Berrin Sönmez
Aylardır gündemi işgal eden 9’uncu yargı reformu paketi Meclis’e sevk edildi. Yine her zamanki gibi tek karar vericili rejim, kendi yaptığı değişikliklerde yer alan Anayasa maddelerine bile uymadı. Saray erkanınca ye da saray kurullarınca hazırlanan paket, ara konak olarak Adalet Bakanlığına gönderilip oradan AKP Meclis Grubuna gönderildi. Ve TBMM Başkanlığına sunuldu. 3 Temmuz Çarşamba öğleden sonraki saatlerde edindik bu bilgiyi. Ve daha önemlisi TBMM Başkanlık antetli bir PDF dosya ile paketteki maddelere ilişkin bir bilgi notu ulaştı elimize. Ayrıca pakete ilişkin genel gerekçe de bir Word dosyaya ulaşıldı. Yanlış anlaşılmasın iktidar ya da TBMM yönetimi saydamlık adına kamuoyuna duyurmuş değil. Gazetecilik başarısıyla elde edildiler. Bilgi kaynaklarına erişme yöntemlerini iyi bilen gazeteciler ve genç, acar muhabirler, demokrasinin bunca aşındığı ülkede hala beşinci kuvvet olmayı önemsiyor, mesleğin hakkını veriyor. İyi ki mesleğin öneminin farkında bağımsız gazeteler, yayın organları ve gazeteciler, haberciler var, hepsine minnetle hemen belirteyim ki perşembe günü öğle saatlerinde yazıya oturduğumda halen paket metninin imzalı hali Meclis sitesinde yer almamıştı. Rejim bizi kör kuyularda karanlıkta bıraktığı için el yordamıyla yön bulmak zorundayız. Salt elimize ulaşan bilgi notu ve genel gerekçe dosyasına dayanarak ilkin kadının soyadı hakkındaki düzenlemenin ne anlama geldiğine bakalım.
Hatırlanacağı üzere Nisan ayında Anayasa Mahkemesi’nin kadının soyadına ilişkin 2001 tarihli değişiklikle düzenlenen maddesinin ilk iki cümlesini iptal etme kararı Resmi Gazetede yayınlanmıştı. Konuya ilişkin pek çok haber ve köşe yazısı yayımlanmıştı gazetemizde. Bu yazı da onlardan birisi olacak kuşkusuz ancak kesinlikle tekrarı değil. Başlığa taşıdığım üzere cinsiyet temelli şiddetle kadının soyadı arasındaki doğru orantılı ilişkiyi göstermeye çalışacağım bugün. Ancak asıl konuya geçmeden önce hemen her yasa teklifiyle ilişkisi kurulabilecek AKP Meclis grubu işleyişine değinmek gerek. Antetli bilgi notunun içeriği, ilgili yasal düzenlemenin içeriğini, hazırlanışını ve amacını çok iyi bilen ve hiç bilmeyenlere kolayca anlayabilecekleri şekilde hazırlanmış bir metin. Buna göre ya Saray erkanı ya da ara konak dediğim Adalet Bakanlığında hazırlandığı izlenimi edindim. Komisyon toplantısındaki açık mikrofon kazasını hatırlarsınız. Hulusi Akar CHP önergesini beğenmiş, yerinde ve ihtiyacı karşılamaya uygun bulmuş ama reddedileceği bilgisi ona aktarılmıştı. Şimdi bu bilgi notuna ulaştıktan sonra tahminin benzeri bilgi notları ya da talimatların her bir yasa teklifinde, yargı reformu adını verdikleri değişikliklerde vekillere ulaştırıldığı yönünde. Hap gibi ellerine veriliyor ve kelimenin tam anlamıyla hapı yutuyorlar. Torba yasa teklifi usulüyle parlamento, böyle hap gibi metinlerle uyutularak işletiliyor olmalı kanımca. Son yıllarda yapılan her düzenlemede böylesi metinler salt Cumhur ittifakı vekillerine değil tüm vekillere gidiyor da biz ancak şimdi, gazeteciler sayesinde öğrenmişsek, muhalif partilerden, vekillerden bir açıklama beklemek hakkımız. Üzerinde daha çok konuşulması gereken u detayı şimdilik burada bırakarak asıl konumuza geçeyim.
