Berrin Sönmez
Aileyle bayramlaşınca dargınlıkların, küskünlüklerin giderileceği varsayımı ya da umudu ama her halde daha çok klişesi demek yerinde olur, mümkün mü sahiden? İçinden şiddet geçen ailelerde çocuklar büyüyüp, yetişkin insanlar olunca bir el öpmeyle anne-baba şiddeti kelebekler gibi kanatlanıp uçar gider mi o yetişkinlerin çocukluğundan? Peki ya içinden şiddetin bir türlü geçip gitmek bilmediği ailelerde bayram sabahı yaşlı, genç, çocuk en iyi kıyafetlerini giyinip, kuşanıp tebrikleşince bir anda buharlaşır mı o şiddet? Cevaplayamadığım sorular.
Belki çoklarınca cevap aranması bile gereksiz. Hatta belki bunlar mantıksal tutarlılıktan yoksun, soru bile sayılamayacak hezeyanlardır, bir anda aklıma üşüşüveren. Bilmiyorum. Bildiğim iki şey var. Birincisi aile içi şiddetin devasa bir olgu olarak karşımızda duruyor oluşu. İkincisi bir kurum olarak ailenin, içindeki bireylerden ve yaşanmışlıklardan bağımsız olarak, bizatihi kendisi bir varlıkmış gibi öne çıkarılıyor oluşu. Gün, bayram günü olunca haliyle takılıyor aklıma yukarıdaki sorular. Hayatın olağan akışı içerisinde insanlar arasındaki ufak tefek kırgınlıklar bile aile içinde yaşandığı takdirde bireyin kişiliğini olumsuz etkiler, ruhsal bütünlüğünü yaralarken, gördükleri şiddet, çocukların geri kalan hayatını nasıl şekillendirir? İki anlamda da düşünmek gerekiyor, gördükleri şiddet sözünü. Hem tanık olma hem de maruz kalma. Maruz kalma ve tanık olma dışında bir de yansıması var o şiddetin. Şiddet gören kadının, çocuğuna şiddet uygulaması gibi… Sonsuzca uzanan bir sarmala dönüşüyor şiddet, hayatın her alanında. Ve başladığı yer aile, ev.
Ev içi şiddetin önlenmesine yönelik sözleşme ve yasa ise aileyi parçalayan, yok eden yasa ve sözleşme olarak adlandırılıyor bu ülkede. Sadece sokakta, kahvehanelerde değil bakanlık koridorlarında, basın açıklamalarında bile yer alıyor kadına yönelik şiddetle mücadele yöntemlerinin, ev içi şiddeti önleme çabalarının aileye zarar verdiği yönündeki beyanlar. Hatta sempozyum bile düzenlenmişti bu konuda hatırlarsınız. Sempozyum ne kelime, uluslararası sempozyumdu, o. Neyse, teker teker kimlerin neler söylediğini saymaya kalksam bu yazı bitmek bilmeyen yılan hikayesine döner. Gerek İstanbul Sözleşmesine gerek bu sözleşmeye dayalı şiddet yasasına (6284) “aileyi parçaladığı” iddiasıyla karşı çıkanların, tedbir kararlarına itiraz ettiklerini belirtelim kafi.
Yasa ve sözleşmeye göre şiddetle mücadele için uygulanması gereken iki ayrı tedbir kararı var. Birisi önleyici tedbir kararı diğeri koruma tedbir kararı. Şiddetin varlığını biliyorlar, şiddet sonrası cezalandırmaya da açıkça karşı çıkmıyorlar ama şiddetin önlenmesi için alınan tedbir kararlarına itiraz ediyorlar. Koruyucu ve önleyici tedbir kararlarının ve bu kararlarda kadın beyanının esas alınmasının, aileyi parçaladığı iddiası, aile içinde yaşanan şiddetle mücadele edilmesine itiraz anlamına geliyor. Şiddet sonrası cezalandırma bir şiddetle mücadele yöntemi olarak son derece yetersiz. Yapılması gereken şiddeti önleyecek tedbirlerin alınmasıyken yasa ve sözleşmeye önlem alarak aileyi parçaladığı savıyla karşı çıkış, hangi aile sorusuyla yüzleşmeyi gerektiriyor. Toplumun temeli olduğu iddia edilen aile, içinde şiddet yaşanan aile mi ki şiddetle mücadele mevzuatına “aileyi dinamitlediği” hezeyanıyla karşı çıkılıyor? Yok eğer ev içi şiddetin yaşanmadığı aile ise savunduğunuz o vakit şiddetle mücadele mevzuatına niçin karşı çıkarsınız?
Ağustos ortasına geldik, önümüz Eylül. Göz açıp kapayana kadar geçer o da. Ekim başına tarihlenmiş pek çok yasal düzenleme beklentisi biriktirildi, iktidar tarafından. Nafaka, erken evliliklere af, şiddetle mücadel mevzuatında değişiklik gibi konuların hepsi aile kurumuyla ilişkilendirilerek sürdürülen kampanyalarla, toplumsal talep izlenimi yaratmayı hedefliyor. İktidar yasaların uygulanması konusunda siyasi irade göstermediği için kamu görevlilerinin gösterdiği zafiyeti ve yargının içine düştüğü açmazı derinleştiriyor bu beklentiler. Yasaların uygulanmasında zaten sorun vardı. Üstüne bu yasaların değişeceği beklentisinin iktidarca beslenmesiyle kadınların hayatı giderek daha güvencesiz oldu.
10 Ağustos tarihli haber, tedbir kararlarının gerektiği şekilde uygulanmadığını gösteriyor. Pek çok kadın gibi Fatma Hülya Yıldız da aileyi parçaladığı iddia edilen tedbir kararı uygulanmadığı için öldürüldü. İçindeki insanı, kadını ve çocuğu değil aileyi önceleyerek tedbir kararlarına karşı çıkanların payı yok mu şimdi bu cinayette? PTT’de çalışan Fatma Hülya Yıldız işe gelmedi. Arkadaşları polise bildirdi. Çilingir yardımıyla eve giren polis, Yıldız’ın cansız bedeni ile karşılaştı. Kafasına poşet geçirilen Yıldız’ın başının sağ tarafında sert bir cisim darbesi ve sağ boyun kısmında kesici alet yarası tespit edildi. Yıldız’ın bir süre önce eşinin kendisine şiddet uyguladığı gerekçesiyle boşanma davası açtığı, mahkemenin koruma kararı verdiği öğrenildi.” Bu beş satırlık kuru haberden bile yaşadığı şiddetin boyutu, öldürülüşünün bile işkenceyle gerçekleştirildiği fışkırıyor. Üstelik haberde katil erkek ne ismi cismiyle ne de işi, mesleğiyle anılmış. Yargı tedbir kararı verdiği halde devlet kadını şiddetten korumazken medya şiddet faili katil kocanın ismini titizlikle korumuş. Sahi kutsadığınız aile, erkeklerin katil, kadınların maktul, çocukların öksüz kaldığı aile mi? Değilse şiddetsiz aileler için şiddeti önleme ve şiddetle mücadele mevzuatına itiraz etmeyin.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025