Ümit Fırat
Artık neredeyse nefes alış verişimiz de dâhil, ekonomide, siyasette, sporda, çarşıda, pazarda ve Türkiye’de olan biten ne varsa, her şeyde karar verme yetkisi, Reisicumhur‘un görev sahası dâhiline girdi. Her ne kadar tahmin edilen ve beklenen bir hadise olsa da, bu yetki dâhilinde çıkarılan bir fermanla, beklenenden bile oldukça erken bir tarihte genel seçim yapılmasına karar verildi.
Genel seçim fermanı üzerine, eskiden örneğine pek rastlanmayan temaslar, müzakereler, tuzaklar, şaşırtmacalar, ittifaklar, bloklaşmalar, dayanışmalar vb. gibi, önceki seçim öncesi durumlara pek benzemeyen ve neredeyse bir meydan muharebesine hazırlanır gibi sahneye konan bir seçim kampanyası dönemi de başlamış oldu.
Meydan muharebesinin savaşan tarafları ise şöyle mevzilenmekte:
Bir tarafta, 10 yıl öncesine kadar müesses nizam tarafından güvenilir bulunmayıp, defalarca kapatılan bir siyasi geleneğe mensup olan ve meşruluğu kabullenilmek istenmeyen AK Parti’nin başını çektiği üç partiden oluşan ve adına da “Cumhur İttifakı” verdikleri bir blok var.
Bu AK Parti ki, en yüksek mahkemede oy çokluğu ile kapatılmasına karar verilmiş olmasına rağmen, Anayasa gereği yeterli çoğunluğa erişilemediği için kapatılamayıp, para cezasına mahkûm edilip, ipten dönen ve son birkaç yıldır müesses nizamın bizzat kendisi olan bir parti haline dönüşen bir parti haline dönüştü.
Blokun diğer aktörlerinden biri, hayati varlığını Tayyip Erdoğan’a borçlu olan ve O’nun sağladığı emanet bir koltuk değneği ile ayakta kalmaya çalışan, enkaz halindeki eski bir faşist parti. Diğeri ise, aynı parti saflarından gelen ve yıllar önce aralarında çıkan iç problemler sonucu ayrışan, daha küçük bir faşist parti.
Karşılarında ise, dört muhalif partinin katıldığı ve Türkiye’nin müesses nizamının kurucusu olmakla övünen CHP’nin başını çektiği “Millet İttifakı” adı verilen bir seçim ittifakı yer almakta.
Yakın geçmişten epey dersler aldığı anlaşılan CHP, bu kez diğer seçim öncesi durumlara kıyasla, iktidar bloku/Cumhur İttifakının ve tabii ki, Erdoğan’ın, kendileri için tasarladığı tuzak ve planları geçersiz kılmayı ve oldukça dikkatli ve zeki davranmayı başarıyor gibi. Planlananın aksine, eskiden düşürüldüğü çukurlara düşmemeye özen göstermekte, fazla hata yapmamakta ve hatta Erdoğan’ı şaşırtacak ve sinirlendirecek türden hamleler yapma becerilerini bile gösterdi.
Diğer tarafta ise, bu iki blok tarafından pek de meşru görülmeyip dışlanan ve uzak durmaya özen gösterilmesine rağmen, ama buna rağmen kendi alacakları oy yüzdesinden bile önemli gördükleri seçim barajını geçip geçemeyeceği dikkatle izlenen bir HDP bulunmakta. Zira HDP’nin baraja takılması demek, kazanacağı 60-70 civarındaki milletvekilinin yok sayılarak, tümüne yakınının AK Parti hanesine artı olarak ilave edilmesi söz konusu olabilir.
Bu itibarla, iktidar bloku, HDP’nin baraja takılması için büyük bir mücadele sürdürürken, muhalefet bloku da, kendileriyle temas kurmaktan kaçınmış olmalarına rağmen, HDP’nin baraja takılmaması için dua etmekte.
Bilindiği gibi HDP’li yöneticiler, adeta kendilerine ezberletilmişçesine, ısrarla kendilerinin hiçbir şekilde bir Kürt partisi olmadıklarını ifade ederler. Türkiye’de bir Kürt partisi olmanın meşruluğunu ve temel bir hak olduğunu savunmayıp, radikal Türk solundan ve İslami çevrelerden bazı şahsiyetlere de parti yönetiminde aktif görevler vermek suretiyle, bir Türkiye partisi oldukları ispatlama çalışırlar. Ne var ki, kendileri dışındaki herkes ve her çevrenin de, onları ısrarla bir Kürt partisi olarak değerlendirdikleri çelişkili durumu bir türlü bertaraf edemezler. Kürt partisi olmadıklarına kendi içlerinden çok az sayıdaki bazı mensupları dışında hiç kimseyi buna inandıramadıklarını bilirler.
