Atilla YAYLA
Türkiye’de son yıllarda siyasî pozisyonunu savunduğu fikirler değil hissettiği yoğun nefret üzerinden belirleyen bir zümre ortaya çıktı. Nefretlerinin hedefi Tayyip Erdoğan. Bu kimseler Erdoğan’dan şu veya bu sebeple nefret ediyor. Ülkenin her sorununun tek sorumlusunun Erdoğan olduğunu düşünüyor.
Akıl ve mantık dışı bir yaklaşımla, tüm problemlerin çözümünün ancak ve yalnızca ondan kurtulmakla gerçekleşeceğine inanıyor. Bu kimselerin psikolojisini başka yazılarda etraflı şekilde ele alacağım…
Bu zümredeki kişiler, hayatın değişik yollarından gelmekle ve farklı ideolojik/toplumsal tabakalara mensup olmakla birlikte, ortaklaşa, Erdoğan’ın mümkünse fiziksel olarak yok olmasını, değilse iktidardan düşmesini istiyor. Herhangi bir ilkeyi veya kuralı engel olarak görmeden, her ne pahasına ve her ne şekilde olursa olsun bunun gerçekleşmesini temenni ediyor.
Bu kimseler nefretlerinin açık tezahürünün ve her türlü kuralın ihtirasa dönüşen beklentileri adına çiğnenmesinin ne gibi toplumsal sonuçlara yol açacağından ya habersiz ya da bunu önemsemiyor. Katı tavırları Erdoğan’ın dayandığı ağırlıklı olarak dindar sosyal tabakaların da sertleşmesine ve benzer bir karşı tavır geliştirmesine yol açıyor. Böylece medyayı ve tartışma ortamlarını karşılıklı sevimsiz, edepsiz, çirkin sözler işgal ediyor.
Erdoğan nefretinden gözü dönmüş kimseler bir yolunu bulup ona yönelik ağır, rahatsız edici, hakaretamiz sözler sarf ediyor. Sosyal medyadaki mesajlarında, gazete ve dergilerdeki yazılarında, televizyonlardaki yorumlarında bunu yapıyor.
Bu tür sözler Erdoğan’ın pozisyonunda ve ona destek veren kitlelerin Erdoğan’a bağlılığında bir değişiklik meydana getirmiyor; hatta tersine, dindar insanları politize ediyor ve radikalleştiriyor, destekçisi kitlelerin AK Parti’ye bağlılığını güçlendiriyor. Ancak, bu kimseler, yüreklerini soğuttuğu için olsa gerek, aynı tavrı sürdürüyor.
Her insanın bir haysiyeti, onuru var. Hiç kimse hakarete maruz bırakılmak istemez. Erdoğan’a ağır sözlerle saldıranlar aynı sözler kendileri için kullanılsa muhtemelen isyan eder. Bununla beraber, tanınmış şahsiyetlerin korunan özel alanı sıradan insanlarınkine göre daha dar olmak durumunda. Bu yüzden, kamusal figürlerin, bu çerçevede Erdoğan’ın, daha çok ve nispeten daha ağır eleştirilere açık ve hazır olması gerekiyor.
Erdoğan bu tür sözlere karşı bazen sözle cevap veriyor bazen yargıya başvuruyor. Onun şikâyeti olmasa bile bazı savcılar da ya kimi vatandaşların suç duyurularıyla ya gerektiği düşüncesiyle ya da iktidarın hoşuna gideceği beklentisiyle hukukî takibat başlatıyor.
Oturup hepsi üzerinde çalışmış değilim ama muhtemeldir ki bu takibatların bir kısmı gereksiz diğer bir kısmı ise sonuç vermeyecek teşebbüsler. Pek az soruşturma gerçekten yapılmayı hak ediyor ve mahkemelerin ceza verme kararıyla sonuçlanıyor.
Buna karşılık, bu tavır kolayca ifade özgürlüğüne engel çıkartabiliyor. Hem içerde hem dışarda Erdoğan’ın ve yargı makamlarının tahammülsüzlüğü olarak algılanıyor ve yorumlanıyor. İlginç bir şekilde, böyle bir manzaranın doğmasını sağlamak için bazı kişiler ve çevreler özellikle çaba sarf ediyor.
