Abdurrahman Dilipak
Kimilerimiz için Keşmir, pahalı bir tekstil ürünü olan “Kashmir”den öte bir anlam taşımaz.
Keşmir deyince aklıma Filistin, Kıbrıs, Filipinler, Doğu Türkistan gelir. 70 yıldır burada kan ve gözyaşı akmakta.
Keşmir; Çin, Hindistan, Pakistan arasında insanlar eliyle bir cehenneme dönüştürülmüş. 800.000 Hint askeri ile bölge bir temerküz kampına dönüştürülmeye çalışılıyor sanki.
Buradan sanki şöyle bir sonuç çıkarılmamalı. Bugün, karşı tarafta Hindistan gözükse de sorunun ötesinde görünmeyen kriz baronları var.
Bakın, Batı için esasen emperyalist çıkarları başkalarının kan ve gözyaşlarının bir değeri yok.
Hindistan ve Pakistan Commonwealth üyesi mesela, neden İngiltere çözüm için elini taşın altına koymaz. Dünyanın jandarmalığına savunan ABD neden sorumluluk üstlenmez. Neden BM, AB ihlal edilen evrensel değerler konusunda bir irade ortaya koymaz!
Bunlar krizin örgütleyicileri oldukları halde demokrasi, insan hakları, ekoloji kelimelerini dillerinden düşürmüyorlar.
Bu kavramlar onlar için bir makyaj malzemesi, bir maske olmaktan öte bir anlam taşımıyor.
Biz gerçekten adalet, barış, özgürlük istiyor muyuz? Bakın bu krizi örgütleyenlerin kavram ve kurumları ile bu sorunu çözemeyiz.
Şunu hemen belirteyim ki, şeytanın varlığı günah işlememizin bahanesi değildir ve olamaz. Sorunu çözmek için kendi kavram ve kurumlarımıza, nebevi geleneğimize dönüşe mecburuz. Çözüm için merhametimiz öfkemizden, sevgimiz nefretimizden büyük olacak. Herkes için adalet isteyeceğiz. Bir kavme olan düşmanlığımız bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmeyecek! Bütün insanlığın hayrına olmayan bir çözüm önerisi bizim önerimiz olmayacak.
Irkçı söylemlerden uzak durmalıyız. Anahtar cümle şu: Haksızlık kimden gelirse gelsin kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana zalime karşı olacağız, zalim babamız da olsa, mazlum düşmanımız da olsa.
Birileri bu kriz bölgelerindeki varlığını bu krizlere borçlu. Kriz bitmesin de onlar da varlıklarını sürdürebilsinler.
Her tarafın, kendi halkının hoşuna gidecek sloganları ve duygulandıran, öfkelendiren, kışkırtıcı hikayeleri vardır. Ama tek gerçek bu değildir aslında. Fotoğrafın tamamını görmezsek bu veriler aldatıcı olabilir. Bilgi sahibi olmadan kanaat sahibi olan kalabalıkları harekete geçirerek aslında kitleler kaçtıklarını sandıkları şeye doğru koşarlar.
Sanırım çözüm arayışlarının önündeki en büyük engel de bu.
Büyük fotoğrafı görmek için biraz gerilere gitmemiz gerek. Pakistan’ı Hindistan’ı kim, niçin ayırdı. Hindularla Müslümanları birbirine düşürenler kimlerdi. Ahmedilik nasıl ortaya çıktı. Bangladeş’i, Pakistan’ı kim, niçin, nasıl ayırdı. Hindistan Babür Şahlığı idi. Hindistan’ı nasıl kaybettik. Çanakkale Savaşında Hind Hilafet Kurumu hakkında bilgimiz var mı? Ya da daha gerilere gidelim, Kanuni dönemi, Osmanlı-Hind Müslümanları tarihi hakkında bir bilgimiz var mı?
Her yerde birileri ile birtakım sorunlar yaşıyoruz. O zaman krizin kaynağı ve krizle mücadele konusunda yeniden düşünmemiz gerek.
SDE Ankara’da, konunun çok yönlü tartışıldığı “Keşmir krizi, barışa yönelik tehditler ve uluslararası toplumun rolü” konusu 2 gün süreyle konuşuldu. En azından bu konu bir şekilde gündeme geldi.