Kadının soyadı hakkındaki AYM iptal kararının yok hükmünde sayıldığı bir düzenleme var karşımızda. Cumhurbaşkanı kararname yetkisine ilişkin AYM iptal kararları da aynı akıbete uğramış. AYM kararı yok sayıldığı gibi kararın gerekçesinde yer alan cinsiyet eşitliğinin sağlanması yönündeki ilerlemeci adım da (şimdilik) 23 yıl öncesine geri döndürülüyor. 2001 yılında Medeni Yasa değişikliği ile gerçekleştirilen soyadı düzenlemesi, o günün koşullarında tedricen eşitlikçi bir adımdı. Aradan geçen yıllarda Anayasaya giren eşitlik maddeleri doğrultusunda geride kalması gereken bir düzenleme idi. Kadının kendi soyadını kullanma hakkı şarta bağlanmıştı çünkü. Ve evlendiği erkeğin soyadının önünde yer almak koşuluyla kendi soyadını kullanabilmesi bile ayrıca özel başvuru gerektiren sınırlı bir özgürlük alanı olarak kadın erkek ayrımcılığının göstergesiydi. AYM iptal gerekçesi ise koşulsuz cinsiyet eşitliği gereği kadının kendi soyadını bağımsız ve tek başına kullanmasının yolunu açacak nitelikteydi. Oysa -yukarıda söz ettiğim- genel gerekçenin kadının soyadı bölümü yeni maddenin cinsiyet ayrımcılığı esası ile yazıldığın gösteriyor. Üstelik kadın erkek ayrımcılığının, aile bütünlüğü gibi muhayyel ve muğlak bir bahane ile adeta kutsandığını görüyoruz. Genel gerekçede teklifin 15’inci maddesi olarak yazılan kadının soyadı hakkındaki, bizi 2001’e geri götüren düzenleme için şu bahaneler gerekçe niyetine sunulmuş:
“MADDE 15- Maddeyle, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 187'nci maddesi yeniden düzenlenmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 22/2/2023 tarihli ve E: 2022/155; K: 2023/38 sayılı kararıyla, Türk Medeni Kanununun 187'nci maddesi iptal edilmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Söz konusu iptal kararı, 28/4/2023 tarihli ve 32174 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
İptale konu hükümde kadının evlenmekle kocasının soyadını alacağı ancak evlendirme sırasında evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuru üzerine kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabileceği belirtilmektedir. Buna göre evlenen kadın, evlendiği kocasının soyadını almak kaydıyla önceki soyadını da kullanabilmektedir. Anayasamızın 41 inci maddesinde ailenin Türk toplumunun temeli olduğu kabul edilmektedir. Ailenin önemi değerlendirildiğinde, anne ve babanın ayrı ayrı soyadı kullanmaları, çocuk üzerinde olumsuz etkiler doğurabilecek, çocuğun hangi soyadını kullanacağı ayrı bir tartışma konusu haline gelecektir. Bu durum, Türk toplumunun temeli olan aile bütünlüğüne zarar verebilecektir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesince iptal edilen kanun hükmü yeniden düzenlenerek evlenen kadının kocasının soyadını alacağı, ancak dilerse kocasının soyadının önünde önceki soyadını da kullanabileceği, kadının soyadı, kendi soyadı ile daha önceki kocasının soyadından oluşuyorsa bu soyadlarından sadece birisini evleneceği kocasının soyadının önünde kullanabileceği hüküm altına alınmaktadır.”
