Cennet USLU
Ülkede siyaset sağlı sollu olarak, hem sekülerler hem muhafazakârlar cephesinden bir sıkışma içerisinde. Ülke siyasetinde yaşanan bu sıkışma son tahlilde demokrasiye karşıt bir basınca dönüşmekte.
Bu sıkışma her meselede tarafların ne diyeceğinin en başından belli olduğu, aktörlerin meselenin içeriğine bakmadan “kime yarar” sorusuna göre refleks olarak pozisyon aldığı bir siyasi kilitlenme üretiyor. Ama asla verimli politikalar ve çözüm üretemiyor. Genellikle bu kilitlenme, bir süre sonra iktidarın hegemonik gücüyle aşılıyor; ardından bir sonraki kilitlenmeye kadar taraflar siperlere geri çekiliyor.
Geçen haftalarda uzun süredir ilk defa bir kilitlenme hükümetin geri adım atmasıyla sonuçlandı. Hükümete geri adım attıran ise karşı taraf değildi. Küçüklere yönelik cinsel istismar yasası olarak bilinen düzenlemeye, AK Partili veya destekçisi olan kesimlerden güçlü itiraz sesleri yükseldi. Yine de bu itirazların güçlü bir sese dönüşebilmesinde, Erdoğan’ın kızı sıfatını taşıması sebebiyle Sümeyye Bayraktar’ın KADEM’in başkan yardımcısı olmasının etkisinin altını çizmekte fayda var.
Çünkü epey bir zamandır AK Parti’de kendi üyeleri ve destekçilerinden yükselen farklı sesleri ve eleştirileri hızla kör bir linçe çeviren bir pratik gelişti. Parti “resmi görüşü” dışında ve ondan farklı çıkarılacak en ufak bir itirazın sahibi, Reis düşmanlığı ve hainlikle suçlanarak adeta AK Parti’den diskalifiye ediliyor. Küçüklere cinsel istismar meselesinde bu durum, KADEM’in de itirazından güç bularak yapılan içerden eleştirilerle ilk kez değişti.
Bir partinin kendini dıştan gelen eleştirilere kapatmasından daha vahimi, içerden gelen eleştiri ve farklı görüşlere kapatarak bunları bastırma yoluna gitmesidir. Kadro partilerinde, yani ideolojik partilerde bu durum yaygın olarak görülür. Ancak bir kitle partisinin böyle bir yolu seçmesi kendini çoraklığa mahkûm etmesi, kendini besleyecek sosyolojik girdiye sırt çevirmesi olur.
Siyaseti bir kör döğüşüne, bir inatlaşmaya dönüştüren sebeplerden biri seküler ve muhafazakâr kesimlerde yaşanan bir sıkışma halidir. Bu sıkışma seküler kesimde umutsuzluk, muhafazakâr kesimde ise korku kaynaklıdır.
Seküler kesimler 14 yıllık AK Parti iktidarından ve AK Parti’nin arka arkaya elde ettiği seçim zaferlerinden sonra, iktidarın değişebileceğine dair -- kısa süren 7 Haziran sevinci dışında -- herhangi bir umut taşımıyorlar. İktidarı seçimle değiştirebilecek bir seçmen desteğine asla sahip olamayacaklarını düşünüyorlar. Seküler kesimdeki umutsuzluk 15 Temmuz sonrası OHAL ile yürütülen icraat karşısında “artık seçimle de gitmezler” çıkarımıyla neredeyse kronik bir hale geldi.
Umut tükendiğinde tepki ya öfke-saldırganlık ve/ya nihilizm şeklinde yansıyor. Bu umutsuzluk, siyasi hedefi “düşmana ne kadar zarar verilirse kârdır” vizyonsuzluğuna hapsediyor.
Umutsuzluk öyle derin ki, bazıları AK Parti’yi iktidardan uzaklaştıracak son çare olarak -- 15 Temmuz’a kadar -- darbeden veya ülkeyi de yıkıma götürebilecek başka bir büyük başarısızlıktan veya felâketten medet umar hale geldiler. Seküler kesim bu umutsuzluk üzerinden kendini AK Parti’nin içinden çıkacak ve Erdoğan’a meydan okuyacak bir hareketi bekleme edilgenliğine veya ülkede işlerin kötüye gitmesinden -- örneğin ekonomik kriz çıkmasından -- mutlu olan patolojik bir ruh haline mahkum kılıyor kendisini.
Bu umutsuzluğun doğmasında, AK Parti’nin göz korkutan gücü ana faktör olmakla birlikte, iki dolaylı sebep daha var. Bunlardan ilki seküler kesimlerin eski rejimin gözde yurttaşları olma ayrıcalığını yitirmeyi bir türlü hazmedememiş, dolayısıyla performansa bağlı siyaset yapmaya direnç geliştirmiş olmaları. İkinci sebep ise, temsil edildikleri partinin siyaset üretme konusundaki beceriksizliği. CHP hem toplumun geneline hem kendi destekçilerine iktidar alternatifi olarak görülecek çapta bir umut verememekte.
