamış yabancı yatırımcılar, neredeyse çok dar bir bantta tutulan döviz kurundan alış yaparak paralarını transfer etme şansına sahip oldular. Bir nevi “kur garantisi” verilmiş gibi ‘seviyesi düşük bir çıtadan atlayarak’ çıkıp gidebildiler.
Ekonomi yönetimi kamu bankaları eliyle, dolar kurunda Eylül-Aralık ortası döneminde 5.70-5.85 aralığının savunulmasını sağlarken, yüklü alım talebiyle bunu terk edip aralık ortasından şubat başına kadar da yeni aralığı 5.85-5.95 bandına sıkıştırdılar. BDDK verilerine göre, kamu bankalarının 13 Aralık-3 Ocak arası 2 haftalık dönemde döviz pozisyonlarını 4 milyar dolar açtıkları görülüyor. Yani döviz sattıkları.
Son 10 günde Türkiye’de ya da dünyada ne olursa olsun dolar kurunun 5.98’de tutulduğu görülüyordu. Cuma günü yoğun alımlar olunca dolarda 6 seviyesi aşıldı. Bankacılar kamu bankalarının Cuma günü 3 milyar dolara yakın satış yaptıklarını tahmin ediyorlar.
Merkez Bankası verilerine göre yerleşik olmayanlar son 12 ayda 5.5 milyar dolarlık tahvil, 1.1 milyar dolarlık da hisse senedi olmak üzere toplam 6.6 milyar dolar varlık azalttılar. Merkez Bankası’nın faiz indirimleri tahvil fiyatlarını yükseltirken, kur seviyesinin dar bir banda sıkıştırılması sayesinde görece ucuz döviz satışı da sermaye çıkışını özendirdi.
Kamu bankaları, hem normal bankacılık hizmeti verirken özel bankalarla yarışıyor, hem de döviz kurunu savunma görevi ile “içeriden bilgi üstünlüğüne” sahipler. Kurun hangi seviyede nereye kadar savunulacağını biliyorlar, ama özel bankalarla “eşit kurallarla” yarışıyorlar. Rekabete aykırı ne var denilirse kamu bankalarının yaptıkları bu işler rekabet bozucu durumlara örnek diye kitaplara girer.
Nitekim yabancı bankaların ufak ufak çantalarını toplayıp Türk bankacılık sistemine veda ettikleri de gözleniyor. Önceki hafta Reuters’ın haberine göre HSBC’nin Türkiye’den çıkmayı planladığını, geçen hafta da Unicredit’in hisselerini satarak Yapı Kredi’deki payını azalttığını öğrendik.
Kurum ve kuralların altı boşalırken, Türkiye serbest piyasa ekonomisinden hızla uzaklaşıyor. Bunun sonu kayda değer bir refah kaybıdır.
Bakalım Türkiye toplumu, göstere göstere gelen bu duruma rıza gösterecek mi?
Benim fikrim; göstermeyecek.
Uğur Gürses
Yazarlar
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları






















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
15.12.2022
18.07.2022
18.02.2022
13.02.2022
29.01.2022
24.01.2022
17.01.2022
10.01.2022
4.01.2022
2.01.2022