Bu durumda ne yapmak gerekir?
Bence kamu otoriteleri, önemli siyasî figürler, sanatçılar eleştirilere karşı daha tahammüllü olmalı. En başta da Erdoğan. Cumhurbaşkanı her sataşmayı, laf atmayı/çarpmayı dikkate almamalı. Tersini yaptıkça, tüm sataşmalara laf yetiştirmeye veya hukukî soruşturma açtırmaya kalkıştıkça, yeni atakları davet etmiş oluyor.
Yargı makamları da ikide bir ona buna soruşturma açmaya koşmamalı. Netice itibariyle bu biraz da toplumun ve toplumsal kesimlerin olgunlaşması meselesi. Her şey hukukla çözülemez ve tanzim edilemez. Erdoğan’a yapılan ağır sözlü saldırı ve sataşmalara gerekirse onu savunanlar, taraftarları, sevenleri sosyal medyada, geleneksel medyada ve sohbet/tartışma ortamlarında cevap verebilir. Böylesi herkes için daha iyi.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Emekli Amirallerin Bildirisi Neden Yanlış?
16.04.2021 - 23 Nisan 100’üncü Yılında Niçin ve Nasıl Kutlu Olsun?
24.04.2020 - Hükümetin Ekonomi Politikasındaki Temel Hata
12.02.2020 - Unutulan ve Unutturulan Mümtaz’er Türköne
13.11.2019 - Su Fiyatları Niye Artırılmalı?
28.07.2019 - Neler Haktır Neler Hak Değildir?
28.05.2019 - Demokratik totaliterizmin kısmî bir örneği: Amerikan totaliterizmi
22.05.2019 - Seçimi sınırları içinde tutmak
14.05.2019 - Seçim sistemimizi ıslah etmeliyiz!
12.05.2019 - AK Parti’nin Yersiz Telaşı
18.04.2019
Yazarlar
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları






















































engin
KİMYASAL GAZLAR SORUNU! Son dönemde en çok kimyasal gaz Türkiyede kullanıldı. Aslında kimyasal silah sayılan biber gazını savaşlarda kullanmak yasak.Türkiyede ise iş çığrından çıkmış durumda... İçişleri bakanlığının iddia ettiğinin aksine biber gazı da kimyasal bir silahtır (ancak bu kurala uyulmamaktadır)...Özellikle Taksim Gezi eylemleri ile başlayan süreçte kışkırtılan çoğu ırkçı yetiştirilmiş politik parti militanı, kötü eğitimli, rüşvetsiz iş yapamayan, adam kayırma ve zayıf olana baskıdan zevk duyan, her türlü suça bulaşmış adi polisin eline birer gaz pompası verilerek eylemcilere saldırıldı...1972 tarihli Cenevre Anlaşması gereği, savaşlarda bile kullanılmayan, uluslararası çatışmalarda 167 ülkenin imzasıyla yasaklanan biber gazı, ülkelerin kendi kararlarıyla, polis ya da jandarma tarafından "halkına karşı" kullanılabiliyor. Türkiye bu anlaşmayı 04.04.1997 tarihinde onayladı ve TBMMnin kararı 10.04.1997de Resmi Gazetede yayınlandı. Bir anlamda, yasaklı bir kimyasal silah olan biber gazının başka halklara karşı kullanılması yasakken, anlaşmada, ülkelerin kendi içinde kullanmasını sınırlayan bir madde bulunmuyor. Türk polisi gibi zehirli gazı kullanan yok! Eylemlere katılmayan semt sakinleri de dahil ayrım yapmadan, herkesin üzerine kimyasal gaz sıkmayı kahramanlık gören sözde Emniyet kuvvetleri barbar kimliklerini koruduklarını br daha ispatladılar. Gezi Parkı direnişi ile başlayan eylemlerde, Türkiye’deki pek çok insan kimyasallardan nasibini aldı...21 haziran 2013’te yapılan bir araştırmaya göre Türkiye Cumhuriyeti biber gazı ithalatında bir rekora imza atarak tam 918 ton biber gazı ithal etmiştir. Geride bıraktığımız 12 yılda biber gazına toplamda 41 milyon dolar harcanmıştır. Bir kıyaslama olması açısından, 2001 yılındaki biber gazı ithalatı sadece 13 tondur. 