Madde gerekçesi yazmaya bile elimin varmadığı bu bahane keşke Anayasa m.41’in “eşlerin eşitliği” ilkesine yerilmemiş, görünüşe bakılırsa. Kesin konuşmak için hala teklifin tam metnini görmeye ihtiyacımız olduğun bir kere daha belirteyim. Aile bütünlüğü içinde çocuğun ve ananın korunmasından söz ediliyorsa eğer yurttaş olarak kadın erkek eşitliği de evlilik birliği içindeki eşlerin eşitliği ilkesi de yok sayılıyor demektir. Ancak yine de bahaneye 41’inci madde dayanak gösterilmiş. E, AYM iptal gerekçesinin dayanağı da aynı madde… Söz konusu kadın ve kadının hakları özellikle de soyadı olduğunda yasa maddeleri sağdan sayınca farklı soldan sayınca farklı çıkıyor anlaşılan. AKP iktidarı kadına, erkeğin soyadını kullanma dayatmasında neden bu kadar ısrarcı? Y. Tunç’un sosyal medya paylaşımında belirttiği ailenin “güçlendirilmesini sağlayan” bir madde olduğu iddiası doğru mu? Hele de aynı paylaşımda ifade ettiği gibi gerçekten “temel hak ve özgürlüklerin korunmasını ve genişletilmesini sağlayan” bir madde mi? Cevaplarımı şöyle sıralayabilirim.
Öncelikle yıllardır yazdığım gibi aile korumacı, kutsamacı bakış açısına sahip kişilerin aile kelimesini, erkek egemenliği anlamına gelen bir şifre sözcük olarak kullandıklarını düşündüğümü bir kere daha belirteyim. Madde 15 gerekçesinde yer alan aile bütünlüğü ifadesi de ailede erkek egemenliğinin tahkimi anlamına geliyor. Buna göre AKP’nin erkeğin soyadı dayatmasındaki ısrarı kadın erkek eşitliğine inanmayışından kaynaklanıyor. İnanmamaktan öte eşitlik karşıtı tutumunun altında binlerce yıl önce kurgulanmış ataerkil cinsiyet rollerini, yaratılışın gereği zannetme cehaleti yatıyor. Tüm tek tanrılı dinlere olduğu gibi İslam’a da egemen olan ataerkil cinsiyetçilik iktidar mensuplarının zihniyetini de kuşatmış halde. Otoriter devlet ve otoriter din iktidarlarının eril pazarlığı uyarınca ailede erkek otoritesini tanımasıyla ilişkili. Günümüzde kadının evlendiği erkeğin soyadını alması usulü doğrudan doğruya erkek otoritesinin kadın tarafından tanınması, boyun eğilecek bir güç olarak kabul edilmesi anlamına gelen sembolik öneme sahip. Peki Tunç’un belirttiği gibi gerçekten ailenin güçlendirilmesi anlamına mı gelir dersek tama tersinin gerçekleştiğini gördüğümüz gerçeğine hepimiz yaşarken tanığız. Kadınlar insanlık onurunun kendileri için de geçerli olduğunu onurlarına sahip çıkarak gösteriyor. Hür ve eşit insan olma onurunu yaşamlarının her aşamasında kendi karalarını alarak göstermek için gereğinde canı pahasına mücadele ediyor. Bakanın iddiasının aksine kadınların eşit insan haklarını tanımayan düzenlemeler kadını aile içinde ikincilleştirdiği ve kadınlar buna itaat etmediği için aileler sarsılıyor. Kadın haklarının geçerli kabul edilmediği aileler parçalanıyor. Bakan hayal görüyor, zamanın akışını tersine çevirmek istiyor iktidar. Bu politikalarla cinsiyet temelli şiddeti teşvik ediyor, şiddet faillerini kışkırtan politikalar üretiyor.
