Atilla YAYLA
Yargısal aktivizm daha ziyade anayasa mahkemelerinin yargısal faaliyet süreciyle ilgili olarak kullanılan bir kavram. Bunun sebebi, anayasa yargısının siyasî boyutu belirgin bir alan olması. Her ne kadar anayasa mahkemelerinin temel görevinin yasama faaliyetinim anayasaya uygunluğunu denetlemek, yani hukuka uygunluk denetimi yapmak olduğu düşünülse de, anayasa yargısında bazen tesadüfen bazen bilerek ve isteyerek yargıç bürokratların yasama organının yerine geçtiği veya geçmeye çalıştığı görülüyor.
İlgili literatürde anayasa yargısının demokratik meşruiyet eksikliğine sıklıkla işaret edilmekte. Buna göre, anayasa mahkemelerinin kendi görev alanının dışına çıkması ve zamanla kendi kendisinin amaçlarını ve çalışma tarzını belirleyebilen bir bürokratik kuruma dönüşmesi, demokratik iradenin geçersizleştirilmesine ve mahkemelerin yasama organlarıymış gibi hareket etmesine sebep oluyor. Bu abartıldığında, ki işte buna yargısal aktivizm diyoruz, mahkeme artık bir anlamda kural koymaya, yani kanun yapmaya başlıyor. Oysa, anayasa mahkemelerine tanınan yetki kanunların, o da bu hakka sahip olanların müracaatı üzerine, anayasaya uygun olup olmadığıyla ilgili sorulara evet veya hayır cevabını vermek.
Dünyada en çok dikkat çeken anayasa mahkemesi ABD Supreme Court'udur. Alman Anayasa Mahkemesi de önemli mahkemeler arasındadır. Son yıllarda anayasa mahkemesi kurmak çok popülerleşti. Özellikle orta ve Doğu Avrupa'da 1990 sonrasında hayat bulan demokrasilerin çoğunda anayasa mahkemesi var.
Anayasa mahkemelerine bağlanan umut, devlet iktidarının birey hak ve özgürlükleri lehine sınırlanmasıydı. Liberal teori açısından bu, sınırlı devlet idealine katkı sağlayacak bir durumdu. Liberallere göre, iyi işleyen bir anayasa mahkemesi devletin bireysel özgürlük alanı aleyhine büyümesini bir ölçüde de olsa engelleyebilirdi. Ne yazık ki, bu umutların çoğu boşa çıktı. ABD Anayasa Mahkemesi, devletin büyümesinin en önemli araçlarından biri oldu. Devleti hukuk organlarının büyütmesi siyasî organların (yasama ve yürütmenin) büyütmesine göre daha zor farkına varılabilecek ve daha zor itiraz edilebilecek bir durum. C. Twight 'Dependent on D.C.: The Rise of Federal Control Over the Lives of Ordinary Americans' ('Washington'a Bağımlı: Sıradan Amerikalılar Üzerinde Federal Kontrolün Yükselmesi') adlı mühim eserinde son 150 yıllık süreçte merkezî devletin federe devletler ve bireysel özgürlükler aleyhine nasıl adım adım genişlediğini ve Amerikan Anayasa Mahkemesi'nin bu meşum gelişmeye ne şekilde destek sağladığını, hatta bu sürecin ana aktörlerinden olduğunu belgelerle anlatmakta. Daha spesifik bir kitap olan 'Cornerstone of Liberty: Property Rights in 21st Century America' ('Özgürlüğün Köşe Taşı: 21. Yüzyıl Amerika'sında Mülkiyet Hakları') adlı çalışmasında (Bu kitabın bir bölümü Türkçe'ye çevrildi ve Liberal Düşünce Dergisi'nde yayımlandı) T. Sandefur mahkemenin özel mülkiyet hakkına verdiği zararları somut vakalar üzerinden irdelemekte.
Türkiye'nin anayasa mahkemesinin hak ve özgürlüklere sadakat ve onları koruma sicilinin ABD mahkemesinden daha iyi olduğunu herhalde söyleyemeyiz. ABD klasik liberal felsefe üzerine kuruldu. Toplumda derin kökleri olan bireysel özgürlük ve sınırlı devlet kültürü bir şekilde ve bir ölçüye kadar devletin büyümesini frenledi, en azından büyüme hızını azalttı. Anayasa mahkemesini de bu sınırlar içinde kalmaya zorladı. Türkiye toplum mühendisliğine soyunmuş, devleti yücelten bir felsefe üzerine kuruldu. Sanılanın aksine, demokrasiye geçilmesi bu felsefeyi ve ona dayanan kurumlaşmayı tamamen ortadan kaldırmadı. Özünü değiştiremeden sistemi melezleştirdi. Anayasa Mahkemesi daha da kötü bir anlayış üzerine bina edildi. Hedefi insan hak ve özgürlüklerini devlet ideolojisine ve yapılanmasına karşı korumak değil, cari devlet yapılanmasının birey haklarından zarar görmesini engellemek ve demokratik iradenin alanını kurucu bürokratik irade lehine sınırlamaktı. Hakkını teslim edelim, tarihi boyunca genel olarak bu fonksiyona uygun işledi. Darbecilere hiç itiraz etmedi. Devlet ideolojisine meydan okumadı; ama seçilmiş politikacıya ve demokratik iradeye kafa tutmaktan, birey haklarının devlet tarafından çiğnenmesine sık sık hukukî görünümlü meşruiyet sağlamaktan geri kalmadı.
2010 referandumu ve mahkemenin yapısının yenilenmesiyle bu çizginin kısmen de olsa elimine edildiğini zannediyorduk. Daha doğrusu umut ediyorduk. Galiba yanılmışız. Mahkeme özellikle bazı kararları ve şu sıralarda başkanı üzerinden girdiği siyasî tartışmalarla yargısal aktivizm ve jüristokratik tahakküm eğilimlerinden kurtulmadığını, kumaşının aynı kaldığını, sadece renginin bir ölçüde değiştiğini gösterme yoluna girdi. Usul kurallarını çiğnemesi, kendine anayasada ve kuruluş kanununda tanınmayan görevler vermeye çalışması ve mahkeme başkanının çirkin bir üslup kullanarak polemiklere girip siyasette açıkça tavır alması çok umut kırıcı. Umarım bütün bunlar kalıcı bir trende değil geçici yanlışlıklara işaret ediyordur.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.04.2021
24.04.2020
12.02.2020
13.11.2019
28.07.2019
28.05.2019
22.05.2019
14.05.2019
12.05.2019
18.04.2019