2005 yılında 215 tona çıkmış, 2013’te ise 918 tona ulaşmıştır. Bu gazların ithalatı sırasında kargo uçakları kullanılır ve uluslararası yasalara göre yolcu uçaklarıyla bu tip kimyasalların taşınması yapılamaz. Medyada sıkça gördüğümüz bir yanlış anlama da, aşağıdaki kovalara ve üzerindeki uyarılara bakarak normalden farklı bir kimyasal kullanımı olduğunun iddiasıdır: Kimyasal savaş provası yapıyormuş gibi davranan kolluk kuvvetleri, sokaklarda dolaşanlara, antreman yapıyormuşçasına acımasızca kimyasal gazlar sıktılar, sadist polisler doğal olarak kendilerini böylelikle tatmin ediyorlardı. AKP rejimi bu gazların öldürücü olmadığını idda etsede, savunduğu kimyasalların öldürme fonksiyonları dolaylıdır, sinir sistemlerini tahrip etme tesirleri sarin gazı gibi kısa süreli olmasa da uzun vadede korkunçtur. Biber gazı Biber gazı, bir oleoresin kapsiyum bileşiğidir. Bitkiden etanol kullanılarak çıkarılan kapsiyum çözeltisi buharlaştırılır ve geriye kalan mumsu reçine, propilen glikol ile su içerisinde çözülür ve basınçlı hale getirilerek silahlara yüklenir. Burada en kritik olan nokta, bu gazın içerisindeki biber oranının ayarlanmasıdır. Ne yazık ki bu silahlar üzerine yazılan biber oranı, çoğu zaman gerçeği yansıtmamakta ya da yanıltıcı olmaktadır. (normalde ortalama yüzde bir oranında kapsiyum veya türevlerinin bulunması gerekir ve genelde maksimum yüzde beş konsantrasyona izin verilmektedir). Bu kimyasalın rengi, içerisine katılan biber miktarına ve diğer yan kimyasallara bağlı olarak değişebilmektedir. Biber gazı, basınçlı silahlarla fırlatılmaktadır. Dolayısıyla yakın mesafeden atıldığında gerçek bir silah gibi etki etmesi çok olasıdır. Bu sebeple bu gazın yerden en az 45 derecelik bir açıyla havaya atılması ve bu şekilde yere düşmesi gerekmektedir. Silahtan çıkan gaz kutusu sıcak ve hızlı olduğundan, kısa mesafede yanıklara, parçalanmalara ve ciddi beyin/görüş hasarlarına neden olabilmektedir.En belirgin etkileri gözlerin acıyla kapanması, nefes darlığı ve zorlanması, burun akıntısı ve öksürmedir. Etkileri gazdan gaza değişmekle birlikte ortalama 30-45 dakika boyunca sürebilmektedir. Ne var ki yan etkileri saatlerce sürebilir. Biber gazının özellikle astım hastaları için ölümcül etkiye sahip olduğu bilinmektedir. Az ölümcül silahlarla zafer kazanmış AKP polisi! Dünyada işkence alanında şampiyon olan böylesine bir gücün eline kimyasallar vermek, toplumun altına nükleer silah yerleştirmek demektir. Türk polisi hala dünyanın en kötü polisi olarak algılanmaktdır... AKP rejiminin kolluk kuvvetleri kısa zaman içinde, hacımsal olarak, dünyada, kendi toplumuna karşı zehirli gaz kullanma şampiyonu oldular...Türkiye bu gidişle yeni rekorlar kıracak, çünkü gaz ithal siparişleri artarak devam ediyor. TC polisi zaten toplumun en kötü kriminal, sadist, işkenceci unsurlarından