Kadına şiddetin ve en acısı kadın cinayetlerinin cins kırım boyutuna varması, kadının kimliksizleştirilerek ikincil konumda sabit tutulmak istenmesiyle doğrudan ilişkili. Kadınlar içine doğduğu veya içine kabul edildiği ailesinin soyadını ömür boyu kendi soyadı olarak kullanma hakkına sahip değil. Bu hak sadece erkeklere tanınmış halde. Ve yeni düzenlemede bu hali sürdürmek, erkeklerle kadınlar arasındaki soyadı eşitsizliğini pekiştirip kalıcı kılmak için yazılmış. Kadın evlenince soyadı değişiyor, ya da son 23 yılda olduğu gibi erkeğin soyadını, adına eklenen bir kuyruk gibi takınmak zorunda bırakılıyor. Yaşamı boyunca kimliği defalarca değişebiliyor kadının. Soyadı değil sadece aynı zamanda nüfus kütüğü de sürekli değişiyor. Kadının haberi bile olmadan nüfus kütüğü oradan oraya fırlatılıp atılıyor, devlet tarafından. Kadının kimliksizleştirilmesi hatta kadının soy bağı hakkının çift yönlü, alt ve üst soya yönelik olarak yok sayılması anlamına geliyor. Bu arada kimisi kızlık, kimisi bekarlık soyadı demeyi seçiyor olsa da bana göre o evlenmeden önceki soyadı filan değil doğrudan kadının kendi soyadı olarak isimlendirilmeli. Temel hakların korunması ve geliştirilmesi değil bu yasal düzenleme bu haliyle yasalaşırsa kadın haklarının bir kere da aşındırılması ve daraltılması sonucunu verecektir.
Kadının soyadı ve kadın cinayetleri arasındaki ilişkiye gelince bu bir sahiplik ilişkisini ima eder. Kadın evlendiğinde kendi soyadı yerine erkeğin soyadını aldığı azman baba ailesinde bir “meta” iken yeni durumda koca ailesi için bir “meta” haline dönüşüyor. Her halükarda kadın meta olarak görülünce kendi kararlarına alma hakkı tanınmadığı gibi kendisini kadının sahibi olarak gören erkek kadının hayatına dair karar verme hakkının kendisine ait olduğu fikrine kapılıyor. Bu durum yarattığı cinsiyet eşitsizliği nedeniyle eşitsizlikten kaynaklanan eril şiddeti körüklüyor. Giderek erkek kadının yaşam hakkına da hükmedebileceği, bunun kendisine kocalık hakkı olarak tanındığı fikrine kapılıyor.
Soyadı kanunun kabul edilişi insanların tebaa değil yurttaş olduğu ön kabulüne dayanır. Devlet kendisine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesi eşit yurttaşlar ve özerk hukuk öznesi bireyler olarak gördüğünü açıkça ilan etmiş ve herkesi bu yasayla bağlamıştır. Kadının insan hakları bağlamında kendisinden esirgenmiş ve özerk hukuk öznesi birey sayılmak yerine kocaya ve onun ailesine özgülenmiş bir insan olarak kabul edilmesine itirazdır, soyadı bağımsızlığı mücadelesi. Eşit yurttaşlar olmanın gereği kadının hayatı boyunca ailesine özgü kendi soyadını taşıma hakkı teslim edilmelidir iktidar tarafından. TBMM görüşmelerinde paketteki 15’inci madde ya geri çekilmeli ya da eşitlik gereği kadının kendi soyadını bağımsız olarak medeni halindeki değişim ne olursa olsun sabit biçimde kullanmasını saylayacak şekilde yeniden yazılmalıdır. Aksi takdirde kadına şiddetle mücadelenin başarıya ulaşması mümkün olamaz. İktidar şiddetle gerçek anlamda mücadele ediyor olsaydı bile koruma yasası etkin uygulanıyor olsa bile evlenen kadın kocanın soyadını aldığı sürece erkek tarafından hayatına hükmedebileceği bir nesne olarak görülmeye devam edecektir. Kadın cinayetlerinin cins kırım boyutuna ulaşmasından kadını nesneleştiren soyadı dayatması gibi çeşitli ikincilleştirme yolları şiddetin asıl faili olarak görülmeli. Toplumsal yaklaşımlara bu yönden bakarak tıpkı soyadı gibi benzer uygulamaların eşitlik yönünde değişime uğraması için çalışmalar sadece kadın hareketinin uğraş alanı değil hukukun, yasa yapıcının temel meselesi sayılmalıdır.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları


































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025