Kimliklerini gizlemeden siyaset yapan Kürtlerden ve Kürt partilerinden uzak durmaya çalışan sistem partileri ise, senelerdir Kürtlerle ittifak veya blok kurmak bir yana, “Doğu ve Güneydoğu Halkının” kendilerine güvenmesini, destek, sadakat ve bağlılık göstermelerini istemektedirler. Gerekçelerinde pek çok eleştirinin ve suçlamanın hedefi PKK şiddeti olarak gösterilse de, bunun sadece popülist ve resmi politika gereği olduğu ve gerçekte bir karşılığı olmadığı da bilinir.
Bir Kürt partisi gibi tanımlanmasına rağmen, kendisinin Kürt partisi olmadığını ifade ederek bir kimlik problemi yaşıyor gibi gözükmesine rağmen, BDP/ HDP, 2011 Genel Seçimlerinden bu yana, kendi sosyolojisi gereği, kimi siyasi Kürt şahsiyetleri ve yapılarıyla çeşitli temaslar kurmuş ve ilişkiler geliştirmiş, Kürt siyasi dünyasında bazı ittifak arayışlarına ihtiyaç hissetmiştir.
Sistem tarafından meşru görülen partiler bloklaşmalara ve aralarında bir takım siyasi ittifak arayışlarına girerken, doğaldır ki, Kürt siyasi yapıları da kendi aralarında bir takım siyasi ittifak veya işbirliği arayışlarına girme ihtiyacı duyacaklardır. Öyle gözüküyor ki, asimilasyon veya zorla boyun eğmesi başarılamayan Kürtlerin, kendi geleceklerine dair aralarında bir takım siyasi arayışlara girmeleri, isteseler de, istemeseler de doğal olarak karşılarına çıkmakta.
Yıllarca kimliklerinden ve her türden siyasi faaliyetten yasaklı olmaları nedeniyle legal siyasi faaliyetlerden mahrum bırakılan ve köklü siyasi geleneklere sahip olma şansları bulunmayan Kürtler için siyasi alan hala çok sınırlı. Keza yıllardır sürmekte olan savaş ortamı ve bu savaşı sürdürmekte olan silahlı örgütün diğer gruplara karşı sekter, otoriter ve sert yaklaşımları nedeniyle, Kürtler arası bir diyalog ve işbirliği geleneği oluşturabilmek hiç de kolay değil. Ama işbirliği ve ittifak için henüz epey zorlukların yaşanmasına rağmen, bunların aşılmasına dönük bir takım çabalar gösterilmekte.
Bir kısmını yakından tanığım bazı Kürt siyasi şahsiyetleri ve siyasi çevreleri ise, gerek seçimler dolayısıyla, gerekse çeşitli yasal düzenlemeler dolayısıyla, “Türkiye siyasetinde olan biten şeyler Kürtleri ilgilendirmiyor” tarzı boykotçu bir tez ileri sürmekteler. Böylesi bir tezi ve gerekçesini haksız buluyor katılmadığımı belirtmek istiyorum.
Geçen hafta yazdığım gibi bugün Türkiye’de yaşayan ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her insan gibi, TC’nin Kürt yurttaşlarının bu ülkenin yönetilmesinde ve geleceğinde söz ve irade sahibi olma hakları vardır ve bu haklarını da bir kendi hayatlarının ve özgürlüklerinin bir gereği olarak kullanmaları söz konusudur.
Eğer Türkiye’de yaşayan bir Kürd’ün, cebinde bulunan ve alın teri döküp kazandığı parasının değeri, Ankara’da kurulu hükümet ve devlet politikaları sonucu belirleniyorsa, yaşadığı, vatandaşı ve oy hakkı sahibi olduğu ülkenin kimler tarafından yönetileceğine dair iradesini belirtmeye hakkı vardır bu hakkını kullanmalıdır.
Eğer bir Kürd’ün, bütün bir siyasi, sosyal, hukuki, ekonomik vs. hayatı, Ankara’da kurulan parlamento ve hükümet tarafından düzenlenen kanun veya kararlarla etkileniyor ve düzenleniyorsa, elbette ki bu işleri düzenleyenlerin kimlerden oluşmalarının seçiminde ve denetiminde bulunmaya da hakkı vardır.
Türkiye’de Kürtler ve Kürt siyaseti üzerine yazmaya devam edeceğiz.
Haftaya görüşmek dileğiyle…
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları



















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.02.2019
26.12.2018
18.12.2018
15.12.2018
29.11.2018
20.11.2018
14.11.2018
6.01.2018
30.10.2018
23.10.2018