oluşuyor, böyle bir gücün eline kitlelere karşı bu türden silahları verdin mi felaketler kaçınılmazdır. Dünyada hala en çok işkence Türkiyede yapılmaktadır. AKP ne kadar inkar etsede ve ufak tefek dayakları, uyandırma tokadını vs.. işkence saymasa da, Türk polisinin halka karşı uyguladığı baskı metotları, uluslararası normlara göre işkence kategorisine girmektedir. Prensip olarak, derecesi ne olursa olsun politik hedefler için kimyasal silah kullanmak, kimyasal silahın hafifi veya ağırı diye ayrım yapmak ve kendi halkına karşı, hafiftir bu, sıkarsam dağılır giderler, ceset fala yok...katliam yapmamışız, hafif bir biber kokusudur yani.. diye, taksim- gezi eylemlerinde kullanılan kimyasal gazları haklı göstermek ve akabinde Suriyede bunun bir derece daha tesirlisini kullandılar diye dünya savaşına çağrı yapmak kadar hipokrit bir davraniş olamaz...Günümüzde dünyanın dört bir yanında çok sayıda kimyasal kullanılmaktadır. Bunların hepsi ölümcül derecede tehlikeli olmasa da, bazıları bu etkiye sahiptir ve uluslararası yasalarca denetlenmekte ve yasaklanmaktadır. Bu müdahale araçlarından sıkılan su, saf su bile değildir ve içerisine kimyasallar eklenmektedir. Bu kimyasallar asit etkili olup, biber gazına benzer etkilere neden olur. Dolayısıyla bu araçlardan sıkılan suların vücutta kızarıklık, kabarma, şişme gibi etkiler yaratması kaçınılmazdır. Burada kritik olan nokta, bu aşındırıcı/yakıcı kimyasalların suya ne oranda karıştırıldığıdır. Çünkü bu kimyasalların miktarı artırılarak çok ciddi ve kalıcı hasarlar vermek mümkündür. Ayrıca kimi zaman bu suyun içerisine fiziksel aşındırıcı etkiye sahip mikropartiküller de katılabilir. Tıpkı ufak kum taneleri gibi olan bu parçacıklar, vücutta kesilmelere, yırtılmalara ve aşınmalara neden olabilir. Bu sebeple yüksek basınçla su sıkılmasını zararsız görmemek gerekir. İktidarın kullandığı kimyasal gazların bir çok hastaya,hamile kadına, kontakt lens takan insanlara büyük ölçüde zararları var. Ayrıca etrafa dağılan biber gazının, olaya dahil olmayan masum insanları etkilediğini,olay sırasında hayatını kaybedenleri,yaralananlar da var... Neo Osmanlıcılığın bir varyantı olan AKPnin ideolojisi tek boyutludur. Tek renk, tek din, tek bayrak, tek dil, tek eğilimde kendi taraftarlığı dışındaki her şeyi tekfir şemsiyesi altında kıymaktır. Sözde özgür Suriye ordusu dedikleri katilleri himaye eden destekleyen Türkiyedeki halkın malı ve parasıyla bu katil gerici yobaz ve kan icen çeteleri siyasi ekonomi ve lojistik olarak destekleyen ve himaye eden Türk islam rejimidir. Din, etnik yapı ve mezhep ayrımcılığı bunlar için sadece ağababalarına sunulacak hizmet için bir kılıftan ibarettir; Suriye’ ye yönelik büyük babaların operasyonları şimdi açmaza girdiğine göre geriye AKP’deki şahinlerin zorlamasıyla Türk ordusunu bu savaşa sokmak kalmaktadır. Sevgi ve Saygılarla Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey ---------------------------------------------------------------------- Esin Duran, Selda Suner, N. Gök, Ferdi koçkar Yeliz seren S. Aktaş Pelin Moda, Bedri