Şimdi ne yapalım. Doğu Türkistan ile ilgili olarak Çin’le, Keşmir ile ilgili olarak Hindistan’la, Çeçenistan ile ilgili olarak Rusya ile Kıbrıs’la ilgili olarak AB ile İsrail’le ilgili olarak ABD ve İngiltere’yle kavgaya mı tutuşmalıyız ya da ne yapmalıyız? Herhalde eli-kolu bağlı duramayız!.
Tek sorun bu toprakların aidiyetinden mi kaynaklanıyor. Peki Afganistan, Irak, Suriye ya da Yemen’deki trajediyi nasıl anlayacak, çözüm üreteceğiz?
1. Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı ve soğuk savaşın sonunda şekillenen sınır ve rejimler, iktidar yapılarını sorgulamadan bu işi nasıl çözeceğiz. Adalet için çözüm üreteceksek, biz kendimizden fedakârlık yapabilir miyiz?
Burada 8.5 milyon insan uluslararası çatışmaya feda edilmemeli. Bu sorun tek başına vicdani reflekslerle çözülemez. Mesela bütün kalıpları kırıp, herkesin inandığı gibi yaşadığı, düşündüğünü özgürce ifade edebildiği, katılımcı, çoğulcu, şeffaf bir “Büyük Hindistan” konfederasyonu kurulamaz mı? “Ortak bir kelime”ye gelelim. Hz. Peygamberin Mekke dönemindeki “Hılful Fudul”, “Medine Sözleşmesi”, Hz. Ömer’in “Kudüs Beyannamesi” ve “Millet Sistemi” aslında çözüm için model olabilir.
Fetih “kapıları açmak” demek. Farklılıklarımıza rağmen barış içinde bir arada yaşayabileceğimiz bir dünya inşa etmemiz gerek. Bu model Müslüman topluluklar, Müslüman-gayrimüslim topluluklar ve gayrimüslim topluluklar arası sorunların çözümünde bu kavram ve kurumlar anahtar rolü oynayacaktır.
Steril bir İslam toplumu ve devleti ütopyası bir yanılsamaydı. Nefsimize taht kurup oturan şeytan bizimle birlikte yolculuk eder. Yani steril bir toplum yoktur. Peygamber evinde sapkınlar olabileceği gibi, firavunun evinde erdemli insanlar olabilir. İnsanları ayıran din, mezhep, aile, cinsiyet, doğduğu toprak ya da zaman değil. Hak, hakikat ve erdeme yakınlık ve uzaklığıdır. Çözüm bu zeminde aranmalıdır. Barışa giden yolculuğumuzda bize yol gösteren rehber adalet, barış, özgürlük arayışı olmalıdır. Bu yolculukta, Taif’e giden yolda Hz. Peygamberin ayak izlerinde yürümeliyiz.
Unutmamak gerekir ki; Hindistan’daki Hinduizm bir kast inancına sahiptir ve kendi yurttaşlarını ayrımcılığa tabi tutarak terörize edebilmektedir. İşte bu sorun da bizim için önem taşımaktadır.
Hindistan’da faşist bir topluluk Keşmir’de adeta nükleer bir savaş için elinden geleni yapıyor. Kimileri de “uluslararası toplum” denilen birilerini göreve çağırıyor, BM’nin yaptırım ve barış gücünden söz ediyor.
Sorarım bu yöntem Filistin halkı için çözüm oldu mu?
Peki, kim, ne yapmalı? Bu soruyu biz sorup, cevabını bizim vermemiz gerek. Cevap yoksa çözüm de yok. O zaman olacakları bekleyin. Nükleer bir savaş mı? Evet krizi üretenler bunu istiyor. Çin ve Hint bölgesinde bir nükleer savaş.
Kim bilir, belki de Suriye’de beklenen kıyamet savaşı Asya’da başlayacaktır, eğer aklımızı başımıza almazsak.
Selâm ve dua ile.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları



























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
18.01.2026
18.12.2025
7.09.2025
3.08.2025
26.08.2024
5.08.2024
4.06.2024
27.05.2024
20.05.2024
5.05.2024