Uğur Gürses
"Krizlerin gelmesi sandığınızdan çok daha uzun zaman alır; oluşu ise düşündüğünüzden çok daha hızlıdır"
İktisatçı Rudiger Dornbusch’un 1994’teki Meksika krizine dair verdiği söyleşide söylediği ve belleğimde duran çok sevdiğim bir sözü var; "Krizlerin gelmesi sandığınızdan çok daha uzun zaman alır; oluşu ise düşündüğünüzden çok daha hızlıdır, Meksika’nın hikayesi de böyle bir şey". Bu söz, iktisatçı Paul Krugman tarafından "Dornbusch yasası" olarak adlandırıyor.
1994 Meksika krizi “Tekila krizi” olarak da adlandırıldı. Dornbusch’un tanımladığı biçimdeki etkisine atıfla olsa gerek.
Dornbusch’a o söyleşide, bir ara danışmanlığını da yaptığı Meksika Devlet Başkanı Salinas’ın bu krizde kusurlu olup olmadığı sorulduğunda söylediği sözler şöyle; "Evet, Meksika’da çokça bir kumanda yapısı var. Salinas bir politika tercihi yaptı; senaryoyu yazdı, kabinedeki bakanları da kuklasıydı. Buna hiç şüphe yok. Sürdürülemez bir rejim, tamamen yanlış yönetilen bir kamu borcu içinde, birçok sorunla uğraşırken çökmelerinden başka şansları yoktu."
Çeyrek yüzyılı aşan bir süre sonra bile bu sözler, bugün bize de ülkemizde çok tanıdık geliyor değil mi?
Yolun sonu görünüyordu
2008’de küresel kriz sırasında merkez bankalarınca piyasalara sel gibi sürülen likiditenin sonra neye yol açacağı, Türkiye gibi gelişen ülkeleri nasıl etkileyeceği tartışılıyordu. 2013 sonrası ‘çıkış’ sinyali verildikten sonra sermaye akımları ‘yolun sonunu’ işaret ediyordu. Ama bizde bunun mesajı alınmak yerine topluma komplo öyküleri anlatıldı.
Pandemi ile bu küresel likidite neredeyse ikiye katlandı. Buna bir de başta ABD olmak üzere maliye politikasıyla devasa bir genişleme yaratıldı.
Sonunda ne olacağı belli idi. Pandemi çıkışında, tedarik kanallarında ve taşımacılıkta dar boğaz ile arz şoku, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile emtia ve enerji şokları da eklenince küresel enflasyon yükseldi. Türkiye ölçeğinde ‘yükseldi’ çok ‘masum’ bir tanımlama. Gelişmiş ve çoğu gelişen ülkelerdeki enflasyon yükselmesi özünde, çekirdek enflasyonun kabaca yüzde 5-6’lara çıkması var. Yüzde 2’den yüzde 5-6’ya. İşte son 3 aydır merkez bankaları buna tepki veriyor.
Yüzde 5-6 dediğiniz, Türkiye’de aylık enflasyon oranı.
Her şeyi bir tarafa bıraksanız, 2008’den bu yana gelişen ülkelerde yaratılan ‘likidite cennetinin’ sonuna gelineceği belli idi.
Türkiye ne mi yaptı? Bu görünen patikada, ‘rüzgâra karşı’ işlere girişti; top çevirdi, 2018’de başkanlık rejimi ile keyfi bir yönetime dönüştü, Merkez Bankası başkanlarının biri gönderildi diğeri getirildi. Tüm yapısal sorunlarını halı altına süpürürken, tam da kritik bir dönemde faiz indirerek parasına değer kaybı yaratıp enflasyonunu patlattı. Küresel sendromun ötesinde bir durum yaratı kendi kendine.
Fırtına gelirken, kapıyı pencereyi açtı. “Fed bizi etkilemez” sözleri havada hâlâ.
ABD’de bir süredir “Volcker anı” konuşuluyor. İşlerin de bizim gibi ülkeleri ekonomik olarak yokuşa süreceği bir süreç olacak.
Volcker ‘kapı gibi’ kime ne dedi?
Paul Volcker 1979-1987 arası ABD Merkez Bankası Fed’in başkanı idi. Daha önce T24’teki yazımda aktarmıştım: "Ağustos 1979’da göreve geldiğinde enflasyon yüzde 12’lere çıkmış halde iken Volcker, Fed’in politika faizi olan Fed Funds oranını 10 puanlık artışla 1981’e gelindiğinde yüzde 19’a kadar yükseltmişti. Enflasyon ‘ezilirken’ durgunluğa giren ABD ekonomisinde işsizlik oranı da yüzde 5-7.5 bandından 1983’te yüzde 10’lara fırlamıştı. Ağustos 1983’e gelindiğinde enflasyon yüzde 2.4’e kadar gerilemişti."