Engin, Nazmi Dogan, Sevda Suner R. Adalı Sezer Aşkın, H. Datvan, Salih Demir, Nizamettin Duran A. Demir hasan kayısoğlu Melahat Baykara, ismail çekmez. Aydin Nizam Uğur Demir Ismail B. Cenk, Tekin Balkic Selma Altuntaş, Murat Koç Filiz Serin, Nedim Serin, Vedat Koçak, Salih Birdal, Erdal Cömert Ismail Bulak Ahmet Meriç Mustafa Gur, Hasan Zafer Bahar Ünsal Osman B. Ayse bahar Metin Maslak H. Maslak Dilek Solak zeynep içkaya Sevda maslak Sercan Gezmiş Aynur Balkaya İpek Doğan Nazım Doğan Murat Doğan esin erkan Beyhan erdem n. erdem İsmail Deniz Ayten BARAK Ugur Birdal Ahmet Tan İsmet Yelkenci Yıldırım Kongar Selma Kongar Birol Aytekin Hatice Gül Ibrahim Erkin Kemal erdem Rıza Akdemir Mehmet Coskun Hüseyin demir fethi killi Yeliz Ender Mustafa Ender Ugur Basak Kemal Dektaş Ayten Ilkdal Nuri Aktanır Metin Koc Sevgi Ender Burhan Kulakçı Oğuz Duran Burcu Kanter Aysel kanter Erol kanter Layla SOLGUN M. Oktay Kemal Aktas Yelda tekinoglu Orkun Keskin T. Vural Oğuz şen Nur Şen Ismail çaykara Burhan Orkal D. Kahan Seher Yıldız Esra akkaya Mehmet Uzan Yeliz IŞIK Seyhan İlknur Osman Çekiç esma yıldız Murat Çetindal Ali OkyarMusa Tekin Aslı Birdal Nazmi Doğan İnci Gür L. Okar Mustafa Karkaya Omer Aytac Mürsel Bozkır Zeynep Şengül Gülcan Iğsız Murat Nidar şemsi Kaya Ayten Ekşi, Eda leman nermin ışıl D. Polat Kadir Erdem Serdar OKTAY Mehmet Özdemir Mustafa Erkan Nuri AKTAS Emine AKTAS O. Kadir Ergun Metin Kurca Sedat Isiklar Filiz Bag Kadir Baskale Sevim Varlik Hasan Mesut Akkaya Necmi Guler Erhan Isguz Meral Okur Bilge Okyaz. Kemal Koç L. Mirakoğlu Oktay Kızılcık Mehmet Yavuzgil Erdal Polat Hüsnü oktay k. Sankay Ahmet tekin. Semra Kaya Mustafa Çiçek Kayhan Göçkaya Erdal Solgun Mehmet Solgun Esra Solgun N. Altik Oguz Karakış Leyla Mert Işık mert D. Öksüz Erdem Yılmaz Ayse Eltan S. Guner M. Deniz Ok Mehmet İnce Huseyin Cinar Meltem Cinar Berk Cinar L. Demirkaya Huseyin Çilek Ayten Irmak D. Okdere Ali Uskan Berdan Temiz. H. Baskale Murat Gülay Esra Gülay Mustafa Akyol A. jale Kol M. Kol Tamer Oktay Aslan Burukoglu I. Demir Nurettin Akdal Uzan Kara ismail Igdır Ali Serin, Gül Akın, esra Serin Nuri Şen Hasan.Y. Balci Mehmet Yucel İsmet C. Koray salih Söğütlü Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay Ali Dem. Sarahoğlu Ayten Karaman, Mehmet Azal L. Uzan, Harun Tabaklı Ertekin Sancak, mehmet değerli. Kemal Güler, Zeynep Güler B. Urak *********************************************************************** TÜRKİYEDE HALKA KARŞI KULLANILAN KİMYASAL GAZLAR YASAKLANMALIDIR. Zehirleyici bir kimyasal olan biber gazı ve benzer maddelerin, kamu sağlığına etkileri sebebiyle, kullanımdan kaldırılmasını istiyorum http://www.change.org/tr/kampanyalar/t-c-i%C3%A7i%C5%9Fleri-bakanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-polislerin-biber-gaz%C4%B1-kullan%C4%B1m%C4%B1-yasaklans%C4%B1n#
mehemmed zaza
yok babam yok, bu eldeki malzemeden kimsenin hayrina bir sey cikmaz.biri peygamberlik iddaasin da digeri halifelik hülyasin da.hep beraber el acip yaradana yalvaralim da citayi daha fazla yükseltmesinler.