Muhafazakâr kesimin sıkışmışlığı ise korku kaynaklı. Bu korkunun temeli, AK Parti’nin iktidardan düşüşüyle birlikte kazanımlarını yitirecekleri ve intikam duygusuyla kendilerine ağır bedeller ödetileceği varsayımında yatıyor. Kemalist vesayet rejiminde çevreye sıkıştırılmış toplum kesimleri AK Parti ile merkeze yürüdü. AK Parti iktidarı boyunca peyder pey artan bir sosyal-siyasal itibar ve güçlü bir toplumsal statü elde ettiler. Muhafazakârların bir kısmı ise ünvan, makam, mevki ve para da kazandı.
Siyaset bilhassa 2013’ten beri keskin bir kutuplaşma içine girdi. Karşılıklı olarak öyle sert bir politika güdüldü ki, bu durum iki kesim için bir orta yol veya ortak bir zemin imkânını sürekli tahrip etti. Kavga ve düşmanlığın boyutları öyle büyüdü ki, taraflar birinin “varlığı”nı diğerinin “yokluğu” anlamına gelecek şekilde okumaya başladı. Bu kutuplaşma her iki kesimin de daha radikal bir söyleme savrulmalarını kolaylaştırdı. Politikacılar bu kutuplaşmanın kendileri için işleri kolaylaştırıcı yönüne fazlasıyla kapıldı ve bu gerilimi tepe tepe kullandı.
Şimdi, muhafazakârların önemli bir kısmı AK Parti’nin iktidarı kaybetmesini kendileri için büyük bir tehlike ve felaket olarak görüyor. Kutuplaşma öyle keskin ve düşmanlık öyle büyük ki, iktidar değişikliğinin kendileri üzerinde büyük bir tahribat yapmadan mümkün olamayacağını öngörüyorlar. Seküler kesimde öyle bir öfke ve düşmanlık oluşturuldu ki, AK Parti’nin iktidardan gidişi ve yeni gelen iktidarla birlikte sarsıcı ve acımasız bir devri sabık dönemi yaşanacağından korkuyorlar. Bu yüzden pek çoğu kendi kaderini Erdoğan’ın kaderine bağlı hissediyor.
Bu korku, muhafazakâr kesimlerin Erdoğan’ın ve AK Parti’nin beğenmedikleri, içlerine sinmeyen, olağan koşullarda onaylamayacakları pek çok politikasına ya sessiz kalarak veya tribünler önünde destek olarak sahip çıkmasına zemin yaratıyor. İçlerine sinmeyen pek çok konuda ciddi bir eleştiri veya değişiklik talebinde bulunmuyor veya bulunamıyorlar. Bazıları ise karşılaştıkları, duydukları veya bildikleri pek çok problem, haksızlık ve usulsüzlük karşısında, ya bunların üstünü örtmeye veya bunları görmezden gelmeye dönük bir tutum geliştiriyor.
Bazıları bunun “doğru bir taktik tutum” olduğu bilinci ile hareket ediyor, yani yapılanı doğru bulmasa da bunu gereklilik olarak görüyor. Büyük bir kısmı ise normalde desteklemeyeceği, önceden karşı çıktığı veya yanlış bulduğu politikaları haklılaştırmanın bir yolunu bulmaya çalışıyor. Bu haklılaştırmada en çok başvurulan yöntemler ise Erdoğan’ın kurduğu “üst akıl” ve “herkes bize düşman” söylemi veya Erdoğan’a duyulan “o ne yaptığını biliyordur” güveni gibi görünüyor.
Son tahlilde, seküler kesimlerin “normal koşullarda” biz hiç iktidara gelemeyeceğiz umutsuzluğunun ve muhafazakâr kesimlerin AK Parti iktidardan düşerse mahvoluruz korkusunun karşılıklı olarak yarattığı sıkışma, demokratik bir sistem olanağının altını iyiden iyiye oymaya başladı.
AK Parti’nin ve Erdoğan’ın her geçen gün artan bir biçimde hükümet olmaktan devlet olmaya doğru evrilmesi ve daha fazla devletle bütünleşik bir hale yönelmesi, bu sıkışmışlığı ağır sonuçlar doğuracak bir evreye doğru hızla sürüklemekte. Mevcut durum bir tarafın umutsuzluğunu diğer tarafın korkusunu besleyecek güçlü sinyaller yayıyor.
İşte böyle bir iklimde “küçüklere yönelik cinsel istismar” meselesinde sekülerler ve bazı muhafazakârların ortak bir tutumda birleşmesi, cephelerde sıkışan insanlara temiz havadan alınan taze bir nefes gibi geldi.
Maalesef, arada sırada alınacak taze nefesler zehirli ortamın tahripkâr etkisini gidermeye yetecek güçte değil. Havayı sürekli temizleyecek daha sağlam ve kalıcı tedbirlere ihtiyaç var.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları





























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.03.2025
10.10.2020
28.09.2020
21.09.2020
24.02.2020
3.01.2017
24.10.2017
16.10.2017
24.09.2017