Ümit Fırat
Geride bıraktığımız hafta ABD’nin Suriye’den çekileceği kararı açıklandı. Adeta kararının sözde kalmadığını göstermek istercesine de kararının açıklanmasının hemen ertesi günü tırlara yüklediği savaş malzemelerini Irak’a taşımaya başladı. Türk medyası bu haberleri büyük bir coşku ile verirken, bir yandan da ABD’nin Suriye’ye binlerce tır dolusu malzeme soktuğunu, son taşınma operasyonundaki tır sayısına bakılırsa bunun sembolik olduğunu iddia etmeyi de ihmal etmedi. Ancak ne kadar sembolik gibi gösterilmeye ve yazılıp çizilmeye çalışılsa da ABD’nin askerlerine bir talim yaptırmadığını, ciddi olarak Suriye’yi terk etmeye başladıklarını da görmezden gelemediler.
Suriye krizi patlayıp da Kürtler de kendileri adına yaşadıkları bölgelerde inisiyatif sahibi olmaya başladığı dönemde PYD lideri Salih Müslim birkaç kez Türkiye’ye davet edilmiş ve bazı Türk yetkililerle görüşmelerde bulunmuştu. Türkiye’de çözüm süreci denilen dönem yaşanmakta olduğu için Salih Müslim’in partisinin PKK ile ilişkileri pek de gündeme gelmemişti. O günlerde Türkiye’nin başlıca talebi, PYD/YPG’nin Esat rejimi ile olan ilişkilerini sona erdirip, Şam rejimine karşı ayaklanmaya başlamasıydı.
17 - 25 Aralık sonrasındaki yeni politikalar ve ittifaklar sonucu demokratikleşme ve Kürt dosyaları kapatılıncaya kadarki yıllarda, Türkiye’nin devlet demeyelim ama hükümet politikasının, Suriye Kürtlerinin de Irak Kürdistanı’ndaki gibi kendileri için bir statü kazanmasına karşı olmadığını, esas olarak Öcalan veya Kandil’den değil, Şam rejiminden koparılması yönündeydi. Ancak PYD bunu kabul etmedi/edemedi ve bu noktadan itibaren de artık Türkiye’nin düşmanları arasında sayıldılar. Tabii sadece düşman sayılmadılar, aynı zamanda terör örgütü olarak ilan edilerek liderleri hakkında kırmızı bülten bile çıkarıldı.
Yine Suriye krizinin başladığı dönemde Suriye’ye doğrudan müdahale etmeyi düşünen ABD, daha sonra kararını değiştirerek Suriye’deki önceliği Şam rejimine karşı değil, IŞİD’e karşı bir savaşa verdi. Böylece Suriye’de IŞİD’e karşı savaşacak ve bölgenin yerlisi olan bir kara gücüne ihtiyaç duyulduğunu telaffuz etmeye başladı. Tabii bunu da öncelikle Türkiye’nin askeri desteğiyle gerçekleştirmek istedi. Ancak kendisinin de bölge üzerinde inisiyatif sahibi olması gerektiğini düşünen Türkiye, kendi taleplerini bir tarafa bırakarak tamamen ABD kontrol ve komutasında sürdürülecek böylesi bir savaşın parçası olmak istemedi.
Yıllar içerisinde ABD - YPG askeri işbirliği gerçekleşti. Bu işbirliği Türkiye’nin, ABD ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmesi noktasına varan büyük tepkilerine yol açsa da YPG, 3-4 yıl boyunca ABD’nin bölgede planladığı bütün kara operasyonlarında tam randımanla savaşmaya devam etti.
Her neyse, Trump’ın bu kararını, Tayyip Erdoğan ile yaptığı 15-20 dakikalık telefon konuşması üzerine verdiğini hiç sanmıyorum. Trump bu kararı verirken mutlaka yakın çevresindeki kurmaylarıyla birtakım değerlendirmeler yapmıştır. Elbette işin kâr-zarar faslıyla ilgili olarak da düşünmüş olmalıdır. Boşaltacakları yerlerin kimler tarafından doldurulacağı, Rusya ve İran’ın bundan bir yarar sağlamamasını da hesaplamış olmalıdır. Pentagon’dan gelebilecek tepkiler ve istifalara bakılırsa, belli ki yönetim kademelerinde birtakım tasfiyeleri de hesaba katmış veya hedeflemiş olabilir.