Peki Türkiye’de Paul Volcker’la anısı olan merkez bankacı var mıydı? Bunu eski başkanlara sordum; hem de bugüne karbon kopya çağrışımları olacak türden bir anekdot vardı.
Anekdotu eski Merkez Bankası başkanlarından Yavuz Canevi anlattı.
Bundan 40 yıl önce Maliye Bakanlığı görevinde (Temmuz 1982- Aralık 1983) olan Adnan Başer Kafaoğlu, dönemin Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Yavuz Canevi ile ABD’de Fed Başkanı Paul Volcker’dan randevu alarak ziyaretine giderler. Volcker ‘kapı gibi boyu ile’ kapıda konuklarını karşılar. Kafaoğlu’nu şöyle bir süzerek, "Sayın Bakan, ikimiz ilginç bir pozisyondayız" der. Kafaoğlu, "Nasıl yani?" diye karşılık verir. Volcker, "Benim boyum çok uzun, ama ABD’de enflasyon çok düşük. Sizin boyunuz çok kısa ama Türkiye’de enflasyon çok yüksek" deyince kahkahalarla koyu bir sohbete dalarlar.
Merkez bankaları ‘şahlandı’
Sonunda ABD Merkez Bankası Fed, geç de olsa kolları sıvamak zorunda kaldı. Giderek artan dozda faiz artışlarına girişti. Diğer merkez bankaları da. ‘Volcker anı’ yaklaşıyor mu göreceğiz?
Son üç aya bakılırsa Mayıs’ta 20 merkez bankasının faiz artışı var, Haziran’da da 20 kez faiz artışı olmuş, Temmuz’da ise şimdilik 9 kez faiz artışı.
Önde gelen gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkenin tam 24 merkez bankası gümbür gümbür faiz artışına gitmiş. Bu sayının içinde olup defalarca arttıran da var.
Danimarka, Avrupa Merkez Bankası, Tayland, Endonezya, Çin ve Rusya merkez bankaları, en son faiz indirimi yapanlar listesinde bulunuyor. Çoğu da 2021 öncesinde.
Birkaç istisna dışında bu ülkelerin de faiz artışına yaklaştığı malum. Zira paralarının değer kaybı ile enflasyon baskısını daha da fazla yaşayacaklarına şüphe yok. Avrupa iyi örnek; Euro’nun değeri yaklaşık 20 yıl sonra dolarla eşitlenmiş durumda. Avrupa Merkez Bankası’nın da tüm planlarını öne çekeceğine hiç şüphe yok.
Bu ülkelerin enflasyon oranları da sırasıyla şöyle: Danimarka yüzde 7.4, Euro Bölgesi yüzde 8.6, Tayland yüzde 2.5, Endonezya yüzde 4.4, Çin yüzde 2.1 ve Ukrayna’da savaşa girişmiş Rusya’da yüzde 17.1
Faiz indirip orada kalmış, üstüne üstlük enflasyonu kütleli biçimde patlamış tek örnek Türkiye; faiz yüzde 14, enflasyon TÜİK ölçümü ile yüzde 78.6
Zengini fakiri tüm ülkeler kendi paralarının değerini korumak için faiz artışına giderken, ufukta böyle bir görünüm varken, Cumhurbaşkanının inandığı temelsiz bir faiz-enflasyon ilişkisini test etmek için faiz indiren ülkenin parası hızla değer kaybetti, enflasyonu da patladı.
Nasıl bir hafta başlıyor?
Ankara’daki şaşkın ekonomi politikası ise 9 ay önce başladıkları ‘kör gözüm parmağına’ duruşunu devam ettirirken, ekonominin karşı karşıya olduğu riskleri daha da büyütüyor.
Önceki bayramlara göre bu bayram da farklı bir tablo var. Geçmişten fark; TL likidite sağlamak için bankaların, şirketlerin, bireylerin döviz satışına gitmemeleri, kur üzerinde aşağı yönlü baskıya tanık olmamamız. Tersine kur üzerinde yukarı yönlü baskı ve buna karşı örtülü kamu döviz satışlarının belirgin olmasıydı.
Bunun ana nedeni, makro politikanın hala yanlış yerde olması. TL fonlama faizi yüzde 14 ise kim neden döviz satsın? TL krediler, faizleri biraz yükselmiş olsa da hala cari ve beklenen enflasyona göre düşük yerde olduğu için büyümeye devam ediyor. Bu da döviz talebine ‘can suyu’ olmaya devam ediyor.