Kürtlerin geleceği için de mutlaka bir şeyler düşünüp planlamış olabilir. Bu planda neler düşünülüp hedeflenmiş olduğunu bilmiyoruz ama Kürtlerin hayallerini karşılayabilecek çeşitlilikte bir plan olmayacağını tahmin etmek zor değil.
30 yıl önce, Halepçe ve Enfal operasyonlarında 180 bin civarında Kürt yok edilmişti. Saddam’ın kimyasal silah tehdidi karşısında kalan yüzbinlerce Kürt evini barkını terk ederek Türkiye ve İran’a sığınmak zorunda kalmıştı. Ağustos 1990’da Saddam Hüseyin Kuveyt’i işgal ettiğinde Kürtler, dünyanın bu kez seyirci kalamayacağını, cellatlarına karşı bir şeyler yapılabileceğini, bunun da kendileri için olumlu etkileri olacağını düşündüler ve gözler ABD’ye çevrildi.
O dönemde kendilerine demokrat veya sosyalist diyen birçok eski arkadaşımız Kürtleri Amerikancı olarak değerlendirip eleştirmişlerdi. Üzerinde yaşadıkları ve vatandaşı oldukları ülkenin bir NATO üyesi olduğunu unutup, Kürtlerin ABD’ye düşmanca davranmamış olmalarını, kendilerine ve bölge halklarına karşı bir ihanet olarak değerlendirdiler. Yüzbinlerce Kürt’ün yerlerine yurtlarına dönerek normal hayatlarını sürdürebilmesi olarak ele alınmıyordu. Kürtlerin antiemperyalizm adına cellatlarının koruyucusu olması bekleniyordu.
Elbette ABD Kürtler için özel bir statü sağlamayacaktı. Kürtlerin zaten 1970 yılından itibaren kâğıt üzerinde tanınmış bir statüleri vardı. Ama Saddam imzaladığı statüyü uygulamıyordu ve Kürtlerin statüleri uygulamaya geçirilebilirdi. Daha da önemlisi yaşama haklarına kasteden, öldüren bir diktatörlük yönetiminden kurtuldular.
Bugün de ABD’nin Suriye’deki varlığının Kürtlere bir statü temin etmek gibi ele alınmaması, şimdi de kimseye haber vermeden bu sözünden dönmüş ve yine yapacağını yapmış gibi değerlendirmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Yine çoğunlukla her konuda fikir sahibi olan akredite edilmiş emekli generaller, emekli diplomatlar, kasaba avukatları, özel harpçi stratejistler, gazeteci, araştırma şirketi sahipleri ve akademisyenler, dönüşümlü olarak her gün haber kanallarında Suriye’nin ve Kürtlerin geleceğini tartışıyorlar. Kürtlerin başlarının nasıl da belaya girmiş olduğunu konuşuyorlar.
Sonuç olarak 1990 sonrası patlayan Körfez krizi sonucunda Irak’a yapılan askeri müdahale sonucu diktatör etkisizleştirilmiş, 2003 işgalinde de tamamen tasfiye edilmiştir. Ardından da Kürtlerin statüsü Irak Anayasası’nda ve idari sisteminde resmileştirilmiş ve bazı güvencelere kavuşturulmuştur. ABD Irak’ı Kürtlere statü ve özgürlük sağlamak üzere işgal etmedi ve Irak’tan çıkarken de Kürtler bunu kendilerine dönük bir aldatılma olarak düşünmediler.
Bu kez de Kürtlere bir statü verilmesi amacıyla Suriye’ye girmemişti. Kendisinin IŞİD’e karşı operasyonlarında ihtiyacı olan savaş gücünü ağırlıklı olarak Kürtlerden oluşturdu. Savaş boyunca da Kürtleri koruyacağını açıkladı. Kaldı ki zaten ABD’nin henüz devreye girmediği bir dönemde PYD orada kendisi için özerklik ilan ettiğini duyurmuştu. Ancak bu özerklik tek taraflı olarak sürdürülmeye çalışıldığı için, henüz Suriye’nin hukuki ve idari sistemi tarafından kabul edilip resmen yürürlüğe konulmuş bir meşruiyete de sahip değil.
İyi haflar diliyorum.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.02.2019
26.12.2018
18.12.2018
15.12.2018
29.11.2018
20.11.2018
14.11.2018
6.01.2018
30.10.2018
23.10.2018