Mali kesimin ve şirketler kesiminin varlık ve yükümlülük tablosunu bilmeden uydurma bir ekonomi politikası izlemeye kalktığınızda başınıza ne geliyorsa o oluyor.
Politikanızın yanlış olduğunu anladığınızda ya da bildiğiniz halde sürdürmeye çalıştığınızda elinizde tek araç kalıyordu; yasaklama, kısıtlama, masa altı yöntemlerle uzak tutma.
Ama mali kesim dışındaki şirketlerin dış borcu olduğunu, kabaca 115 milyar dolar açık pozisyonu olduğunu bilmiyormuş gibi üç haneli enflasyona koşturulan ekonomide faizi yüzde 14’te tuttuğunuzda şirketlere yolu siz gösteriyorsunuz; açık döviz pozisyonlarınızı kapayın. Yani şuna teşvik ediyorsunuz: Döviz açığınızı kapatın, döviz yükümlülüğünüzü azaltın, döviz varlığınızı yükseltin.
Bunun en belirgin fotoğrafı şirketler kesiminin kullandığı döviz kredilerinin hızla kapatılıyor olmasıdır.
Yanlışlar sinyal verir
BDDK verilerine göre Döviz cinsi kredilerin seviyesi, faiz indirimlerinin başladığı Eylül ayından bu yana tam 20 milyar dolar küçülmüş. Döviz hesapları 70 milyar dolar artmış. Ama ülkeyi yönetenler bu döviz kuru baskısını vatandaşa "saldırı altındayız" diye anlatıyor. Ne büyük bir dezenformasyon?
Yanlış politikalarla şirketler ve bireyler kendilerini bu yanlış politikadan korumak için döviz yöneliyor, ekonomiyi yönetenler ise hatalarını örtmek için kur garantisi icat ediyorlar. Aynı sürede KKM dahil 72 milyar dolarlık bir hesap artışı var; ama "saldırı altındayız".
Şirketler açısından bilanço korumak için, ileri dönük hammadde envanteri planlaması için başka bir araç yok, döviz tutmak ve almak peşindeler.
Bunun böyle olduğunu bilmiyormuş gibi yasaklama ve kısıtlama ile görece döviz fazlası olan şirketlerin üzerine gittikçe, kapsama girmeyen şirketleri de tedirgin etme ve döviz pozisyon açığını kapatma kaygısına sokmak, büyük bir şaşkınlık başarısı olsa gerek.
İşte bu yüzden bu şaşkın ekonomi politikasının "züccaciyecideki fil" betimlemesi tam yerli yerine oturuyor.
Faizin görece düşük tutulduğu, kredi pompalamasının yüksek olduğu her dönemde olduğu gibi, şimdi bayram dönüşünde de piyasaya giren likidite döviz ve altın talebini yükseltecek.
Çok uzak değil, ağustosta şirketlere tanınan vergi istisnası ile yol verilen KKM hesaplarının vadesi doluyor. Şapkadan başka bir "tavşan" çıkarılmazsa kısıtlama konulmazsa bu vadesi dolan hesapların yeniden dövize dönmesi muhtemel. Turizm dövizi girişine karşın Türkiye’nin sadece enerji faturası için döviz ihtiyacı yüksek olmaya (son 12 aylık 64 milyar dolar) devam edecek.

İhracatçının dövizlerinin tamamını da satma zorunluluğu getirseniz mevcut bu tablo ile döviz kurunu tutmanız, enflasyonu tutmanız mümkün değil.
Ekonomi yönetimi, içeride borca alınan dövizleri satarak TL’nin değerini korumanın mümkün olmadığına, içeridekiler kadar yabancı yatırımcıları da ‘ikna ettiler’. Türkiye’nin 5 yıllık CDS primi 900 baz puanı geçti. Bu 2003’ten bu yana kapanış değeri olarak görülmemiş bir seviye idi. Anlamı da "böyle giderse borç ödeyemez duruma girecek" fiyatlaması demek. TL’nin politika faizini yüzde 14’te tutarak, ülke Hazinesi’nin yurtdışındaki borçlanma faizini de dolar bazında yüzde 12’ye yaklaştırmak böyle bir şey.
Bu uydurma politikanın sürdürülmesi mümkün olmadığı gibi, hane halkının başına daha büyük hasarlar açması kaçınılmaz. Faiz yükseltmekten kaçınabilirsiniz ama kaçınmanın sonuçlarından kaçınamazsınız. Bu da orta sınıfı çökerten, topluma mal edilen yoksulluk.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları





















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
15.12.2022
18.07.2022
18.02.2022
13.02.2022
29.01.2022
24.01.2022
17.01.2022
10.01.2022
4.01.2022
2.01.2022